Korku!
İlikleirme kadar hissettiğim tek duyguydu. Korkum kendim için değildi, asıl korkum gidip her şeyi Berk'e söylemesiydi. Simge hiçbir zaman sınırları olan biri değildi tanıdığım kadarıyla. Eğer bunu yaparsa ne yapacağumı nasıl toparlayacağımı hiç bilmiyordum.
Kendimi bir an önce toparlayıp inkar etmeliydim. Ben kabul etmedikçe kendisi istediğini söyleyebilirdi.
Ben daha kendimi toplayamadan Melisa'nın şaşkın sesi koca sessizliği yarıp geçti.
'' Oha! Evra, Berk'e mi aşk? Ama nasıl olur siz arkadaşsınız hatta kardeş gibi! ''
Hemen kendini toparla ve inkar et kızım yoksa bunlar seni çiğ çiğ yer kızım!
'' Hayır! Yok öyle bir şey. Evet biz k..kardeş gibiyiz.''
Kardeş ne ya kardeş ne?
Simge bende olan bakışlarını çekip Melisa ya çevirdi. Ona sadece göz devirdi ardından da '' Salak mısın kızım? Ciddi ciddi bunu mu soruyursun, kardeşimiş(!) bu sıçan kardeş ayağı göt ayağı diye yürütmüş bizim oğlanı''
O nereden sizin oğlan oluyor acaba!
Olsa olsa bizim yani benim oğlan olur zkdoenzosnsskspajsksksksksk
'' Oha! Ya hiç beklemiyordum.'' diyen Melisa hala şaşkınlıkla bana bakıyordu.
Simge nefret dolu bakışlar ile beni süzmeye başladı. '' Gelelim sana küçük sıçan Berk'in peşini bırakıyorsun!'' derin bir nefes alıp sinsi gülümsemesini dudaklarına peydah etti. '' Yoksa senin ona karşı olan - yüzünü buruşturarak- iğrenç duygularını öğrenir. Yazık! Berkciğim senin duygularını öğrendiğinde sana nasıl bakacak bir düşünsene? Ya da vazgeçtim Berk'e yazık değil asıl sana yazık olacak. Berk bunu beklemediği için üzülücek, birinin onu teselli etmesi gerek öyle değil mi?'' bunu soru amçalı değilde daha çok olayların nasıl gelişeceğini belirtmek ister gibi söylemişti.
Savaş başlasın o zaman...
Bende Simgeye doğru bir adım attım.
''Güzel hayaller,'' diyip derin bir nefes aldım. Rahat görünmek için yüzüme bir tebessüm koymaya çalıştım. Pek başardığım söylenemez büyük ihtimal bu tebesüm demeye bin şahit gergin gülümsememi oda fark ediyordu.
'' Sence böyle bir şey mi var. Berk ve ben cık cık çok saçma duruyor,'' gözlerim hala dolu doluydu. Gözyaşlarım pes etmek için savaşırken bende onları tutmak için savaşıyordum. '' Sen kafamda ne kurucaksan kur ve buna kendini inandırmaya devam et! Ama mümkünse bunu uzaktan yapmaya devam et! Çünkü ben bu söylediğin saçmalıklara daha fazla katlanamıyorum,''
Hırsa saçlarını omzunun arkasına doğru savurdu. O da benim gibi iki büyük adımda dibime girdi.
'' Bana bak! Bana ben Berk'e benzemem anladın mı!? Öyle sen iki inkar edeceksin bende inanıcağım oldu başka! Salak salak Berk'e bakmaların, daha beş dakika önceki aptal gözyaşın, her zaman onun çevresinde olman... Sen kimi kandırmaya çalıştığına dikkat et!'' koluma yapışıp tüm kini, nefreti, öfkesi ile sıkmaya başladı. Gözyaşlarım sanki bu anı bekliyormuşçasına özgürlüklerini ilan etmeye başladılar.
''Hayatı sana zindan ederim Evra! İnan bana bunu yaparım. Sen daha kimlerle yarıştığını bilmiyorsun ama merak etme ben de tanıtmaktan zevk duyarım!'' Ağzımdan bir hıçkırık daha özgürlüğünü ilan ettiğinde o bana iğrenircesine bakıyordu. Ağlamak istemiyordum. Kendimi kasıp alt dudağımı ısırsamda bu sesiz hıçkırıklarım için bir çözüm yolu olmadı.
Hıçkırıklarım mühürlenmedi.
Hızla başımı sağa sola 'hayır' der gibi sallıyordum. Ağzımlada her ne kadar tastiklemek istesemde kelimeler mühürlü ağzımdan firar edemiyorlardı.
'' Hem sen kimsin ki Berk sana bakacak!? Şu haline bak onun yanına yakışıyor musun? Önceden bir tanışıklığınız olmasa yüzüne bakmaz.''
Kolumu bir çırpıda elinden çekip üsütüne bir adım atıp bağırmaya başladım '' YETER!'' Bu çıkışı benden beklemiyor olacaklar ki kapının yanındaki Melisa da Simge de sıçradı. Elimle gözyaşlarımı silme zahmetine girmeden savunmaya geçtim hemen.
'' Asıl sen kimsin!? Kimsin? Söyle bana sen kimsin de karşıma geçip bana böyle bir muamele ile bağırıp çağıracaksın? En iyisi ben söyleyeyim. - ona tepeden acırcasına bakıp- Berk'in peşinden koşan ama Berk'in hiçbir zaman yüz vermediği ve asla vermeyeceği bencil, kötü kalpli, nefer dolu, çıkarcı birisin,''
Sinirden kızaran yüzü ile tam ağzını açacakken konuşmasına izin vermedim. Şimdi sıra bendeydi.
''Hastalıklı kafanda ne kuruyorsun inan umrumda değil, aslada olmaz. Git kime ne saçmalıyacaksan saçmala... Ama kimse sana inanmaz kim sana neden inansın ki? Berk'e olan takıntını okuldaki herkes biliyor, yine saçmaladığını düşünürler ilk değil ya hani!'' bu sefer yüzümdeki yaşları silerek gülümseyen ben oldum. Haklı olduğumu çok iyi biliyordu. Bu da onun daha çok sinirlenmesine ve kasılmasına neden oluyordu.
O karşımda böyle kasıldıkça bende bundan aldığım güçle omuzlarımı dikleştirdim. Ama halâ da endişeliydim.
'' Vaoo! Evra neymişsin ya sen böyle?'' diyen Melisayı ikimizde umursamayıp birbirimize bakışlarımızla içimizdekileri anlatıyorduk.
Gözlerimi kaçırmamak için kendimle üstün bir savaşa girmiştim.
Simge sanki daha fazla bana bakamıyormuş gibi iğrenti dolu bakışlarını benden alıp hınç dolu bir nefes çekti içine. Yüzüne yine sinsi bir gülümseme yayıp benden biraz uzaklaştı.
Az önce sinirden karıştırdığı saçlarını aynanın önüne geçip düzeltmeye başladı. Bu hareketine ben de Melisa da şaşkın gözler ile izlemeye başladık. Açıkçası bu hali içimde ki korkuyu biraz daha arttırdı.
Simge, Melisayı umursamadan aynadan benle göz teması kurdu.
'' Küçük sıçan, şu ana kadar neyi elde etmek istediysem öyle ya da böyle ettim. Şimdi de Berkten önce senin aptal hislerini Berk'e hatta tüm okula yaymak istiyorum. Ve bunu yapacağım, bunun için ne gerekiyorsa emin olabilirsin,''
Gözlerindeki kararlılık ruhumu delip geçti. Gözlerinden kopan kararlılık paraçaları ruhuma bir tılsım gibi yapıştı bırakmadı!
Destek almak için arkadaki mermere tutundum. Ama konuşmaktan da geri kalmadım.
'' Olmayan bir şeyi yaymaya çalışmaya devam et sonuçta buna kimse inanmayacak. '' dedikten sonra derin bir nefes alıp sinir bozucu gülümsememi yüzüme misafir ettim.
Ona bit şeyleri hatırlatmak ister gibi imayla bakıp '' daha önce olduğu gibi...'' dedim.
İmam yerine ulaşmış olacak ki sinirlenen Simge aynadan bana öfke dolu bakışlar atıp bir eli ile lavabo giriş kapısını gösterip hırsla konuşmaya başladı '' Göreceksin! Sen Eva Beyatlı göreceksin! Bu okulun kapısından asla içeri giremeyeceksin utançtan!'' diyip saçlarını savurup kapının önündeki Melis'i de itip çıktı tuvaletten.
Yere yapışmaktan son anda kapının koluna asılıp kalarak kurtulan Melis çok önemli bir yanlışı düzeltmek ister gibi tuvaletin giriş kapısını gösterip '' E ama bursı tuvalet kapısı,'' dedi.
Gerçekten mi buna mı takılmıştı?!
'' Ben gidip Simgeye yanlış kapıyı gösterdiğini söyleyeyim, sonuçta okulun giriş kapısı okulu girişinde,'' diyerek o da tuvaleti terk etti.
Bozulan sinirlerim ile Melis'in son söylediklerine gülmeye başladım.
Bir süre sonra acının ve çaresizliğin yoğurduğu kahkahalarım gözyaşı olarak bana yağmaya başladı.
Simgeyi şimdilik oyalayıp kendimden uzaklaştırdım peki ya sonra? Bunun peşini asla bırakmayacağını biliyordum. Şimdi bile kim bilir kafasında ne sinsilikler dönüyordur... Dediği her şeyi yapmak için elinden ne geliyorsa yapacaktı buna adım gibi emindim. Ama nasıl? Ne zaman? İşte bunları bilmiyordum. Daha dikkatli olmalıydım, gerekirse her zaman tetikte olmalıydım. Peki bende bunu gerçekleştirecek güç var mıydı? Her zaman tetikte olabilecek miydim? Ya da bu belirsiz korku beni daha çok mahvetmeyecek miydi?
Düşüncelerimi bölen zil sesi ile kaçmayı çok istediğim düşüncelerimden hemen sıyrılamasamda kendime geldim.
Soğuk suyu açıp avuçlarıma buz gibi suyu doldurup hızla yüzüme çarptım. İlk başta soğuk su bana şok etkisi yaratsada iyi gelmişti.
Dağılan saçlarımı ıslak ellerim ile düzelttim. Aynadan kendime baktım, az önceki halime oranla daha iyiydim.
Tuvaletten çıkıp merdivenlere doğru yöneldim. Merdivenleri yavaş yavaş çıkarken arkamdan nöbetçi öğretmenin 'sınıflara girin' uyarılarını da duyuyordum.
Merdivenleri çıktıktan sonra sınfa doğru yürümeye başladım. Berk'in sınıfına baktığımda kapısı kapalıydı. Demek hocaları derse girmişti. Bizim sınıfın kapısı hâlâ açıktı. Edebiyatçı daha girmemişti, hayret şuana kadar çoktan girmesi gerekirdi.