Ela ertesi gün kulübe geldiğinde saat neredeyse akşam olmuştu. Hava çoktan kararmıştı. Arabasını park ettiği yerde, kulübün otoparkını aydınlatan sokak lambalarından birinin altında duran Ela, uzun süredir çalıştığı kulübün binasına bakmaya başladı. Ela, dalgın dalgın dış cepheyi izlerken yanında duran son model jipi fark etmemişti. Asil, arka koltuktan aşağı inip, adamlarından birine kusursuz ve oldukça pahalı takım elbisesinin ceketini arabanın içinden almasını işaret etti. Ellerini cebine sokup Ela'nın yanına doğru yürüdü. Ela'nın yanında durarak kızın baktığı yöne doğru baktı. Neon lambalarla aydınlatılmış The Mask yazan tabela, davetkar ışıkları ile insanları çağırıyordu. Sokak lambası, kızın özenle şekillendirilmiş kestane rengi saçlarını aydınlatırken tabeladan yansıyan pembemsi ışık pürüzsüz beyaz teninde dans ediyordu. Asil, göz ucuyla kıza bakarken kızın duygulu bakan mavi gözlerine daha çok çekildiğinin farkındaydı. Asil, kızın kafasını neyin meşgul ettiğini merak ediyordu. Kızı korkutmadan kendisini fark ettirmek için hafifçe boğazını temizledi.
Ela, duyduğu sesle dikkatini toplayıp yavaşça kafasını Asil'e doğru çevirdi. Asil'i yukardan aşağı incelediğinde, bir kez daha adamın her şeyi kusursuz yaptığını düşünmeye başlamıştı. Ela, Asil'in bu denli kusursuz olmasına zaman zaman gıcık oluyor gibi hissediyordu. Bu hisleri ise Asil'e karşı daha sert bir duruş sergilemesine ve daha inatçı olmasına neden oluyordu. Kızın bu inadı Asil'i kendisinden soğutmuyor, aksine, Asil'de daha çok ilgi uyandırıyordu.
Asil, kızın kendisini iyice süzmesine izin verdikten sonra, muzur bir sırıtış ile "Gözlerinle yedin bitirdin beni Ela Erten." dedi. Ela, duyduğu cüretkar cümle ile şaşırdı. Gözlerini Asil'in gözlerine dikti. Dişlerinin arasından "Sen az önce ne dedin?" dedi. Asil, yan bir gülüşle "Kızma Ela, şaka yapıyorum." diye karşılık verdi. Her ne kadar kızı kızdırmak hoşuna gitse de, içinde bulunduğu anda en son ihtiyacı olan şey inat etmiş bir Ela idi. Ela derin bir nefes vererek "Neden buradasın? Eğlenmek için kendine ait bir kulübün var zaten." dedi. Asil bakışlarını Ela'nın gözlerinden çekmeden “Güzelim.” dedi. Ela, Asil’e bakıp kaşlarını havaya kaldırdı. Asil, tanıdığı diğer herkesin aksine, Ela’nın ağzının sıkı olduğunu biliyordu. Yaşadığı hiçbir şeyi kızın kimseye, çocukluk arkadaşlarına bile anlatmadığına emindi. Eğer anlatsaydı bunu kolaylıkla duyabilirdi. Zaten Ela bir sır duyduğunda onu kendisiyle birlikte mezara götürecek türden bir kadındı. Asil kızın ışığın altındaki duru güzelliğini izlerken dikkatini toplamakta zorlanıyordu. “Kahve?” dedi. Esas söylemek istediği şeyi söyleyemeyen Asil, için için kendisine çoktan küfretmeye başlamıştı. Asil, ses tonunun sakin ve yumuşak çıkmasını istemişti. Ancak Asil’in kendisine olan öfkesi yüzünden sesi fazlasıyla sert ve ürkütücü çıkmıştı. Ela gözlerini devirerek Asil'e baktı ve "Esas derdinin kahve olmadığı belli. Derdini söyleyebilecek kadar büyüdüğün zaman sana bir kahve ısmarlayabilirim. O zamana kadar işimin başına dönmem gerekiyor." dedi. Asil'e bakmadan doğruca mekanın kapısına doğru yöneldi.
Ela giderken oldukça bozulan Asil hışımla arkasını döndüğünde, Emir'le Deniz Ege'nin sırıtan suratlarını görünce iyice öfkelenmişti. Hırsla ceketini adamının elinden çekerek iki yakın arkadaşına baktı. "Tek kelime edeni sikerim." dedi. Emir, Asil'in arabaya binmesini fırsat bilerek Deniz Ege'ye baktı ve çenesini tutamayarak "Bunun taşağını geçmek için götümü vermeye razıyım." dedi. İki arkadaş gülüşlerini zar zor tutarak arabaya yerleşirken Asil hala öfkeliydi.
Ela, Asil'in kafasını kurcalamasına izin vermek istemiyordu. Ancak adamın kusursuz görüntüsünün aklından çıkmaması, kokusunun sürekli burnuna gelmesi ve beyninin içinde dönen sesi de canını sıkıyordu. Gözleri hala masasının üzerinde duran beyaz zambaklara takıldı. Asil'in kendisine bu kadar yakın durmasının tehlikeli olduğunu biliyordu. Kendisinin Asil'e yavaş yavaş zaafının oluşmaya başladığının da çok iyi farkındaydı. Ne kadar bu zaaf, bu hoşlantıya engel olmak için kendini paralasa da başarılı olamadığının da çok iyi farkındaydı.
Ela, derin bir nefes alıp verirken kapısı çalındı. Şaşkınlıkla kaşlarını çattı. Alya'yı beklemiyordu. Bu kadar erken bir saatte çalışıyor olduğunu bilen de yoktu. Asil'in geri dönmüş olacağına da hiç ihtimal vermiyordu. "Gel" derken sesinde derin bir sorgulayıcılık vardı. Kapı aralandığında içeri giren kadının zarafeti Ela'nın gözünden kaçmamıştı. Ela masasından kalkmamayı tercih etti. Kafasını hafifçe eğerek kadını selamladı ve "Hoşgeldiniz. Nasıl yardımcı olabilirim?" diye sordu. Ela, randevusuz ziyaretlerden hoşlanmazdı. Planlı olmayan işler hiç ona göre değildi. Programında sapma olması Ela'yı her zaman gergin bir ruh haline sokuyordu. Kadın masanın yanına yanaşmadan gözündeki gözlüğü çıkarttı. Kadının soluk yeşil gözlerini görünce kim olduğunu anlayan Ela gülümseyerek ayağa kalktı "Kusura bakmayın gözlükler olunca tanıyamadım." dedi. Tülay gülümseyerek tokalaşmak için elini Ela'ya uzattı ve "Elacığım merhaba. O tatsız gece de tanışamamıştık. Ben Tülay Sancaklı Türkoğlu. Asil'in amcasının eşiyim." dedi. Ela gülümseyerek masanın arkasından uzanarak kadının elini sıktı. Eliyle koltuğu işaret ederek "Lütfen oturun." dedi. Tülay hanım, tüm zarafeti ile koltuğa yerleşirken göz ucuyla Ela'yı inceliyordu. Kızın duru güzelliği kendisini bile etkisi altına almışken, Asil'i etkisi altına alması gözüne olağan gelmeye başlamıştı. Ela, telefona doğru uzanırken "Ne içersiniz?" diye sordu. Tülay hanım gülümseyerek "Hiçbir şey Elacığım. Fazla kalmayacağım. Konuşup gideceğim." dedi. Ela, telefona uzattığı elini yavaşça geri çekip tamamen Tülay hanıma odaklandı. Tülay hanım Ela ya bakarak "Asil'e bir ilgin olmadığını düşünüyordum." dedi. Ela, kadının bu sert tavrından hoşlanmamıştı. Karşısındaki kim olursa olsun kendisine üstten bakılmasına müsamaha gösterecek türden bir insan olmayan Ela, sesini ve sözlerini keskin tutmaya çalışıyordu. "Hala yok." diye karşılık verdi. Ancak içten içe hala kendisini de sorgulamaya devam ediyordu. Tülay hanım, kızın dik başlı tavrı karşısında içtenlikle gülümseyerek, "Asil'in de sana yok sanıyordum Ela. Ama aranızda bariz bir elektrik var. Bana, yüzünün benzerliği ve huyların da dahil yıllar önce yurt dışına yerleşen bir arkadaşımı anımsatıyorsun. En son o böyle bir aşka tutulduğunda oldukça üzülmüştü. Yurt dışına yerleşmesi de bu sevdasının sonu oldu. Bilgin olsun diye söylüyorum. Asil o adam değil Ela." dedi. Ela, “Aptal değilim.” diye çıkıştı. Ela'nın bu çıkışması ile Tülay hanım, tavrının yanlış anlaşıldığını geç de olsa fark etmişti. Ama buradan dönüş olmadığının da farkındaydı. Öyle ya da böyle bu kızı uyarmak zorunda olduğunu düşünüyordu. Ses tonunu yumuşatan Tülay şansını yeniden denemek için lafa girdi. “Aptal olduğunu düşünmüyorum güzelim. Bak, Asil benim yeğenim. Ve inan bana fazlasıyla zor ve karmaşık bir adam. Ayrıca aşkla ilgilenmiyor.” dedi. Tülay hanım, kendi ölen kocası da dahil, Türkoğlu erkeklerinin tamamı gibi onun da mükemmel bir aşk adamı olduğunun farkındaydı. Ancak o kız bu kız olmamalıydı. Ela, öfkeyle açtığı mavi gözleri ile Tülay hanımın yüzüne baktı. “Tülay hanım, maksadınızı anlıyorum. Eminim yeğeniniz, bir mekan müdüründen daha elit bir kız bulacaktır. Ama bunun olmasını istiyorsanız, onu önce gül takan kızlarınızdan uzak tutmayı öğrenin.” dedi. İstemsiz bir öfke ile ayağa kalkarak eli ile kapıyı işaret eden Ela "İzninizle Tülay hanım, çalışmaya devam etmem gerekiyor." dedi.
Tülay hanım, bir hayli yanlış anlaşıldığını fark etmişti. Ancak kızı uyarmak zorunda hissetmiş olması ağır basmıştı. Ela'nın esas anne babasının kim olduğunu da bilerek geçmişini baz aldığında, bu uyarının Ela üzerinde çok uzun bir süre etkisinin olmayacağını biliyordu. Ancak olayların ilerleyişini ne kadar geciktirebilirse, bir facia olmasının önüne o kadar geçebileceğine inanıyordu. Asil'in hiç kimsenin lafını dinlemeyeceğini de baz aldığında tek çaresi, yanlış anlaşılmak pahasına Ela'yı uyarmak olmuştu.
Oturduğu kadar nazik bir hareketle yerinden kalkan Tülay hanım kapıya doğru yönelirken, Ela bir duygu karmaşası içindeydi. Öfkesi mi şaşkınlığı mı ağır basıyor bilemiyordu. Kalbi sanki ağzının içinde atıyor gibi hissediyordu. Öte yandan, az önce oldukça azılı bir mafya ailesinin bir ferdini odasından kovmanın korkusunu da yaşıyordu. Tülay hanım, kapıyı açtığı sırada omzunun üzerinden Ela'ya bakarak "Ne dersem diyeyim eninde sonunda yeniden görüşeceğimizi biliyorum. O yüzden şimdilik hoşçakal Elacığım." dedi. Tülay hanım kapıdan çıkarken arkasında odayı dolduran pahalı parfümünün kokusu ve koca bir kafa karışıklığı bırakmıştı.
Asil, ciddi bir toplantıda olmasına rağmen aklı orada değildi. Hisleri oldukça kuvvetli olan bu genç adam, hem kendisini oldukça kötü hissediyor, hem de aklında sadece Ela ve öğlen söyledikleri dönüyordu.
Adamlardan biri “Kuryelerimizi tek tek indiriyor.” dediğinde zorla toplantıya geri odaklandı. Asil, her gün kaybettiği adamları duydukça sinirleniyordu. Babası ona zamanında her bir adamın değerli ve önemli olduğunu söylemiş, öyle öğretmişti. Bu onların bir aile geleneğiydi. Tülay yengesi için, mekanlarındaki kızları ne kadar önemliyse, Asil için de sokaktaki adamları o kadar kıymetliydi. Asil, hemen göz hizasında olan Emir’in değişen yüz ifadesini görmüştü. Emir, istemeden de olsa çenesini fazlasıyla sıkmıştı. Yanında yumruk yaptığı elinin eklemleri beyazlamıştı. Asil, bu konuda Emir’in hassasiyetini biliyordu. Zamanında Emir’in babası da, abisi de sokaklarda çalışmıştı ve Emir, abisini de babasını da böyle kaybetmişti. Sonrasında Emir, çok çalışıp Asil’in yanında yer almaya başlamıştı. Asil’in de dediği gibi, Deniz Asil’in sağ koluysa, Emir de sol koluydu. En güçlü mafya lideri olabilmek için, Asil’in her ikisine de ihtiyacı vardı.
Garson tüm adamlara kahve servisi yapıp odadan çıktı. En son Asil kahvesini alırken, aklının bir köşesinde hala Ela ve mavi gözleri vardı. Emir, fotoğrafları tek tek incelerken iyice deliye dönmüştü. “Burak piçine sıkmamız gereken konular var.” dedi. Asil başını sağa sola sallayarak “Şimdilik kimseyle ciddi bir savaşa giremeyiz. Sayımızın azalması bizim için hiç iyi olmaz. Zaten kaybımız çok.” dedi. tonlamasından ciddi olduğu anlaşılıyordu. Kendisine soru sormaya cesaret edemeyen kuryelerine iyice baktı. “İkili ikili dağıtıma çıkacaksınız. Burak’tan ve adamlarından uzak duracaksınız. Burak’ın derdinin ne olduğunu bulana kadar da sakin ve sabırlı olacağız.” dedi. Toplantının devamında sıradan işleri konuşulurken, Asil kontrollü, sakin ve akılcı tavırlarını sergilemeye devam etse de içindeki sıkıntı hala bitmemişti. Bir saatten fazla süren toplantı sona erdiğinde, Tülay hanım toplantı salonuna girdi. Deniz Ege, Emir ve diğer adamlara tek bir baş hareketi yaparak dışarı çıkmalarını işaret etti. Asil, oturduğu yerden kalkmadan kahvesinden bir yudum aldı. Kaşlarını kaldırarak toplantı odasını adeta basan yengesine baktı. Aile içinde Tülay hanımdan en az korkan Asildi. "Ne vardı yengeciğim?" diye yılışık bir tavırla sorarken, Tülay hanımın öfke ile patlayarak karşılık vermesini bekliyordu. Ancak Tülkay hanım, bıkkın bir tavırla kendisini boş koltuklardan birine bıraktı. Yeşil gözlerini Asil'in çikolata rengi gözlerine dikerek "Ela'nın yanındaydım." dedi. Asil, kadının cümlesi ile içindeki sıkıntının nedenini anlamıştı. "Ve?" diye karşılık verdi. Tülay hanım "Ve senden uzak durmasını söyledim. Kulübün otoparkındaki halinizi gördüm Asil. O kıza zarar vereceksin." diye çıkıştı. Asil, dünyasının hiç bir zaman normal ve güvenli olmadığını biliyordu. Her zaman ölümle yaşam arasında, bıçak sırtında yaşamıştı. Bunun içine, bunun için doğmuştu. Ela ona masum yanlarını hatırlatıyordu. Ancak Asil, kendi karanlık tarafının kontrol edilemeyecek kadar büyük olduğunu biliyordu. Asil’in dokunduğu herkes bir şekilde birilerinin kurbanı olmaya başlamıştı ve Asil onları koruyamamaktan nefret ediyordu. Yürüyen bir hedef olduğunun çok iyi farkındaydı. Düşmanları sonsuza kadar her gün onu hedef almaya devam edeceklerdi. Tek bir kurşun onun canını almaya yeterdi. Asil bundan korkmuyordu. Ancak birilerinin koruyamamak Asil’in korkulu rüyasıydı.
Polisler de bir açık vermesi için uğraşıyordu. Birilerini vurduğu tek bir silahı yakalatması sonsuza kadar içerde kalmasına neden olurdu. Emir, Deniz Ege, Tülay ve özel eğitilmiş, en yakınındaki adamları kendilerini koruyabilirdi. Buna rağmen Tülay yengesini bile kendisine karşı kullanmayı deneyebileceklerini biliyordu. Bir de şimdi istemeden de olsa Ela’nın hayatına dokunmuştu. Asil, iç çekerek koltukta doğrularak yengesine baktı. "Kimseye zarar vermeye niyetim yok." dedi. Tülay hanım ayağa kalkarak "Ela'nın benim uyarılarımı dinlemeyeceğini biliyorum Asil. Senin de öyle. Ama biraz olsun o kıza değer veriyorsan ondan uzak dur." dedi ve arkasını dönerek kapı koluna uzandı. Asil, Tülay hanım kapıdan çıkmadan "Ela'yı neden bu kadar önemsiyorsun yenge? Geçmişinde benim bilmediğim ne var ? Düne kadar bu kızı tanımıyordun bile." dedi. Tülay hanım, omzunun üzerinden yeğenine gülümsedi. Omuz silkerek "Eski bir arkadaşıma çok benziyor." dedi ve daha fazla sorgulanmamak için hızla toplantı odasını terk etti.