Ela, her akşam yaptığı gibi yine ofisine çıkmış çalışmaya devam ediyordu. Ofisinin karanlık havasını aydınlatan tek şey kulübün içinden gelen ışıklar ve odaya dolan boğuk müzik sesiydi. Alya ise erkek arkadaşından henüz ayrıldığı için evinde yalnız takılmak istemediğinden kalkıp Ela ile kulübe gelmişti. Ancak arkadaşının bu yoğun çalışmasından o kadar memnuniyetsizdi ki, arkadaşı ile kulübe geldiği için şimdiden pişman olmuş hissediyordu.
Ela, her zaman meşguliyetleri ile kendini oyalayan bir kadın olmuştu. Hiçbir zaman hiçbir sorunu ile yüzleşmemiş, her zaman hepsinden kaçmıştı. Yine çalışarak, öğlen içtiği kahveyi, Asil’i ve ölen adamları düşünmekten vazgeçebilmeyi ummuştu ve nitekim başarmıştı. Kapalı kapının çalmasıyla Ela, şaşkınlıkla havaya baktı. Alya ise belki bir hareket olur diye heyecanlanmıştı. Ela, "Girin!" diye karşılık verdiğinde Alya kafasını telefondan kaldırıp heyecanla kapıya bakmaya başladı. Kapı yavaşça aralandığında, takım elbiseli bir adam kapıda elinde kristal vazonun içinde kocaman bir çiçek buketi tutuyordu.
Adam içerde iki kadın görünce her ikisine de sırayla bakarak “Ela Erten.” dedi. Ela yerinden kalkıp çiçekleri adamdan aldı. Teşekkür edip masasının arkasına döndü. Alya, en meraklı haliyle çocukluk arkadaşının yanına yanaştı. Çiçekler, Ela'nın pek değilse de Alya'nın fazlasıyla dikkatini çekmişti. Beyaz zambakların kokusu odanın içine yayılıyordu. Alya, çiçeklerin kimden geldiğini deli gibi merak ediyordu. Ama Ela'nın alanına saygı duyduğu için henüz ne çiçeklere ne de zarfa uzanmamıştı. Ela ise, kendisine bir çiçek gelmesini beklemediği için, masanın ortasına bıraktığı bukete öylece bakıyordu. En sonunda Ela, iç çekerek çiçeklerin ön tarafında duran siyah zarfa uzandı. Notun üzerine adı gümüş rengi bir kalemle yazılmıştı. Ela, kartı okurken Alya, hala merakla kendisine bakıyordu.
Ela,
Gündüz şahit oldukların için üzgünüm. Sana fazlasıyla saygı duyuyorum. Sen istemediğin sürece de sana dokunulmasına müsaade etmeyeceğime söz veriyorum.
Asil Türkoğlu
Ela notun sonunda Asil’in adını gördüğünde kalbi yerinden çıkacak gibi atmaya başlamıştı. Not, gayet resmi bir dille yazılmış olsa da Asil gibi saygıyı talep eden ve kimseye nezaket göstermeyen bir adamdan nazik bir çiçek geldiği için şaşkındı. Asil, notunu ruhu, kalbi ve dünyası kadar karanlık bir kağıda yazarken, gönderdiği beyaz zambaklarla saflığı ve masumiyeti temsil etmişti. Ela bunu görecek kadar akıllı ve zarif bir kadındı. Sadece o kadar zarif olmaya hayatı boyunca hiç fırsatı olmamıştı. Ela, Asil’le kendisinin bu çiçekler ve bu not kağıdı kadar tezat olduğunu biliyordu. Yavaşça kağıdı zarfa geri koyup çekmecesine koyarken, arkadaşının sesiyle düşüncelerinden sıyrıldı. Alya, “Eeee kimdenmiş çiçek!” diye feryat etti. Ela, “Asil Türkoğlu. Sabah tatsız bir olay yaşadım... Ve.. Şey.. Yani bu durumdan beni çekip çıkarttı diyebilirim. Moral olsun diye göndermiş." diye küçükbir yalan söyledi. Gündüz başına gelenleri, neler olduğunu ve Asil'in gözünü kırpmadan adamları vurduğunu Alya’ya bile anlatmak istemiyordu. Her ne kadar Alya, onun çocukluk arkadaşı olsa da ağzı hiç sıkı değildi ve Ela, Asil’e ağzını kapalı tutacağına dair söz vermişti. Daha da önemlisi Ela, asla tutamayacağı sözler verecek türden bir insan değildi.
Alya kıkırdayarak Ela'ya baktı. "Türkiye'deki kadınların yarısı Asil Türkoğlu'ndan gelecek bir dal çiçek için neler feda eder bir fikrin var mı?" dedi. Ela, Alya'nın konuyu daha fazla deşeceğini bildiği için sadece omuz silkerek karşılık vermekle yetindi. Alya gözlerini kocaman açarak arkadaşına baktı ve "Sen delirdin mi? Söylediklerimde çok ciddiyim Ela. Bu adamın sana özel bir ilgisi var!" diye ciyakladı. Ela gözlerini devirip omuzlarını düşürerek "Alya, neden adamın sadece kibar bir adam olabileceği ihtimalini düşünmüyoruz? Belki de sadece naziktir. Belki de sadece moral vermeye çalışıyordur." dedi. Ancak söylediği şeyin külliyen yalan olduğunun ve Alya'nın haklılık payı olduğunun çok çok iyi farkındaydı.
Ela, biraz odasından çıkıp kulübün içine bakmaya, barın bir önceki gece adisyon ve faturalarını almaya indi. Barın arkasına doğru yürürken, gece, Ela’nın sevdiği kadar kalabalıktı. Kulüp adeta kaynıyordu. Bu kalabalıkta Asil’i düşünme ihtimali olmadığına kanaat getirmişti. Ela ne kadar kaçmaya çalışsa da, adam Ela'nın huyunu biliyormuş gibi kendisini bir şekilde hatırlatmayı başarmıştı.
Aynı zamanda Asil de Ela'yı görmek için mekana çoktan girmişti. Ela, barın arkasında, barmen kızla harıl harıl konuşuyorken Asil’i görmese de Asil çoktan Elayı görmüş ve gözleriyle takip etmeye başlamıştı.
Ela, sabahki olayları yaşamış, erken saatlerden beridir ayaktaymış gibi gözükmüyor, aksine muhteşem gözüküyordu ve bu Asil’e, adeta içinde bir kazan kaynıyormuş gibi hissettiriyordu. Ela, gülücükler saçarak çalışanlarla konuşurken ve kendisine sorular soran müşterilerle ilgilenirken, Deniz Ege de Emir de Asil’in bu kıskançlığının farkındaydı. Yanına yanaşıp bir şey demeye korkuyorlardı. Ancak birinin lafa girmesi gerekiyordu ve bu işi Deniz üstlenecekti. Asil, ikisinin gergin hareketlerini hisedince gözlerini Ela’dan zar zor çekerek omzunun üzerinden Deniz Ege ve Emir’e baktı. Emir, “Anasını satayım sen her defasında nasıl anlıyorsun!” dedi. Asil kafasını sağa sola sallayarak, “Senelerce eğitim alırken hepimizin bir anasını sikmedikleri kaldı, sen daha hala anlamıyorsan aklını sikeyim.” diye karşılık verdi. Deniz Ege, Asil’in gözlerinin içine baktığında Asil bu defa gerçekten çözülmesi gereken bir problem olduğunu anladı. Tek kaşını kaldırarak kuzenine her zamanki sorgulayan bakışlarını attı. Deniz Ege, öfkeyle solurken "Bu öğretim görevlisi Ceren'in kim olduğunu çok çok iyi biliyor gibi." dedi. Asil başını sağa sola salladı. Bir şeylerin yanlış olduğunun, adamın yeterince ürkmediğinin farkındaydı. Normal şartlarda Ceren'in duygusallaşarak adama herhangi bir şey söylemiş olabileceğini düşünürdü. Ancak Cemre, Ceren'in aksine kimliklerini gizleyip okulun içinde en azından arkadaş çevrelerinde rahat edebilmek konusunda oldukça hassas olduğu için, Ceren'in bir şey söyleyemeyeceğinden neredeyse emindi. Bir şekilde adamın bu bilgiye başka biri aracılığı ile ulaştığını en başından beridir düşünüyordu. Aklına gelen düşünce ile Asil, keyifle burnunu çekerken, dudağının sol kenarı şeytani bir biçimde yukarı kıvrıldı. Asil’in zeki ve oldukça acımasız birine ihtiyacı vardı. Kendi adamları, bir çok insanın aksine adeta bir robot kadar acımasız ve ahlaki değerlere sahip olmayan tiplerdi. Ancak aklına gelen kişi kadar etraflı düşünebilen ve zeki varlıklar sayılmazlardı. Gözlerini yeniden Ela’ya çevirirken kuzenine sordu.
“Cemre Ece.." dedi. Deniz Ege, gözlerini şaşkınlıkla açıp kuzenine bakarken Asil, Ela'nın yukarı çıktığını görünce mekanın içine doğru ilerledi. Localardan birine doğru hızla ilerleyip yavaşça yerleşti. Deniz Ege, sorularını sormak için içki servisinin yapılmasını beklemişti. İçki servisi hızla yapıldığında, garsonun cebine iyi bir bahşiş sıkıştırarak şişe bitene kadar masaya uğramamasını söyledi. Deniz Ege kendisine bir bardak içki alırken “Ne olmuş Cemre'ye?” dedi. Asil, kafasını keyifle Deniz’e çevirdi. Deniz, Asil’in gözünün içindeki şeytani ışıltıyı görmüştü. Çocukluğundan beridir her şey değişmiş olsa da, Asil’in bakışları ve ikisinin yakınlığı değişmemişti. Ve kız kardeşleri kendisine hala bebek gibi görünüyor olsalar da, aslında kocaman kızlar olduklarını ve bunu kabullenemediği gerçeği de aynı ölçüde değişmemişti.
Ebeveynlerinin aksine Deniz Ege de, Asil de kızın ne kadar akıllı ve soğuk kanlı olduğunun farkındalardı. Cemre Ece, yeraltı dünyası için biçilmiş kaftandı. Güçlü yapısı, herkesi ikna edebilmesi, otoriter ses tonu ve makul kararları ile aynı Tülay hanıma benzediğini düşünüyorlardı. Asil, yengesine baktıkça amcasının ne kadar şanslı bir adam olduğunu düşünerek yıllarını geçirmişti. Cemre gibi bir kuzene sahip olmanın da kendi şansı olduğunu düşünüyordu. Kızın talibi de çoktu. Ama bir gün taliplerden birini Cemre de kabul edecek diye Deniz Ege'nin de Asil'in de ödü kopuyordu. İkisinin de kız veresi yoktu. Asil, şeytani düzeyde ölümcül gülümsemesi ile kuzenine baktı. "Kız kardeşinin, ki aynı zamanda benim de kuzenim olur bilirsin, bizim adamlardan çok daha iyi iş çıkartacağını düşünüyorum." dedi. Aynı anda Emir, daha ilk yudumunu aldığı viskisini neredeyse püskürtme noktasına gelmişti. Boğazına takılan içkinin etkisiyle şiddetli bir öksürük krizine giren Emir, kendisini zar zor toparlarken Deniz Ege, Emir'e bakarak "Yavaş amına koyim yavaş. Hayvan gibi içiyosun." dedi. Asil, Emir'in bu haline anlam verememişti. Ancak özellikle Cemre'nin adı geçince ki gerginliği de gözünden kaçmamıştı. Yine de yanlış anlamış olabileceğini düşünerek Emir'i bu konuda bir süre daha izlemeye karar verdi. "Deniz, kabul etsen de, etmesen de, Cemre Ece Türkoğlu, Tülay Sancaklı Türkoğlu'nun birebir kopyası. Bu adamın bütün bağlantılarını bir bir öttürebilecek kadar acımasız.
Cemre, Ceren kadar narin değil. Gördüğüm kadarıyla da içinde devasa bir karanlık taşıyor. Bu yanını bilgisayar başında törpülemesi mümkün değil.
Arada bir ona bu tarz ufak tefek, kendini geliştirmesi ve karanlığının içinde yarattığı öfkeyi atması için iş vermeyi düşünüyorum. Tülay yengem de hayır demeyecektir. Ama yine de ben senin de gönlünün razı gelmesini istiyorum.
Onların yaşındayken biz neler neler yapıyorduk. Bırak kendilerini korumayı öğrensinler." dedi. Deniz, ne kadar istemese de, Asil'in haklı olduğunu biliyordu. Dedeleri bile, o yılların şartına rağmen kızlarını gözünü kırpmadan adam öldürebilecek, kendilerini ve çocuklarını koruyabilecek şekilde yetiştirmişlerdi. Anneleri bu kadar güçlü olan kızların, dünyadan bir haber yetişmelerini istemek, büyük haksızlık olurdu.
Ayrıca Deniz, çocukluğundan beridir bıçak koleksiyonu yapan kız kardeşinin bıçakları ile arasının ne kadar iyi olduğunu biliyordu. Gözlerini devirip gönülsüzce "Haklısın." dedi. Asil, keyifle başını ileri geri sallayarak Emir'e döndü. "Sabah erkenden hazır ol. Tülay yengeme gideceksin. Yüksek lisans programına devam edip etmeyeceklerini öğren. Etmeyeceklerse kayıtlarını sildirdiklerine emin ol. Özellikle Ceren'i gözünün önünden ayırma.
İşleri bittiğinde Ceren'in eve girdiğinden emin ol ve Cemre'yi alıp doğrudan bana getir. Gelirken en sevdiği bıçağını almayı unutmasın." dedi. Emir, Cemre ile, kısa bir süreliğine de olsa baş başa kalacak olduğu gerçeği ile yüzleşmekte zorluk çekiyordu. Ancak onun da en az Asil ve Deniz kadar maskeli bir yüzü vardı. O soğuk maskesini takınarak başıyla Asil'i onayladı ve "Hay hay patron. Anlaşılan yarın bebek bakıcısıyız ha?" dedi. Ses tonunun her zamanki zevzekliğine bürünmesine özen göstermişti. Deniz Ege kahkaha atarak "O bebek dediklerinden biri deccalin dünya şubesi Emir. Duyarsa boğazını kesip kapının önüne atabilir." dedi. Emir kıkırdayarak "Aynen aynen bak kestiler şuan. Yarı kilom kadar kız ne yapabilir ki?" dedi. Asil yarım ağızla gülümseyerek "Bizim kızlardan daha minik bir kız seni az daha paket ediyordu." dedi. Emir, Asil'in Ela'yı kast ettiğini anlamıştı. Gülümseyerek "O bir istisna ve sen bu istisna sebebiyle bu kıza takıksın." dedi. Asil, bardağındaki kehribar rengi sıvıyı tek dikişte bitirdi ve "Ela demişken, bakalım adamımız çiçekleri teslim etmiş mi?" diye sordu. Locadan kalkıp Ela'nın odasına doğru yürürken yüzündeki gülüşe engel olamamıştı.
Deniz, Asil’in arkasından basamakları çıkarken, aklı hala kız kardeşlerindeydi. Ceren'in her defasında başına bir iş açmasından memnun değildi. Cemre'nin de kendileri gibi ruhsuz bir katil olmasına hiç sıcak bakmıyordu. Asil, basamakları çıkarken aklında sadece Ela vardı. Kızın ışık saçmasını, müşterilerle ve çalışanları ile birlikte eğlenmelerini kıskanarak izlemişti. Bu anlar gözünün önüne geldikçe Asil, çenesini o kadar sıkıyordu ki, Asil’in neredeyse dişleri kırılacaktı. Ela’dan uzak durmaya çalışmak istiyordu. Yengesi de kızdan uzak durması konusunda gayet açık konuşmuştu. Ancak yasak olan her zaman Asil'e daha tatlı gelmişti. Yine aynısını yaşıyordu. Üstelik kıza her baktığında, Asil'in taşlaşmış kalbinde bir şeyler hareketleniyor, Ela'nın gülüşüyle, kalbindeki çatlakların arasında çiçekler açıyormuş gibi hissetmekten kendini alamıyordu.
Ela, bütün gece kafasını boşaltmak için fazla fazla çalışmıştı. Müziğin sesinin beynindekileri bastırmasını isteyerek aşağı bile inmişti. Ancak beyni, adeta Ela'ya oyun oynuyor gibiydi. Ela kendinden kaçmaya çalıştıkça, öğlen neredeyse öpüşüyor olacaklarını hatırlıyor, yaşananları aklından çıkarmakta güçlük çekiyordu. Ela, derin bir nefes verip önündeki kağıtlara döndü. Sistemden çektiği verilerle stok sayımlarını karşılaştırmaya başlamıştı. Gözlerini kağıtlardan ayırmadan, çekmecesinden sigarasını alıp, ince sigarasını parmaklarının arasına yerleştirdi. Çakmağına uzandığı anda çalan kapı kaşlarının çatılmasına neden oldu. Alya, Ela'nın duraksadığını görünce "Gel!" diye karşılık verdi. Ela ise kafasını kağıtlardan kaldırmadan sigarasını yakıp işine devam etti. Açılan kapıdan girecek herhangi bir Asil hatırlatmasına daha dayanabileceğini sanmıyordu. Alya yavaşça ayaklanıp "Şey ben çıksam iyi olacak sanırım." dediğinde Ela iç çekerek kafasını kaldırdı. Karşısında doğrudan Asil'i görmek ihtiyacı olan son şey olsa da başına gelmişti. Deniz odaya girmemişti. Alya odadan çıkıp kapıyı kapatınca Asil, “Çiçekleri beğendin mi?” diye sordu. Ela, Asil etrafındayken, adamın belanın vücut bulmuş hali olduğunu unutuyordu. Ela sigarasından derin bir nefes alırken, eliyle Asil'e oturması için koltuklardan birini gösterdi. Masanın arkasından çıkıp Asil'in hemen karşısındaki koltuğa oturduğu sırada Ela kendisine, mükemmel görünen, fazla yakışıklı bu adamın şeytan olduğunu içinden sürekli hatırlatmakla meşguldü. Asil sigarasını yakınca yüzündeki gülümsemeye engel olamadan “Evet, çok güzeller teşekkür ederim.” diye cevap verdi. Ela’nın yanakları pembeleşmişti ve Asil bu görüntüden fazlasıyla etkilenmişti. Kızın pembeleşen yanakları Asil’in kalp atışlarını hızlandırmaya yetiyordu ve Ela’yı daha fazla yanında istemesine sebep oluyordu. Asil kıza doğru eğildi. Ela, “Yine de, gerçekten gerek yoktu.” dedi. Adamın odanın içine yayılıp burnuna dolan portakal ve tarçın karışımı kokusunu almamaya gayret ediyordu. Bir yandan da bu kokunun hoşuna gittiğini biliyordu. Asil “Yapmak istedim.” derken omuz silkti. Ela gülümsedi ve “Asil Türkoğlu istediğini her zaman alır. Değil mi?” diye karşılık verirken tek kaşını da havaya kaldırdı. Asil, öngörülemez bir adam olduğunu düşünürken, Ela’nın kendisini bu kadar hızlı tanımasına şaşırmıştı. Yine de ifadesiz yüzünü hiç bozmadan gülümseyerek "Doğru.” dedi. Her kadına attığı çapkın gülüşünü atmaya çalışan Asil, Ela’nın karşısında içtenliğini saklayamamıştı. Ela, “Yazdıklarında ciddi misin?” dedi. Asil notu bizzat kendisi yazdığı için, hiç okuma ihtiyacı bile hissetmeden “Diğer kulüp kızları gibi değilsin. Diğer hiç bir kadın gibi olduğunu düşünmüyorum. Sen istemedikçe, sana dokunmam. Dokunmayacağım.” dedi. Cümlenin devamını söylemeye dili varmıyordu. Başka birinin ona dokunma ihtimalini düşünmek dahi istemiyordu. Bu düşüncesi ile çenesini sıkarken Ela “Ve başkasının dokunmasına da izin vermeyeceksin.” dedi. Hafifçe çenesini gevşeten Asil, kızın kendisini bu kadar iyi okumasına daha çok şaşırmıştı. Ela yavaşça arkasına yaslanıp bacak bacak üzerine atarken sigarasından derin bir nefes daha aldı. Dumanını havaya üflerken, Asil'in gözüne adeta izlenmesi gereken, kusursuz bir tablo gibi görünüyordu. Asil, basit bir takım elbisenin bir kadına bu kadar yakışmasını diğer kadınlara haksızlık olarak görüyordu. Oldukça klasik bir takım elbisenin içinde bu kadar güzel görünen bir kadının, bir davette ne kadar kusursuz görüneceğini hayal bile edemiyordu. Ela iç çekerek “Sonsuza dek bekleyeceksin.” dedi. Kızın bu iç çekişi Asil’i şaşırtmıştı. Ela’nın kendisine yakın olma isteği olacağını asla tahmin etmiyordu. Asil, kızın kusursuz fiziğine ve tek bir leke dahi barındırmayan mavi gözlerine bakarken, bir kez kızla birlikte olsa, bu kafa karışıklığından çıkacağını düşünüyordu. Düz bir ses tonuyla “Pek sabırlı bir adam olmasam da, sana değeceğini biliyorum.” dedi ve ayağa kalktı. Asil odanın kapısından çıkıp giderken, Ela onun yanından uzaklaşmasını izledi. Adamın her şeyinin kendisini etki altına aldığını bilen Ela, kül tablasına bıraktığı, neredeyse bitmek üzere olan sigarasından son bir nefes aldı. Kül tablasına sigarasını basıp söndürerek işinin başına dönmek üzere masanın arkasına geçti. Asil kapıdan çıkar çıkmaz Alya koşarak içeri girdi. İçeri girer girmez sorgulayan bakışlarını arkadaşına yöneltmeye başladı. Ela, Alya'nın bakışlarını görmezden gelerek, Asil'le yaptığı konuşmadan kafasını uzaklaştırmak için kafasını kağıtlarından kaldırmadan işine devam etti.