Cemre Ece, her zaman yaptığı gibi dersi biter bitmez, kampüsteki tüm öğrencilerin ortak uğrak noktasına gelmişti. Okula ilk geldiği günden beridir yapmayı en sevdiği şeyi yapıyor, kahve ve sigara eşliğinde insanları izliyor ve dinliyordu. Sıradan insanların gözlerinde büyüttüğü gündelik sorunlara zaman zaman özeniyor olsa da, içinde büyüdüğü yaşam şeklinden çıkıp başka bir habitata girmeye ne niyeti vardı, ne de onu o şartlarda düşmanlarının yaşatacağını düşünmüyordu. Özellikle kızların sevgilim beni aradı, aramadı, dersten geçtim, kaldım, sabah ne giysem, ilk date de bir erkek ne yaparsa o adamdan olmaz temalı konuşmalarını dinlerken, içinden gelen gülme isteğini bastırarak kendi kendine "Böyle iyi.." diye mırıldandı.
Cemre, abisinin, ablasının ve ikizinin aksine en fevri görünen ama en soğuk kanlı olan tipti. Kimse ona inanmasa da, içinde seri katillere taş çıkaracak bir acımasızlık taşıyordu. Herkes, tanıdığı bütün ailedeki kadınlar, mümkün mertebe uzun mesafe atışlarını tercih ederlerken, Cemre hep bıçaklarını kullanmayı sevmişti. Kan kokusunu ve sıcak teması seviyordu. Etrafında da bunun henüz farkında olan kimse olmadığına inanıyordu.
Sadece bıçaklarla arasının bu kadar iyi olduğunu gören ablası Neşe Elvan, üniversiteye girmeden önce ona şakayla "Doktor olsana sen, kesip biçmeyi seviyorsun." demişti. Ablasına aynı şekilde "Ben düzeltmeyi değil öldürmeyi seviyorum." diye karşılık vermişti ama, bunu kimse ciddiye almış gibi görünmüyordu. Cemre, büyük güneş gözlüklerini iyice yüzüne yerleştirip güneşli havanın tadını çıkartırken, ikiz kız kardeşi yanına gelip nefes nefese sandalyelerden birine oturdu. Kız kardeşinin görmeyeceğini bildiği için rahatça gözlerini devirdikten sonra, yüzüne kocaman bir gülümseme yerleştirerek "Eee sevgili ikizim. Panik atak krizi geçirmene ne sebep oldu? Öğretim görevlisi sevgilin mi? Kalmak üzere olduğun programlama dersin mi?" diye sordu. Ceren Eda, şımarıkça dil çıkartarak ikizine baktı ve "Kanka yemin ederim bu defa ikisi de değil." dedi. Sesini kısıp, Cemre'ye iyice yanaşarak "Asil abimle annem kapışmışlar." dedi. Cemre, güneş gözlüklerinin tepesinden, ikizine şaşkın bakışlarını gönderirken "Şaka mı? Asil abi anneme gık diyemez." dedi. Ceren kafasını sağa sola sallayarak "Valla abim bile aralarına girmemiş. Konunun ne olduğunu bilmiyorum ama bu konu öyle iş meselesi falan değil bence." diye karşılık verdi. Cemre'de tek bir mimik bile oynamayınca Ceren, derin bir nefes alıp vererek "Evet, Türkoğlu familyasının işlerine akıl sır ermeyeceğine göre, Türk kahvesi?" diye sordu. Cemre, ikizini başıyla onaylarken, gözüne kafeteryanın bahçesinin öbür ucunda bir adam takıldı. Aynı anda, yan masalardan birine heyecanla gelen bir kız heyecanla "Okula kimler gelmiş tahmin edin!" dediğinde Cemre, masadan kalkıp, kafeteryanın içine doğru girmeye hazırlanan ikizinin koluna yapıştı. Ceren, başta ne olduğunu anlamamıştı. Ancak ikiz kız kardeşlerin arasındaki sessizliği yan masadaki kızın "Türkoğlu ailesi gelmiş. Ay Asil Türkoğlu da gelmiş midir acaba? Plakalar hep Türkoğlu inanabiliyor musunuz?" diye sıraladığı cümleler bozdu. Cemre, gözlüğünü yavaşça kaldırıp kız kardeşine bakarak "Bu iş hayra alamet değil." diye fısıldadı.
Cemre, oturduğu yerden hızla ayaklanarak ikizini arkasında sürüklemeye başladı. Bahçenin öbür ucunda duran korumaya doğru ilerledi. Korumanın yanına iyice yanaştığında, abisinin adamlarından biri olduğunu fark eden Cemre korumanın gözünün içine bakarak gözlüğünü çıkarttı. "Abimler nerde?" diye sordu. Koruma, kıza cevap vermemek için emir almıştı. Cemre, ikizini göstererek, "Ceren burada seninle kalacak, arabaya götüreceksin. Abimler nerede?" diye ikinci kere, otoriter bir ses tonu ile sordu. Koruma, biraz ilerdeki fakülte binasını çenesiyle işaret ettiğinde Cemre, Ceren'e bakarak "Kanka boku çuvalla yedin. Uslu bir kız ol ve arabaya git. Ben de abimlerin hocayı biçmesini engellemeye çalışayım." dedi. Ceren, kafasını sağa sola korkuyla sallarken Cemre "Cereeeen!" diye sesini yükseltti. Ceren zorla yutkunarak "Tamam, gidiyorum." diye fısıldadı.
Cemre koşarak fakülte binasına girdiğinde, doğruca öğretim görevlilerinin katına doğru koşmaya başladı. Yıllarca fakültede soyadlarını gizlemeye çalışmışlardı ve Ceren'in aptallığı yüzünden bu özgürlük alanlarının da yok olmak üzere olmasına öfkeliydi. Basamakları çıkarken bir kaç kişiye çarpmış olmayı umursamadan yoluna devam etti. Cemre, içindeki öfkeyi ve öldürmekten aldığı hazzı susturmak için sürekli egzersiz yapan bir kız olduğu için basamakları nefes nefese bile kalmadan, büyük bir çeviklikle ikişer üçer çıktı. Hocanın odasının önüne geldiğinde Deniz Ege'nin adam öldürmeme beş var ses tonunu kapının dışından duydu. Deniz "Şimdi ben bacıma sarkan bu adama ne yapayım abi?" diyordu. Cemre, kapıyı kırarcasına bir hızla açarak içeri girdi ve kimsenin görmediğinden emin olarak kapıyı kapatıp içerden kilitledi. Kendisine dönmüş öfke ile bakan Asil ve Deniz'e elindeki anahtarı göstererek "Bir daha adam öldürürken kapıları kilitlemeyi unutmayın abi." dedi. Deniz, öfkeli bakışlarını adamın üzerinden çekip Cemre'ye yöneltirken "Ceren nerde?" diye sordu. Kız kardeşlerine bağırmaktan hoşlanmıyor olsa da sesi pek kontrollü sayılmazdı. Cemre iç çekerek kaşlarını çattı ve "Bahçeye diktiğin koruma ile birlikte arabaya gönderdim." dedi. Deniz Ege, yarım ağızla gülümseyerek "Onu yolladın buraya da bu iti elimden almaya mı geldin?" dedi. Bu it derken kaşlarıyla adamı işaret etmeyi de ihmal etmemişti. Cemre, kollarını bağlayıp kapıya yaslanarak bir Asil'e bir de abisine baktı. Omuz silkerek "Yoo. Aslında onun için gelmedim. Sadece, bunca zamandır yersiz ilgi görmemek için okulda kimliğimizi gizliyorduk. Bunu açık etmenizi istemediğim için geldim." dedi. Deniz Ege, kaşlarını çatarak önce öğretim görevlisine, sonra da kız kardeşine baktı. Asil, tek kaşını havaya kaldırarak "Yani bu Cengiz midir dengiz midir dümbük müdür her ne bokumsa, Ceren'in gerçek kimliğini bilmediğinde doğru mu söylüyordu?" dedi. Cemre kafasını ileri geri sallayarak "Evet doğru söylüyor abi. Ama yine de bunu öldürmenize karşı değilim.
Ceren'i elli kere uyardım. Bu adamda her sene aynı tantana. Evli olmasına rağmen sürekli öğrencilerle takılmak istiyor.
Ceren'de de şansını çok denedi ama istediğini alamadı. Çünkü bunun kızları götürdüğü her mekanda Ceren tanınıyor. Ondan Ceren'e bu kadar sardı.
Size de Ceren'i seviyorum, evleneceğim mavalı okuduysa ki Ceren'e okudu, külliyen yalan. Bu sapkın pisliğin ölmesi dünyadan bir pisliğin temizlenmesi anlamına gelir.
Ama bizim salak kız kardeşimiz hala bu adamın bu defa farklı hissettiğine inanıyor." dedi. Deniz Ege, kız kardeşinin bu soğuk kanlı anlatımını hayranlıkla dinledikten sonra "Sen nerden anladın bunun evli olduğunu?" diye sordu. Hiçbir hikayeyi tam anlamıyla doğrulamadan yargılamayı sevmiyordu. Cemre kıkırdayarak "Yüzük parmağına dikkatlice bakınca, yüzüğün olduğu yerdeki renk farkını görebiliyorum." dedi ve omuz silkti. Deniz Ege gülümseyerek "Şu kızdaki aklın yarısı bizim adamlarda olsa.." dedi ve sustu. Asil kafasını ileri geri sallayarak önce adama, sonra Deniz'e en sonunda Cemre'ye baktı. "Okulda öldüremeyiz." dedi. Adam korkmuş görünüyordu. "Öldürmeyin abi ne isterseniz yaparım. Ülkeyi terk ederim. Evlen derseniz boşanır evlenirim." dediği anda Deniz, hızla adama dönüp yüzünün ortasına sağlam bir yumruk geçirdi. Asil'e bakarak, "Duydun mu ibneyi. Bir de buna kız vereceğimizi düşünüyor." dedi. Cemre, çenesini tutamayarak "Aynen aynen, neler yapıyo piçler." dedi ve güldü. Deniz omuzlarını dikleştirerek telefonunu çıkartıp Emir'e bahçedeki korumalardan birini alıp gelmesini söyledi. Korumaların ikisinin yukarı gelmesi çok sürmemişti. Adamın gözünün içine bakarak "Emir, çocuklar bu iti alıp depoya götürsün. Sen de Ceren'i yanına al. Önce rektörü ziyaret edip baş sağlığı dileyin. Çenesini kapalı tutması için de ona güzel bir çek ve çiçek bırakın. Ardından da adamın karısına uğrayın ve yurt dışına gönderin." dedi. Emir kafasıyla Deniz'i onaylayarak "Tamamdır. Çocukları?" dedi. Cemre "Çocuğu falan yok. Karısı da zaten eminim duyunca iyi olmuştur falan diyecektir." dedi. Emir, kızla hiç göz teması bile kurmadan Deniz'e bakmaya devam etti.
Emir'in bu tavrı, Cemre'nin içinde bir şeylerin kırılmış gibi hissetmesine neden olmuştu. Çocukluğundan beridir hoşlandığı bu adamın kendisine arkadaşça bile yanaşmaması kalbini oldukça kırıyordu. Ama yıllar içinde bunu, soğuk kanlı maskesinin altına gizlemeyi başarmıştı.
Elindeki anahtarı evirip çevirirken abisi Deniz'in ve kuzeni Asil'in kapıdan çıkıyor olduğunu gördü. Abisi Emir'e bir şeyler buyuruyorsa, kendisinin de aynısını yapabileceğini düşünerek yüzüne her zamanki ifadesiz maskesini takındı. Gözlerine her zamanki ruhsuz bakışını yerleştirdi. Abisi kapıdan çıkar çıkmaz, boş bakışlarını Emir'in gözlerine dikerek adamın eline uzandı. Aralarındaki mesafeyi bir adım kısaltarak adamın elini açtı ve anahtarı avcunun içine bıraktı. Adamın eline dokunmak, bütün vücuduna bir sıcaklık yayılmasına neden olmuştu. Yanaklarının kızarmasına izin vermek istemediği için hızla elini adamın elinden çekerek "Bunda parmak izi var. Odanın bir kaç yerinde de olması muhtemel. Onları da halledin." dedi. Cemre'nin kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu. Daha fazla konuşmanın kendisine iyi gelmeyeceğini düşünen kız, saçlarını savurarak odadan çıkarken, yüzündeki soğukluk, soluk yeşil gözlerindeki boş bakış ve sabit kalan sesi adeta bir karlar kraliçesinin yüzünü ve sesini andırıyordu. Emir, kızın bu kadar soğuk kanlı olduğunu da ilk defa o gün fark etmişti. Cemre de Ceren de Tülay hanımın kusursuz genlerinden nasibini elbet almışlardı ama, Cemre'nin başka bir havası vardı. Kız kapıdan çıkmasına rağmen, oldukça pahalı olan parfümü havada asılı kalmıştı. Parfüm kokusu Emir'İn ciğerlerine dolarken Emir, zar zor yutkunarak "Kendine gel Arıkanlı. Kendine gel ve işini yap." diye mırıldandı.
Deniz, arabaya döndüğünde hala öfke doluydu. Kız kardeşine patlamak, bağırmak istemiyordu. Genç bir kızın kolaylıkla duygusallaşabileceğini biliyor olsa da, kendi kız kardeşlerinin farklı olduğu fikrine kendisini fazla kaptırmış olduğunu düşünerek kendisini suçluyordu. Tülay Sancaklı Türkoğlu kızlarını oldukça akıllı yetiştirmişti. Deniz, annesi duyunca ne tepki verecekti onu da bilemiyordu. Kafası karma karışıktı ve kız kardeşinin hıçkırmaları da sakin kalmasına hiç yardımcı olmuyordu. Derin bir nefes alıp vererek dikiz aynasından arka koltukta oturan kardeşine bakarak "Bana bak Ceren Eda Türkoğlu. Sakin kalmak için elimden geleni yapıyorum ama şu salak salak ağlamanla bana hiç yardımcı olmuyorsun. Adam evliymiş Ceren evli.
Ne yapacaktın? Kariyerini bırakıp aşığım ben diye ikinci kadın mı olacaktın? Evli haliyle kabul mü edecektin?
Seni seviyor olsaydı karşımda ne istersen onu yaparım abi diye zırlamazdı.
Biraz kendine saygın olsun Ceren. Bir adamın, gerçek bir erkeğin hayatında tek bir kadın olur. Başka da hiçbir şey için ikinci bir kadına ihtiyaç duymaz. O yüzden şimdi kes sesini ve otur. Eve gidince de olan biten her şeyi bir bir anneme kendin anlatacaksın." dedi. Ceren duyduklarının şoku ile boş gözlerle abisine bakıyordu. Bir yandan tüm bunları abilerinin nerden bildiğini merak ediyordu. Öte yandan ise abilerinin her şeyi bildiğini, bunu bilmelerinin nesinin garip olduğunu düşündüğü konusunda kendisini sorguluyordu.
Cemre, Asil'le aynı arabada giderken, gittikleri yolun farklı olduğunu görüp "Asil abi, nereye gidiyoruz? Burası bizim evin yolu değil ki." dedi. Asil gülümseyerek "Bir konuda yardımına ihtiyacım var. Ama kesinlikle aramızda sır olarak kalacak." dedi. Cemre "Bir şartla." dedi. Asil şartın ne olduğunu bile sormadan "Kart numaramı mesaj atarım hangi bıçağı istiyorsan sipariş et ve bana kargo bilgilerini at. Gümrükten geçirelim." dedi. Cemre "Anlaştık." diye karşılık verince Asil, "Bazen bizim adamları biçip yerine seni alasım geliyor." dedi. Cemre gözlerini devirerek "Benim de sürekli sizinle adam asmaca oynamaya gelesim geliyor ama götüren yok." dedi. Evdeki herkesin aksine Asil, kızın içindeki karanlık ruhu kolaylıkla okuyabiliyordu. Kuzenine alaycı bir bakış atarak "İçinde taşıdığın o karanlık seni yutmadan, sana öfkeni boşaltacak bir iş bulacağım Cemre. O zamana kadar herkesin gözünü boyamak için yüksek lisans yapmaya devam." dedi ve "Tabii Tülay yengem hala gönderecek olursa." diye ekledi ve arabayı bir çiçekçinin önünde durdurdu. Cemre, çiçekçiye bakarak yarım ağızla gülümsedi. "Yeraltı dünyasının en karanlık mafya babası bile birilerine çiçek göndermeye başlamış. Kurbağa yağmuru ne zaman başlar acaba." diye karşılık vermekle yetindi.