Gecenin sonunda Ela, eve gergin ve yorgun gelmişti. Alya’nın kendisini evinde beklediğinden habersiz kapıdan içeri girdi. Elindeki çantayı ve trençkotunu, kapının hemen yanında duran vestiyere fırlattı. Stilettolarını da çıkarıp olduğu yere bırakarak mutfağa doğru ilerledi. Aklında buz gibi bir su içmek ve sakinleşmek vardı. Mutfağa doğru yönelirken, mutfağın ışığının açık olduğunu fark eden Ela, gözlerini devirerek yürümeye devam etti. Tam mutfağın kapısından girerken, Alya ile aynı anda “Çıplak ayakla gezme Ela!” diye bağırdı. İki kız birbirlerine bakıp kıkırdarlarken, Alya söylene söylene Ela’ya terlik bulmaya giderken, Ela, buz dolu bir bardak hazırlayıp içine su koydu. Bardağı alıp mutfağın ortasında duran adaya bırakırken, kendisine terlik getiren arkadaşına gülümsedi.
“Anlat bakalım yine ne oldu?” diye sordu. Alya gözlerini devirdi. “Bir şey yok. Bazı kavgalar edildi. Ayrılık vesaire. Rutin ayrılık durumlarım.” dedi. Ela, kıkırdayarak “Hem ayranım döküldü hem tatsız olaylar yaşandı diyorsun yani.” dedi. Alya derin bir nefes vererek “Sen bir aşık ol seni de göreceğim ben.” dedi. Konuyu değiştirmek isteyen Alya “Sen onu bunu bırak da yine her şeyini sağa sola fırlatmışsın. Yine kimi işten kovduğun bir geceye sabahlıyoruz.” dedi. Ela “Kimseyi kovmadım.” diye karşılık verince Alya tek kaşını havaya kaldırarak, “O zaman bu sinir ne? Anlatacak mısın yoksa polis mi çağırayım?” dedi. Ela gözlerini devirerek “Mekana gelen birkaç zengin züppesi. İçeri damsız girmelerine, sırf başlarında duran temiz tıraşlı, kibar olduğunu düşündüğüm adam yüzünden izin verdim. İçerde bir sorun çıkartmadılar gerçi.” dedi. Alya bakışlarını Ela’dan kaçırmadan, büyük bir sabırsızlıkla “Eeee Ela konuş artık.” dedi. Ela, olan biteni anlatacak kadar enerjik hissetmiyordu. Hatta hatırlamanın tekrar tekrar sinirlerini bozacağını düşünüyordu. Yine de, Alya’yı kırmamak adına her şeyi en başından anlatmaya başladı.
Anlattıkça Alya’nın yüzünde değişen ifadeleri görüyordu. Kendisinin anlatırken bunalacağını düşündüğü bu anlatımdan zevk almaya bile başlamıştı. Alya’yı daha da heyecanlandırmak için ne kadar detay varsa bir bir veriyor ve arada bir duraklayarak arkadaşının yerinden fırlayan gözlerini, şaşkınlıkla aralanan ağzını izlerken “Ohaa! Yuh! Şaka mııı!” demesine izin veriyordu. Olan bitenin tamamını anlatınca rahatladığını fark eden Ela gülümseyerek derin bir nefes verdi.
Alya’nın yüzündeki tüm şaşkınlık ise aynı anda uçup gitmiş, yerini büyük bir korku ve dehşete bırakmıştı. Sarı saçlı kızın ela gözleri neredeyse yuvalarından fırlayacak kadar açılırken, renksiz sayılabilecek kadar solgun dudakları şaşkınlıkla bir kez daha aralandı. “Bir dakika bir dakika. Sen Asil Türkoğlu’nu mu tehdit ettin?” dedi. Ela omuz silkerek “Her gün birilerini tehdit ediyorum ve bunun altı tamamen boş Alya.” dedi ve önündeki sudan bir yudum aldı. Alya kafasını dehşet içinde sağa sola sallayarak “Ela, Asil Türkoğlu diyoruz. Türkoğlu ailesinin oğlu olan Asil. Allahını seversen hiç mi duymadın ya bu ailenin adını?” dedi. Ela umursamaz bir tavırla “Bir iki kere magazinde orda burda.” dedi. Alya kafasını sağa sola salladı. Mutfak adasının üzerinden arkadaşına doğru eğilip, sanki etrafta birileri varmış ve kimsenin duymaması gereken bir şey söyleyecekmiş gibi sesini alçaltarak “Bilgin olsun diye söylüyorum, Türkiye’nin en büyük silah tüccarlarının başına oturacak adama kafa tutmuşsun." dedi ve yaslandığı yerden geri çekilerek ses tonunu normale çevirdi ve ekledi "Şu anda da oturuyor olabilir. O kadar detayını bilmiyorum.” dedi. Alya eğildiği yerden doğrulurken Ela, içtiği suyun boğazına takıldığını hissetmişti. Suyu zar zor yutup arkadaşına bakarak “Sence kovulma ihtimalim on üzerinden kaç?” dedi. Alya tek kaşını havaya kaldırarak “Patronlarını tehdit ederlerse on üzerinden bir milyon falan.” dedi ve sandalyesinden inerek “Bu kadar kız dedikodusu yeter. Sıcak bir duş al, uyu. Sabah duruma göre hareket ederiz.” diye ekledi. Ela’yı kollarının arasına çekip sıkıca sarıldı. Arkadaşının şakağına bir öpücük bırakarak evdeki misafir odasına doğru ilerledi.
Ertesi gün, her gün olduğu gibi Ela, öğle saatlerine doğru uyanmıştı. Alya, çoktan uyanmış, arkadaşı için kahvaltı hazırlamaya bile başlamıştı. Her zaman yaptığı gibi ses sistemine bağlanıp, bangır bangır müzik dinleyen Alya’nın kendi kendine bağırarak şarkı söylediğini duyan Ela, yataktan çıkarken kendi kendine gülümsedi. Kafasını sağa sola sallayarak “Enerjin hiç bitmiyor Alya.” diye mırıldanarak gülümsedi. Elini yüzünü yıkayıp, mahvolmuş saçlarını eliyle ıslatan Ela, saçlarını yeniden tepesinde topuz yaparak, Alya’nın kendisine dün akşam zorla giydirdiği terlikleri de ayağına geçirdikten sonra mutfağa doğru ilerledi. Mutfak kapısında gerinerek arkadaşını izlemeye başladı. Ancak bütün gece duyduğu o gürültülü müzikleri tekrar tekrar dinlemeye hazır olmadığını, kafasının bu uğultuyu almadığını fark eden Ela, mutfak tezgahına doğru ilerleyip Alya’nın telefonunu eline alarak müziği kapattı. Alya, sanki Ela’nın bu hareketini bekliyormuş gibi sakince parmak uçlarında arkasına dönerek arkadaşına doğru ilerledi. “Günaydın bebeğim.” dedi ve Ela’nın yanağından bir makas aldı. Ela, Alya’nın makas aldığı yere doğru elini koyarak yüzünü buruşturdu. Gözlerini, hemen arkasını dönüp ocaktaki omlete koşan arkadaşının arkasından devirerek “Günaydın” diye mırıldandı. Alya, omuzlarını düşürüp, sağ omzunun üzerinden Ela’ya bakarak “Bu sabah yine neşe saçıyorsun.” dedi. Ela kahve makinesine doğru ilerledi. Kendisine üst raflardan bir kupa alırken “Yeni uyandım. Ayrıca kovulmuş olabilirim ve öyleyse henüz bundan haberim yok. Bu siktiğimin hayatını bu kadar sevmesen mi?” dedi. Alya, tiz bir kahkaha ile Ela’ya karşılık verdi. “Bu siktiğimin hayatına ben de bayılmıyorum ama keyif alacak bir şeyler bulmaya çalışıyorum. Pozitif düşün Ela, kovulduysan gecelere akarız.” dedi. Ela, kıkırdayarak kafasını sağa sola salladı. Kupasına, taze demlenmiş kahveden biraz doldurup kokusunu içine çekti. Bir yudum kahve içip arkasına döndü. Mutfak adasının üzerine yerleştirilmiş tabaklardan birinden bir zeytin alıp ağzına attı. Ağzının dolu olmasına umursamadan “İyi bok yeriz. Kovulduysam gece uykusu uyurum. Milyon yıldır sabah güneşi görmüyorum.” dedi. Alya, yüksek sesli bir kahkaha atarak “Çocuğunu okuldan almaya giden Range Rover annesi kombini yapıp sabah sporuna da gidersin sen.” dedi. Ela kıkırdadı ve suratını ekşitti. Parmaklarının arasında zeytin tuttuğu elini sağa sola sallayarak “Iyyy hayır. O iğrenç tayt ve yeleklerden giymek istemiyorum.” diye karşılık verdi. Alya kahkaha atarak yeni pişirdiği omleti, mutfak adasının ortasındaki nihalenin üzerine bıraktı. Arkadaşına bir çatal uzatarak “Medeniyet kanka, çatal bulunalı yüz yıllar falan oluyor.” dedi. Ela abartılı bir göz devirme ile kendisine uzatılan çatalı eline alırken arkadaşına bir bakış attı. “Anlat bakalım neler oluyor?” dedi. Alya gözlerini kahvaltı tabağına dikerek "Yine aynı şeyler. Gitmiş saçma sapan bir sürü kızı sosyal medyadan takip etmiş. Takip ettiği tipleri bir görsen. Ayrıca geçen kahve içerken bana abisinin karısına benzediğimi falan söyledi." dedi. Ela iç çekerek "Abisiyle yarışan adamdan sana hayır mı gelir kızım? Başından beridir bu çocukla olmaz diyorum." dedi ve ekledi "Ayrıca abisinin karısına çok meraklıysa gitsin onun gibi bir kız bulsun. Senden ne istiyor. Alakanız bile yok." dedi. Alya "Ben de öyle dedim zaten, çok meraklıysan abinin karısı gibi birine git ve anasının babasının yanından ayrılmamış bir kız bul benden ne istiyorsun dedim yani." dedi ve haylaz bir çocuk gibi kıkırdayarak "Aşıkım diyorum." diye ekledi. Ela kafasını sola yatırıp boş gözlerle arkadaşına baktı. "Dedi edebiyat mezunu kankam ünsüz yumuşaması yapmadan." diye karşılık verdi. Alya ağzına bir parça omlet atarken "Ben artık yollu olcam." dedi. Ela kahkaha atarak "10 yıldır her sene en az üç kere bu yalanı dinliyorum ve bu da minimum 30 kere falan bunu söylediğin anlamına gelir. Hala inanıyorsun bir de bu yalana amına koyim." dedi. Alya gözlerini büyüterek "Abartma makinası. 20 kere falan duymuşsundur maksimum. Hem yollu olucam diyorum neyine inanmıyorsun aaaa." dedi. Ela gülerek kafasını salladı. "Aynen aynen, neler yapıyo piçler. Hadi kahvaltını et de salak bir film bulup izleyelim." dedi.
İki yakın arkadaş, uzun zamandır olmadıkları kadar keyifli ve boşvermiş hissediyorlardı. Hayat defalarca kez onlara tatsız sürprizler yapmış olsa da, yıllarca birbirlerinden uzak kalmak zorunda kalmış olsalar da artık aynı şehirde nefes alabildikleri ve birbirlerine gidip gelebildikleri için oldukça şanslı hissediyorlardı. Keyifle kahvaltı edip, kahvelerini alıp karşılıklı duran iki koltuğa yayılarak kendilerine bir film seçmişlerdi. Filmi izlerken hiç ciddi olamıyor, sürekli karakterleri eleştiriyorlardı. Alya bu arkadaşlığın duygusal yanıydı. Ela ise yüzde yüz mantıklı yanıydı.
Bir ara Ela, kafasını kaldırıp arkadaşına bakarak "Siktir et filmi de benim aklıma bir şey geldi. Hani şu yukarda bomboş görünen malikane var ya." dedi. Alya kaşlarını çatarak "Hangisi be?" diye sordu. Ela kafasını sola yatırarak "Ya hani her gün önünden geçip merak ettiğim! Aklıma şey geldi, zaten merak ediyorum ya kimin falan diye. Ben diyorum ki bir gün çıkayım oraya." dedi. Alya iç çekerek "Fikrinin boktanlığı konuya başlama şeklinden belli. Eee?" diye sordu. Ela gözlerini devirerek "Bir de bana zorba dersin. Sikerler gitmiyorum. Sana da yok malikane zengin koca falan." dedi. Alya kıkırdayarak "Beni oraya götürsen gider kapıdaki şöföre aşık olurum ne anlatıyon bacım." dedi. Ela kafasını yastığına geri bırakırken "Kime ne anlatıyorum ki doğru diyon." dedi.
Biraz sonra çalan telefonla iki arkadaş, şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Alya sehpanın üzerinde duran telefonlara göz ucuyla bakarak "Seninki." dedi. Ela doğrulup telefonunu eline aldı. Alya, Ela'nın şaşkınlıkla irileşen gözlerini görmüştü. Ancak kimin aradığını sormasına fırsat kalmadan Ela telefonu açıp kulağına götürdü. İşaret parmağını dudaklarına bastırarak arkadaşına susmasını işaret etti. Alya, ağzına bir fermuar çekiyor gibi yaparak, televizyonda devam eden filmi durdurdu. Ela, tedirginliğini belli etmemeye çalışarak "Buyrun Fethi bey." dedi. Patronlarından herhangi birinin kendisini gündüz vakti aramasına alışık değildi. Kovulmayı bekleyen Ela, yüzünü çoktan kırıştırmış, olası kötü bir cümleye kendisini hazırlamıştı. Ancak karşıdan gelen sesin nezaketine şaşırmaktan kendisini alamadı.
"Merhaba Ela, umarım uyumuyorsundur." dedi Fethi bey. Ela telefonda olmanın verdiği rahatlıkla, şaşkın bakışlarını arkadaşına yöneltti. Alya neler olduğunu merak ediyordu. Ela, "Iıııı. Hayııır uyumuyorum." derken sesi şaşkındı. Hızla kendisini ve sesini toparlayarak "Buyrun lütfen." diye karşılık verdi. Alya, merakla arkadaşına neler olduğunu el kol hareketleri ile sorarken Ela, telefonu hoparlöre alarak sehpanın üzerine koydu. Telefondaki ses çok geçmeden "Harika. Dün akşam Tülay Sancaklı Türkoğlu beni aradı. Kim olduğunu biliyorsundur." dedi. Ela, kafasını sağa sola salladı. Ancak karşısındaki kişinin kendisini görmediğini hatırlayarak hızla "Hayır." dedi. Sesi bir hayli sorgulayıcı çıkmıştı. Fethi bey "Labirent'in sahibi." dedi. Alya duyduğu cümle ile gözlerini kocaman açtı. Ela'nın gözleri de aynı şekilde yuvalarından çıkacak gibi olmuştu. Fethi bey, kızdan cevap alamayınca sözüne devam etme ihtiyacı hissetti. "Her neyse, beni aradı. Dün gece yeğeni Asil beyi ağırlamışsın. Kurallara sadık kalman ve kim olursa olsun tolerans tanımadan dik durman Tülay hanımın çok hoşuna gitmiş. Ayrıca yeğenini de oldukça iyi ağırlamışsın. Karşılığında bizi kulübünde ağırlamak istedi ama biliyorsun kulüp işletsek de, bir gece kulübünde eğlenmek pek bizim tarzımız değil. Arkadaşlarınla birlikte gidersin." dedi. Ela tek kaşını havaya kaldırdı. Bu teklifi reddetmeye hazırlanıyordu. Fethi bey, kızın teklifi reddedeceğini bildiği için "Hemen reddetme bence. Git birkaç saat ortalığı kolaçan et. Ne zamandır keşfe çıkmak istiyordun zaten." dedi. Adamın bu cümlesi ile teklif cazip görünmeye başlamıştı. Ancak Ela, göğsüne oturan ağırlık ve içindeki kötü bir şeyler olacak hissinden bir türlü kurtulamıyordu. Derin bir nefes alıp verdi. "Çok uzun kalmamak şartıyla gidebilirim. Dürüst olmak gerekirse kulüpte çok fazla yapmam gereken iş de var." dedi. Fethi bey, aldığı cevaptan memnundu. Kendisi de kulübü bir geceliğine bile olsa işletme müdürü olmadan bırakmak istemese de Türkoğlu ailesinden birinden gelen teklifi geri çevirecek kadar cesur değildi. Hatta onlardan biriyle iş yapma fırsatı doğar diye can attığı için, böyle bir teklifi geri çevirmeyi salaklık olarak görüyordu.
Kısa bir süre daha Ela'yla iş hakkında konuşmaya devam eden adam, çok geçmeden telefonu kapattı. Ela, derin bir nefes vererek Alya'ya baktı. "En azından kovulmadım." dedi. Alya "Kovulmadan kız gecesi!" derken yumruklarını havada sallamaya başladı. Ela, arkadaşının bu çocuksu hareketine kıkırdadı. Yavaşça ayağa kalktı ve "Ben banyoya gidiyorum. Sen de beş milyon yılda ancak hazırlanırsın." dedi. Yavaşça banyoya doğru ilerleyen Ela'nın tek isteği, içindeki kötü histen kurtulmaktı.
İki kız uzun zamandır dışarı çıkmadıkları için Alya, bu gecenin kendilerine iyi geleceğini düşünüyor olsa da, Ela'nın içindeki olumsuz hisler her geçen saniye daha da büyüyordu. Ela, eskiden beridir ne zaman kendisini bir şeye isteksiz ve hevessiz hissetse başlarına bir iş geldiğini biliyordu. Ancak Alya, çocukluklarından beridir her zaman olduğu gibi Ela'yı ikna etmeyi başarmıştı. Alya ve Ela, çok küçük yaşlardan beridir arkadaşlardı ve Alya, eskiden beridir tuttuğunu koparan bir yapıya sahipti. Ela eninde sonunda ikna olacağını bildiği için duştan sonra bir iki başarısız girişimde bulunduktan sonra gitmemek için bahaneler sıralamaktan vazgeçti.
Ela, Alya'nın kendisi için seçtiği siyah, dekoltesi gözüne abartılı gelen elbiseye aynada son kez baktı. Degaje yakası dökümlü elbise, dizlerinin biraz yukarısında bitiyordu. Ayrıca Alya, Ela’nın makyajını yapmakta ısrarcı olduğu için normalden fazla makyaj yapmış olan genç kadın halinden hiç de memnun hissetmiyordu. Bu kadar fazla ve abartılı makyaja daha salaş bir saç tercih etmek istediği için zorla arkadaşını odasından kovalamış, saçlarını kabarık ve dağınık bukleler halinde bırakmayı tercih etmişti. Ancak elbisesinin dar yapısı kendisine savunmasız hissettirdiği için elbisesini dikkatle kafasının üzerinden çekip çıkarttı. Elbisesini yatağın üzerine fırlatıp kendisine içinde daha rahat ettiği, geniş paçaları olan bir tulum seçti. Tulumun göğüs kısmı basit bir dikişle pantolon kısmına tutturulduğu için, kumaşı çapraz hale getirip göğüslerinin üzerinden geçirerek boynunda yeniden birleştirerek bağlayan Ela, dağınık buklelerini de tepesinde birleştirip sıkı bir atkuyruğu haline getirdi. Sırtı tamamen açıkta kaldığı için iç çamaşırı giyinmemeyi tercih etmişti. Bu kendisini biraz rahatsız hissettirse de aynaya baktığında, o abartılı makyaja rağmen kendisinden bir parça bulabildiği için mutlu olan genç kadın derin bir nefes alıp vererek içindeki kötü hislere son vermeyi denedi. Çantasının askısını omzuna geçirirken “En kötü ne olabilir ki?” diye mırıldanarak odasından çıktı.
Alya, dar, kırmızı ve derin göğüs dekoltesi olan bir elbise giymişti. Mankenlere taş çıkaracak kadar güzel olan arkadaşına Ela, gururla baktı. Alya, Ela'yı görür görmez tiz bir çığlık attı. "Sana giydirdiğim elbiseye noldu!" diye inledi. Ela gözlerini devirerek "Kendim gibi hissettirmedi. Ayrıca yüzüme sürdüğün beş kilo boya da olduğu yerde duruyor. Beni bi sal Alya böyle daha rahatım." dedi. Alya kafasını sağa sola sallayarak "Sana dişil enerji basmaya çalıştıkça içindeki aga meydana çıkıyor Ela. Ne bok yersen ye." dedi ve çantasının askısını omzuna geçirerek kapıya doğru ilerledi. Ela, tek kaşını havaya kaldırarak Alya'ya baktı. Arkadaşının askıda bıraktığı krem rengi trençkotu almadan hemen önce deri ceketini sırtına geçirdi. Kapıyı çeker çekmez arkadaşına doğru trençkotu uzatarak "Soğuktan götün kesilmeden şunu al. Geceyi acil servislerde sürünerek bitirmek istemiyorum." dedi. Alya, ne kadar kızsa da küs kalamadığı arkadaşına gülümseyerek trençkotu alıp omuzlarına doğru attı. İki arkadaş arabalarına doğru ilerlediler.
Labirent, gerçekten fazlasıyla ışıltılı ve yüksek sesli müziğe sahipti. Kapısında kuyruk olan bu mekanlarda insanların ne gibi bir eğlence bulduğunu, onlardan birinde çalıştığı halde Ela hala anlamıyordu. Mekanın müdürü, kendisine haber verilmiş olduğu üzere, kızları kapıda karşılayarak kuyruğa girmeden içeri girmelerine yardımcı oldu. Kendilerine ayrılan daha az müziğin geldiği, sahile yakın yerde bir platformun üzerinde duran yuvarlak masanın etrafına geçtiklerinde Ela, içeriyi hızla incelemeye başladı. İç taraftaki tüm masalar self servis haldeydi. Ancak kendilerine ayrılan kısım gibi VIP bistrolar, mekanın iç kısmına özenle yerleştirilmiş localar ve iç kısımda yer alan balkonumsu kısımda kapısında VIP yazan özel odaların özel garsonlarının olduğunu fark etti. Kendilerine gelen garson siparişlerini sorduğunda Ela, gözlerini mekandan ayırmadan Alya'ya "Ne içeceksen bana da aynısından söyle." dedi ve incelediği her şeyi kafasına kazımaya devam etti. Etrafta gezinen yarı çıplak kızlar, podyumda yürüyen, neredeyse striptizci gibi davranan dansçılar mekandaki insan nüfusunu artırıyordu. Bir an Ela'nın gözü, balkonlu odalardan birinin önüne takılı kaldığında, balkonda duran adamla göz göze gelmiş gibi hissetti. Gördüğü adamı bir yerden çıkartacak gibi dikkatle incelemeye başlamıştı ancak Alya, ısrarla arkadaşını dürterek "Eğlen artık Ela biraz!" diye bağırdı. Ela, kafasını geri çevirip balkona baksa da az önceki adamı göremeyerek geri önüne döndü. Masaya gelen shot dolu tepsinin içinden iki kız aynı anda birer bardak aldılar. Küçük bir kasenin içinde duran limonu da ellerine alıp bardaklarını tokuştururken ikisi de gülüyorlardı. Ela, yüksek sesli müziğe maruz kalmadığı için mutluydu. İkisi de içkiyi aynı anda tepesine tıktıktan sonra suratlarını ekşitti ve birbirlerinin bu haline güldüler.