Evlilik Meselesi

2386 Words
Deniz Ege, Tülay hanımın Labirent'teki ofisinde yer alan masaya yaslanmış, kollarını bağlamış vaziyette öfkeyle bekliyordu. Asil ise Deniz Ege'nin aksine kendisini oldukça rahat hissediyordu. Asil, Tülay hanımın fevri kararlar alan bir kadın olmadığını bilirdi. Bir karar alıyor ise bunun haftalarca düşünülmüş olduğuna da emindi. Ancak Deniz Ege, ilk defa tam aksini düşünüyor gibiydi. Söz konusu kız kardeşleri olunca, ki son sefer yaşananlardan sonra konunun Ceren olduğu su götürmez bir gerçekti, Deniz Ege kaplan kesiliyordu. Kız kardeşlerini hala korunmaya muhtaç birer bebek gibi görüyor, evlenmeleri ya da bir sevgililerinin olması ihtimali bile canını fazlasıyla sıkıyordu. Annesinin ise Ceren için bir evlilik kararı almasından fazlasıyla korkuyordu. Tülay hanım, yer yer oldukça gelenekçi bir insan olabiliyordu ve bu gelenekçiliğin kendisini ya da kız kardeşlerini mutsuzluğa itme ihtimalini düşünen Deniz Ege iyice delirecekmiş gibi hissediyordu. Deniz Ege, sıkıntıyla oflayıp puflarken, Asil, bir kolunu hafifçe silkeleyerek saatini açığa çıkarttı. Yavaşça saatine bakarak bir sigara yaktı. Yaktığı sigarayı kuzenine uzatıp almasını beklerken "Boşuna delirme. Konu her ne ise Tülay yengemi o yoldan döndüremezsin. Karar verdim diyorsa, haftalarca düşünmüş demektir. Ceren için verdiği kararı da çok daha erken, bu olaydan çok daha önce almış demektir." dedi. Deniz Ege, öfkeyle soluyarak kuzeninin elindeki sigaraya uzandı. Ne derse desin, ne düşünürse düşünsün öfkesi dinmek bilmiyordu. İki kuzen, sessiz bir bekleyiş içindeyken, ofisin kapısı yavaşça aralandı. Kapıdan içeri Tülay hanımın girmesini bekliyorlardı. Zira Tülay Sancaklı Türkoğlu dakikliği ile tanınırdı. Ancak kapıdan içeri giren Neşe Elvan'dı. Deniz Ege, ablasını görünce, ne hissedeceğini şaşırmıştı. Öfke duygusu, merak duygusu ve şaşkınlık duygusu adasında dalgalanmalar yaşayan bir ruh haline bürünmesi sadece saniyeler içerisinde gerçekleşti. Kızlar kulüplerin işleri ile alakadar olmaktan pek hoşlanmazlardı. Ailelerine ait kulüpler, onlar için sadece güvenle ve magazinsiz eğlenebilecekleri yerler olmaktan öteye geçmiyordu. Hepsi kardeşleri kadar iyi eğitilmiş olsa da, sanki sözleşmişler gibi kulüplerden uzak duruyorlardı. Neşe Elvan Labirente son geldiğinde, içeride yapılacak bazı değişiklikler için mekanın krokisini almak niyeti ile gelmişti. Kulüple ilgili yapacağı ilk ve son iş olduğunu üzerine basa basa söylemişti ki Neşe Elvan, en az annesi kadar despot, babası kadar da dirayetli bir kızdı. Asil de en az Deniz Ege kadar şaşırmış olsa da, kendi şaşkınlığını es geçerek kendisinden sadece bir yaş kadar büyük olan kuzenini selamlamak için ayağa kalktı. Neşe Elvan, yeraltı dünyasının gördüğü en güzel kadınlardan biriydi. Soluk yeşil gözlerini annesinden almıştı. Üzüm siyahı, upuzun, kıvırcık saçları ise babasının kusursuz bir kopyasıydı. Yaptığı antrasit tonlarındaki dumanlı göz makyajı, Neşe Elvan'ın on yıldır değişmeyen tek şeyiydi. Uzun kirpikleri ile dumanlı göz makyajı bir araya geldiğinde gözleri yeşilin en tatlı tonuymuş gibi görünüyordu. Şekilli ama ince sayılabilecek dudaklarını bazen, çok pastel ve doğal bir tonda bir rujla örtüyor, bazen de basit bir parlatıcı sürüp geçiyordu. Neşe Elvan, iri yapılı sayılamayacak kadar zayıf, minyon sayılamayacak kadar da uzun boylu olan bu genç kadına, bilinen tüm markalar, çok küçük yaşlardan beridir her sene modellik teklif eder, reddedildiklerinde de en azından sosyal medyada reklamlarını yapsın diye yalvarırlardı. Asil, kibarca kuzeninin elini tutup, kızı kendi etrafında döndürerek "Hoş geldin prenses." dedi. Neşe Elvan içten bir gülümseme ile Asil'i selamlayarak "Pek hoş bulmadım kuzen." dedi ve kaşları ile Deniz Ege'yi işaret ederek "Bu kekoyu bu kadar gerecek konu ne bilmiyorum ama toplantılarımı iptal ettiğime değse iyi olur." dedi. Deniz Ege, ablasına en ölümcül bakışlarından birini gönderdi. Ancak Neşe Elvan bunu pek umursamamıştı. "Aman çok korktum. Sen Türkoğlu soyundansın da ben ne soyundanım acaba." dedi. Deniz Ege gözlerini devirerek "Yakında Taşkıran oluyor olduğunu hatırlatmama gerek var mı?" dedi. Neşe Elvan gözlerini devirerek "Sen ölmeyi bayılmak sandın herhalde aslanım." dedi. Asil gülerek "Nerde o mankafa nişanlın?" dedi. Neşe Elvan bıkkınlıkla Asil'e bakarak "Bu aile meselesi ve henüz o bizim aileden değil." diye karşılık verdi. Asil, Neşe Elvan'ın net çizgilerini çocukluklarından beridir seviyor, taktir ediyordu. Daha hepsi küçük birer çocukken Neşe Elvan'ın annesine "Arkadaşlarımla ilgili konulara karışmazsan sevinirim anneciğim." diyerek çizgisini çektiği günü dün gibi hatırlıyordu. Deniz Ege, bakışlarını ablasına çevirerek "Hayret, mankafa dememize kızmadın. Ölüm iyiliği falan mı bu halin ablacığım?" dedi. Ses tonu oldukça alaycı çıkmıştı. Asil gözlerini büyüterek "Yüklenmesene kıza. Mermiyi çakacak beynine en sonunda." dedi. Neşe Elvan, gözlerini devirerek "Olmayan şeye mermi çakılmaz. Ama sizin de dediğiniz gibi maalesef mankafalı. Buraya getirmedim diye trip atıyor işte." dedi ve omuz silkti. Deniz Ege elini, aman boşver dercesine salladı. Asil kafasını sağa sola sallayarak “İyi ki bir yüzük taktı ha. Sanki kızı nikahına aldı pezevenk.” diye mırıldandı. Kapı bir kez daha açıldığında içeri Gülçin, Derin ve Yeşim girdiler. Gülçin ailedeki tüm kadınların aksine minyon yapılıydı. Gülçin, tıpkı ölen annesinin bir kopyası gibi görünüyordu. Hokka gibi hafif yukarı kıvrılan burnu, belirgin elmacık kemikleri ile mükemmel bir uyum içindeydi. Gözleri, aynı erkek kardeşininki gibi kahvenin en tatlı tonu olan çikolata rengiydi. Uzun kirpikleri neredeyse kaşlarına değiyordu. Dudakları da tüm ailede olduğu gibi şekilli ve dolgundu. Tepesinde gevşek bir topuz halinde duran saçlarının hafif dağınıklığı bile kadının duru güzelliğini bozamıyordu. Derin, Gülçin'in aksine, aynı Asil gibi uzun boyluydu. Ancak bu genç kadın, narin yapısını olduğu gibi annesinden almıştı. Aynı Neşe Elvan gibi, modellere taş çıkartacak türden bir bel inceliğine sahipti. Beyaz teni, bal rengi gözleri ve dalgalı siyah saçları, tek bir leke bile olmayan cildi ile bir araya gelince kusursuz görünüyordu. Tam ortadan ayırarak ensesinden topladığı saçları ile kusursuzluğu birleşince Asil'den bile daha korkutucu görünmeyi başarabiliyordu. Yeşim ise ailenin en şımarık çocuğu, tekne kazıntısı idi. Sarıya boyadığı saçlarını tepesinde bir at kuyruğu haline getirmişti. Yaptığı belirgin göz makyajını sade renklerde bir rujla tamamlamıştı. Derin gibi, Yeşim'in de bal rengi gözleri vardı ve kirpikleri aynı Gülçin'in kirpikleri gibi neredeyse kaşlarına değiyordu. Derin gibi uzun boylu olan kız, her iki ablasının da aksine, karnında bile neredeyse parçalı hale gelmiş kaslara sahipti. Atletik yapısı, spora olan düşkünlüğünü gözler önüne seriyordu. Asil sertçe yutkunarak kız kardeşlerine baktı. Hemen ardından gözlerini Deniz Ege'ye çevirerek "Kızlar da geldiyse mevzu büyük." diye iç çekti. Gülçin herkesi es geçerek kendisini koltuklardan birine attı. Ayaklarını önündeki sehpaya uzatıp kafasını geriye yasladı. "Aaaaaa! Allahını seven bana bir kahve ısmarlasın." diye inledi. Derin, tek kaşını havaya kaldırarak "Sanırsın 1500 hastanın tamamına tek başına baktı." dedi. Kafasını sağa sola sallayıp iç çekerek gidip önce kardeşi Asil'e, ardından kuzenlerine sarıldı. Gülçin kafasını yasladığı yerden kaldırıp "Tek baksam daha kolaydı." dedi ve kafasını geri bıraktı. Deniz Ege, yavaşça odanın diğer ucundaki kahve makinesine doğru ilerlerken "Yüklenmeyin doktorumuza be. Götümüzü her defasında Gülçin abla kurtarmıyor mu?" dedi. Herkes birlikte söylenene kıkırdarken Asil, Derin'in omzuna kolunu dolayarak "Eee avukat hanım. Bizim sözleşme işlemleri ne alemde?" diye sordu. Derin omuz silkerek "Henüz sözleşmelere bakmadım." dedi. Asil hafifçe geri çekilip ablasının yüzüne bakarken Derin yeniden "Valla acele olmayan işleri en sona bıraktım Asil. Sözleşmelerin az daha beklesin. Elimde size ve kankalarınıza ait kaç tane dava var biliyor musun? Hepinizi içeri tıkmamaları için uğraşıyorum." dedi ve hışımla kollarını bağladı. Asil, gülümseyerek ablasının şakağına bir öpücük bıraktı. Kaşları ile, odanın diğer yanında duvara yaslanmış, elinde bir kelebek bıçak sallayan Yeşim'i işaret ederek "Bu barbie görünümlü zebani neden yabani gibi odanın diğer ucunda duruyor?" dedi. Neşe Elvan, dudaklarını sıkıca birbirine bastırıp bırakarak "Ya yine birini bıçaklamış Derin'den fırça yemiştir. Ya da antrenmanını böldüler diye kızmıştır." dedi. Asil "Yeşim bana bak okul ne zaman bitiyor?" dedi. Yeşim, etrafı simsiyah boyalı bal rengi gözlerini abisine dikerken kelebeğini sallamaya devam etti. Donuk bir ses tonuyla "Ben ne zaman istersem o zaman. Zaten oku oku diye zorladınız. Yok Freud muş da yok bilmemne yaklaşımmış da... Benim ne işim olur psikolojiyle. Canımı sıkanın canını alırım olur biter." dedi. Elindeki kelebeği hala sallamaya devam eden genç kız, istediği anda okulu bitirebilecek kadar zekiydi. Ancak okumaya zorlandığı için 5.yılı olmasına rağmen ısrarla okulu bitirmiyor, okuldan atılmayacak kadar dersi geçip kalanını bırakıyordu. Asil gülümseyerek kız kardeşine baktı. Çikolata rengi gözlerini kızın bal rengi gözlerine dikerek “Biri senin hakkında nedensizce konuşsa ne yaparsın?” dedi. Yeşim şeytani bir gülümseme ile “Konuşması için neden veririm.” diye karşılık verdi. Yeşim in içindeki şeytan, Asil ile çok benzeşiyordu. Sırf bu yüzden defalarca kez Asil, Yeşim’i işlerinde yanında istemişti. Ancak babası, Yeşim'in üniversite okuması için ısrarcı olmuştu. Yeşim çocukken oldukça içine kapanık bir kız olduğu için, herkes onu ürkek sanmıştı. Uzunca bir süre de öyle zannetmeye devam etmişlerdi. Kız kardeşinin orantısız zekasını, hırçınlığını ve insanlara olan nefretini ilk fark eden Asil olmuştu. Bu yüzden Yeşim ve Asil ayrı bir yakınlığa sahipti. Asil'in içinden gidip kız kardeşine sarılmak gelse de kızın temastan hoşlanmadığını bildiği için uzak durmayı tercih etti. Gururlu bir gülümseme ile Deniz Ege ye baktı. Kaşları ile Yeşim'i işaret ederek “Biçilmiş kaftan.” dedi. Deniz Ege huysuzca kaşlarını çatarak “Aynen. Bir Cemre Ece bir Yeşim kalmıştı arkasını kollayacağımız.” diye karşılık verdi. Deniz Ege, gerginliği nedeniyle, verdiği cevabın ucunun nereye gideceğini düşünmemişti. Yeşim'in öfkesini tetikleyeceğini tamamen unutmuştu. Denix Ege'nin verdiği cevapla birlikte neredeyse kulağını sıyırır gibi yakın geçen kelebek bıçak, Deniz Ege'nin hemen arkasındaki tahta dolaba saplandı. Bıçaktan çıkan sesle, oldukça dalgın olan Deniz Ege irkildi. Yeşim alev alev yanan bal rengi gözlerini kuzeninin gözlerine dikti. Arka cebinden çıkarttığı karambiti elinde döndürürken adım adım kuzenine doğru yürümeye başladı. “Bir daha..” dedi ve öfkeyle derin bir nefes aldı. “Bir daha benim hakkımda böyle konuşursan.” dedi ve ani bir hareketle kuzeninin önüne atılarak kuzenini boyun kilidine aldı. Karambitin sivri ucunu kuzeninin boğazına dayayarak “Seni harbiden acımadan öldürürüm Deniz. Sen kimsin beni koruyacaksın? Ben Yeşim Türkoğlu'yum. Tıpkı senin gibi Türkoğlu soyadını taşıyorum.” diye tısladı. Gözlerinden adeta alevler saçan Yeşim, kapının nazikçe açılması ile kuzenini serbest bıraktı. Çektiği karambiti yerine sokarak üzerini silkeledi ve düzeltti. ülay hanım içeri girer girmez Yeşim’in alev alev yanan gözlerini görünce odaya göz gezdirdi. Oğlunun boğazındaki belli belirsiz kızarıklığa gözü takıldı. Neler olduğunu az çok anlamıştı ancak sesini çıkarmamak niyetinde idi. Neticede Yeşim’i kızdırmamaları konusunda hem çocuklarını hem de yeğenlerini defalarca uyarmıştı ve Tülay hanım daha fazla kimseyi korumaya çalışma niyetinde değildi. Hepsi büyümüş, işlerinin başına geçmişti. Mermilerle ve tehlikelerle burun buruna olan herkesin yaptıklarının bedelini ödemesi gerektiğini düşünüyordu. Tülay hanım masasının başına doğru sakince ilerlerken soluk yeşil gözleri etrafı taramaya devam ediyordu. Soğuk duruşu ve ifadesiz maskesini takındığı yüzü gerginliğini gizlemeye yetiyor olsa da içi hiç rahat değildi. Kızının daha fazla kendi itibarına ve aile itibarına zarar vermesini önlemek amacıyla aldığı karar ne kadar mantıklı olsa da, bugüne kadar özgürlüklerine kısıt getirmediği, özgürlük için yaşamaları gerektiğini öğrettiği çocuklarına ket vurmaktan hiç memnun değildi. Büyük balık olmanın getirisinin bazen istemediğin kararlar olmak, mantıklı hareket etmek zorunda kalmak olduğunu öğreneli yıllar olmuştu. Bir anne olarak çocuklarına ne hislerini ne de düşüncelerini açıklayamamaktan huzursuz olsa da, onların da zamanla bu gerçekleri göreceğini biliyordu. Tıpkı zamanında kendi babasına kızarken kendisinin öğrendiği gibi. Tülay hanım da odadaki herkes gibi korktuğu şeye dönüşmüştü. Kendi ebeveynlerinin küçük bir kopyası idi. Tülay hanım da zamanında aynı kendi ebeveynlerinin yaptığı gibi, ailesinin, ailelerinin adını koruma zorundalığı ile anneliğini köşeye koyarak patronluğunu konuşturmak zorunda kalmıştı. Huzursuzca verdiği nefese engel olamayarak ceketini, masasının hemen yanında duran askıya astı. Masasının başına otururken odadaki herkese oturmasını işaret etti. Herkes bir koltuğa veya sandalyeye otururken Yeşim, sakince masanın arkasındaki duvara dayalı duran dolaba yönelip bıçağını çekti. Bıçağı elinde bir tur döndürdükten sonra kapatarak arka cebine koydu. Odanın, kapıya en yakın, insanlara en uzak noktasına geçerek duvara doğru yaslandı ve sıkıntıyla bacağını sallamaya başladı. Tülay hanımın odasında derin bir sessizlik hakimdi. Odada yer alan kimse, hayatı boyunca Tülay hanımı hiç bu kadar huzursuz gördüğünü hatırlamıyordu. Deniz Ege bile öfkesini bir kenara koymuş, annesinin bu haline anlam vermeye çalışıyordu. Herkesin gözünde Tülay Sancaklı Türkoğlu başka bir boyuttu. Güçlüydü. Dik dururdu. Duygulanmazdı. Ancak annelik, karşısındaki gençlerin sandığından çok daha kuvvetli bir merhamet duygusunu insana aşılıyordu. Ve Tülay hanım aldığı bu kararı oldukça acımasız buluyordu. “Emir kızları getirsin, konuşacağız.” diyen Tülay hanımın ses tonu oldukça donuktu. Asil, havanın gerginliğini almak için havadan sudan ve işlerden konuşmaya başlamıştı. Diğerleri ise gündelik hayatlarından konuşuyorlardı. Ancak içerdeki merak seviyesi an be an yükseliyor, gergin hava bir türlü dağılmıyordu. Bir süre sonra yeniden açılan kapıdan içeri en önde Cemre Ece havaya diktiği burnu ile içeri girdi. Hemen arkasından ise birebir kopyası olan ikizi içeri girdi. Cemre Ece’nin gururlu, acımasız, öfkeli ve dik duruşunun aksine Ceren Eda daha ürkek ve özgüvensiz görünüyordu. Ceren Eda suçunun farkındaydı. Ama bu suçun faturasının yarısını da ikizinin ödemiş olması vicdanını rahatsız ediyordu. En arkada giren Emir ise oldukça huzursuz görünüyordu. Ancak içerdeki kimse Emir in huzursuzluğunu anlayacak durumda değildi. Tülay hanım kızlara da oturmalarını işaret ettikten sonra, dirseklerini masaya koyup parmaklarını birleştirdi. Gözleri ile bütün odayı tarayarak boğazını temizledi. “Hepinizi buraya topladım, çünkü hepinizin onayını ve anlayışını bekliyorum.” dedi. Odadaki herkes şaşırmıştı. Herkesin tanıdığı ve bildiği Tülay Sancaklı Türkoğlu bir karar alır ve uygulardı. Kimsenin onayını ya da anlayışını beklemezdi. Kimseden ses çıkmayınca Asil “Dinliyoruz yenge.” dedi. Tülay hanım “Son olayları hepimiz biliyoruz. Ceren her zaman başına buyruk bir kız oldu. Ancak bu son olayda biraz fazla ileti gitti. Haliyle yüksek lisanstan iki kızımı da aldım. Faturasını Cemre de ödemiş oldu. Belli ki Ceren kontrolden çıkıyor. Ailemizin medyanın da gözünün önünde olduğunu hesaba katarsak yapılması gereken bazı şeyler var. Asil, Deniz. İkiniz abileri olarak bu haltı temizleyin. Öğretim görevlisinin çenesini kapatın. Ailesinin de çenesini kapatıp yurt dışına gönderin. Ceren de tabii kendi yaptığının bedelini ödeyecek. Güvençlerle görüştüm. Bir süredir Ceren i Fatih Güvenç e istiyorlar. İki gün sonra nişan takmak için gelecekler.” dedi. Ceren Ece gözlerini kocaman açarak “Bana bunu yapamazsın!” diye ciyakladı. Ancak Tülay hanım oldukça kararlı ve net görünüyordu. Tek kaşını havaya kaldırıp soluk yeşil gözlerine kızının üzerine dikerek “Annen olarak senin için en doğrusunu yapıyorum. Her şeyi yapmanıza izin verdim. Ama bu her şeyin içinde evli bir adamla birlikte olmak yoktu.” dedi. Ses tonu oldukça net olan Tülay hanım her ne kadar herkesin onayını beklediğini söylüyor olsa da, ses tonu adeta herkese kabul etmelerini diretiyor gibiydi. Neşe Elvan yerinden yavaşça ayaklanarak “Uygundur anne. Gülçin abla ve Derin abla ile birlikte hazırlıklarla ilgileniriz.” dedi. Gülçin de oturduğu yerden yavaşça kalkarak “Bana da uyar yenge.” dedi. Derin de ayaklanan iki kuzum ardından ayağa kalkarak “Cemre Eda da Yeşim le ilgilensin. İkisi de bu tarz etkinliklerden ve hazırlıklardan pek hoşlanmıyor zaten.” dedi. Tülay hanım herkesi başı ile onayladı. Gülçin, Ceren in yanına doğru yürüyerek kızın koluna girdi. “Hadi güzelim.” dedi. Dört kız odadan sessizce ayrılırken Cemre Eda da Yeşim in yanına doğru ilerledi. Tülay hanımın “Bir saniye kızlar. Sizinle işim bitmedi.” dedi. Kafasını ağır hareketlerle Asil e çevirerek “Kızları yanınıza alın. İlk işleri olsun. Bundan sonra Cemre Eda ve Yeşim sizinle çalışacak.” dedi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD