1.BÖLÜM ''BERK''
Hafif yağan karın altında dakikalardır otobüs bekliyordum. Yine bir pazartesi günü yine onu göreceğim için heyecanlı olan bir ben. Diğer insanların aksine ben okulu seviyorum ya da onu göreceğim içindi bu sevgim, bunun pek bir önemi yok. Bana onu gördürecek her yer cennetti.
Üşüyen ellerimi ceplerimden çıkardım, birbirine sürtüp ısıtmak için. Neredeyse yarım saattir otobüs bekliyordum okula gitmek için. Aslında okul evime çok da uzak sayılmazdı. Yürüyerek gidebileceğim bir mesafedeydi ama bu soğukta yürümek istememiştim. Şuan düşünüyorumda keşke yürüyerek gitseymişim ya da babamdan beni bırakmasını isteseymişim.
Birkaç dakika sonra gelen otobüse akbilimi basıp oturacak bir yer aradım ama yine her zaman ki gibi hüsran. Arkalara doğru gidip cam kenarında beklemeye başladım. Kulaklığımı unutmasaydım bu sıkıcı yolculuğu geçirebilmek adına müzik dinleyebilirdim.
Geçirdiğim sıkıcı bir yolculuktan sonra nihayet gelebilmiştim okula. Şimdiden onu göreceğim için heyecanlanan kalbimi sakinleştirmek adına elimi kalbime koyup biraz baskı uygulayarak girdim sınıfa.
Sınıflarımız farklıydı. Sayısalı iyi olduğu için sayısal bölümünü seçmişti. Benim ise sayısal ile pek aram yoktu. Eşit ağırlık okuyorum ama yine matematik dersinde zorlanıyorum.
En arka, cam kenarı yerime geçip çantamı bıraktım. Dersin başlamasına neredeyse 10 dakikadan az vardı. Erken gelip onu göremediğim için kızgındım kendime. Sonra sınıfa onun girdiğini gördüm.
Ahhh kalbim! Yavaş at yoksa duyucak sesini...
Yanıma gelinceye kadar onu her zamanki gibi süzmeye başladım. Okul forması, kahvenin en güzel rengi saçları ve bal rengi gözleri ile yine ve yine muhteşemdi... Büyük ihtimalle yine saçlatını karıştırdığından dolayı hafif arkaya yatık ve dağınık olarak hoş bir görüntü sergilemişti.
Yine yanaklarımın yandığını hissediyorum.
''Günaydın Evra'' sesi ile düşüncelerimden ayrıldım. Sesi bile çok güzel...
Heyecanımı dizginlemek adına arkamdakı kalorifer peteğine ellerimi sıkıca bastırdım. ''G-günaydın Berk'' ahh yine mi kekelemek... Rezillik!
Yüzündeki küçük tebessümü ile yanıma geçip duvara yaslanarak konuşmaya başladı.'' Geç geldin bir sorun yok değil mi?''
Bir kez daha kekelememek için boğazımı temizleyip yutkundum. ''Hayır, sadece otobüsü geç geldi. '' ona bakmak istiyordum ama bakıncada hemen kızardığım için gözlerimi ondan kaçırıp sınıftakilere baktım. Lanet olsun! Bakmaz olsaydım... Simge yine tüm iticiliği ile buraya doğru geliyordu.
Her zamanki gibi dudaklarında kendince kendisine çok yakışan ama gerçekte itici olduğu gülümsemesi ile '' Günaydııın Berk '' dedi. Ağzını yayarak konuşması ayrı sinir verirken bir de bunun üstüne hemen Berk'in koluna yapışması ayrı bir sinir veriyordu bana.
Ona bu kadar rahat davranmasından nefret ediyorum. Belli ki Berk'te rahatsız olmuş olacak ki kolunu çekip homurdanmaya başladı. '' Sen gelene kadar aymıştı, şuan pek emin olamadım'' onun bu dediklerine gülmeye başladım. Ehh buda Simge'yi sinirlendirmiş ve bozmuştu. Ama yine her zaman ki gibi yapmacık olduğu belli olan bir gülümseme '' Berk bana matematik çalıştırır mısın? Matematikten geçersem babam sömestr da Paris'e gitmeme izin verir '' Hah babası Paris'e gönderirmiş. Gıcık şey ne olacak. Tek derdi Berk'in popülerliğinden yararlanmak. Her dakika dibinde bitmesi de bu yüzdendi...
Simge, her erkeği kendine aşık edebilecek güzellikte... İri mavi gözleri, uzun dalgalı güneş gibi parlak sarı saçları -gerçi saçları doğal sarı olmasına rağmen boyalı- hokka burnu, belirgin elmacık kemikleri, uzun boyu güzel fiziği ile güzeldi... Çok güzeldi. Ama içinin güzelliği dışa vuranlardan değil. Güzel olduğu kadar kalbi çirkin biri... Şuan Berk'in peşinde olmasının nedeni de Berk'in okulda popüler olması. Simge de popüler ama Berk kadar değil ve bu yüzden Berk'in yanında her saniye. Hatta bi ara sevgiliyiz dedikodusunu bile çıkarmıştı. Pis kız ne olacak.
''Hatta sende benimle gelebilirsin, çok eğleniriz.'' derken 'eğleniriz'i parmakları ile tırnak işareti yapıp gösterdi. Tam ağzımı açacaktım ki Berk benden önce davrandı. '' Boş zamanım yok'' diyip kestirip attı, bana dönüp iyi dersler dileyip gitti.
Simge, Berk'in ona pas vermemesi ile sinirlenip '' Çekil ezik'' diyip beni ittirip gitti. Onun bu hallerine alışmıştım artık. Hatta bir ara bana yakın olmaya bile çalışmıştı Berk için. Berk'in takıntı haline getirmiş durumda. Aslında bir ara Berkten hoşlanmama dair imalar bile yapmıştı. Bunu Berk'e söyleyip aramızı bozacak diye çok korkmuştum ama böyle bir şey yapmadı hala bunun için şaşkınım.
Matematik hocasının sınıfa girmesi ile yerlerimize geçtik. Faruk hocanın kısa selamı ile derse başladık... Matematiği seviyorum ama yapamıyordum. Bunun için ya Berkten ya da abimden yardım alıyordum. Ama abim şuan evde olmadığı için sınav zamanları Berk ile beraber matematik çalışıyorduk. Daha doğrusu o beni çalıştırıyordu. Faruk hocada güzel anlatıyor ama ben anlamıyorum onun anlatım şeklinden. Berk'in anlatımı daha güzel... Sınavlarımda iyi, genelde notlarım 80-95 arası oluyor. Eğer sadece derste dinlediklerim ve düzenli çalışmalarım ile kalmayıp zorlasam rahatlıkla tam notu alabilirim ama sınav zamanları diğer öğrencilerin aksine sadece basit bir tekrar yapıp kitap okuma yada uyuma taraftarıyım. Tabi bunlar matematik için geçerli değil maalesef. Hayatım boyunca matematikten aldığım en yüksek not 75, o da geçen yıl abimin çalıştırması ile oldu.
''Evra!'' Faruk hocanın yüksek çıkan sesi ile ona döndüm.
Kıssık çıkan sesim ile ''Efendim hocam'' dedim. Faruk hoca çattığğı kaşlarını daha çok çatarak '' Yoklama alıyorum, derse odaklan.'' dedi
Düşüncelerime bu kadar daldığımı bilmiyordum. Isınan yanaklarım ve kısım çıkan sesim ile '' Pardon, dalmışım hocam.'' dedim. Faruk hoca başını sağa sola 'tamam'der gibi salladı.
Faruk hocanın seslenmesi ile bana dönen gözler de bir kaç saniye daha bana bakıp Faruk hocaya tekrar döndü.
Bende tahtaya bakıp Faruk hocanın yazdıklarına baktım. Pekte bir şey yazmadığını fark ettim. Sadece bu ders giriş yapacağımız konu hakkındaki formülleri tahtaya yazmış ve açıklamış.
Tahtaya kısa bir göz gezdirip formülleri, ayrı bir defter olarak kullandığım siyah kapaklı formül defterine geçirdim. Zilin çalması ile de sıramdan kalktım.
Formül defterinide abimin tavsiyes ile beraber hazırladık. 9. Sınıftan beridir de yapmaya devam ediyorum. İlk zamanlar saçma bulsamda sonradan işime yaradığını, kolaylık sağladığını fark ettim. Hatta 9 ve 10 da fizik içinde aynısını yapmıştım. Test çözdüğüm zaman eğer yapamadığım bir soru olurduğunda açıp deftere bakıp dakikalarca farmül aramaktansa formül defterine bakıp bulmak daha kolaydı. Hem de zaman tasarrufu sağlıyor böylelikle.
Formül defterini, önce ünitelere bölüp oradan da konulara bölüp başlıklar halinde önce formül sonrada kısa birer örnek ile açıklıp yazıyordum...
Kantine inip en sevdiğim çikolata olan bitter çikolata ve portakal suyumu alıp arka bahçeye doğru yürümeye başladım.
Birinin bana çarpması ile yalpalayıp çikolatamı düşürdüm. Dengemi sağlamak için duvara tutunduktan sonra bana çarpana bakmak için sağ omzum üstünden arkama baktığımda bana çarpanın Simge ve yandaşı Melis olduğunu gördüm. Yüzlerinde ki sinsi gülümseme bilerek yaptıklarını gösteriyordu. Onlara bir şey demeden yere düşen çikolatamı alıp çıktım okuldan.
Arka bahçe geldiğimde her zamanki yerim olan büyük çınar ağıcının altındaki banaka oturup çikolatamı açmaya başladım.
Etrafa kısa bir göz gezdirdiğimde dışarıda pekte kimsenin olmadığını gördüm. Sadece ön bahçede bir kaç arkadaş gurubu vardı.
Açtığım çikolatadan bir kare kırıp ağzıma attım. Bana verdiği muhteşem tat ile gözlerimi kapatıp keyif aldığımı belirten bir kaç mırıltı çıkardım. Çikolatayı ağzımda emmek her çikolata yediğimde yaptığım bir şeydi. Bu şekilde çikolata bana daha çok zevk ve tat veriyordu.
Gözlrimi açtığımda ne ara yanıma gelip oturduğunu bilmediğim Berk hafif tebesüm ile bana bakıyordu. Yanaklarımın yandığını hissettim. Kim bilir ne zamandır orada bana bu şekilde bakıyordu. Bunu düşünmek daha çok kızarttı yanaklarımı. Utanç ile gözlerimi kaçırdım.
''Ş-şey..''diyip duraksadım, ne diyeceğimi bilemedim. ''Sen ne zaman şey ettin'' şey ettin ne ya. Gerçekten rezil olmara doyamıyorudum.
Sol kolunu bankın arkasına atıp griye doğru yasalanırken '' Yeni şey ettim.'' dedi gülerek.
Benimle dalga geçiyordu.
Kızaran yanaklarıma huysuzca çatan kaşlarımı ekleyip Berk'e ters ters baktım. Ama o bunua daha çok güldü... Offf... Çok güzel gülüyor. Her zaman bakıp böyle güzel gülecekse ben her zaman kendimi rezil ederim. Yani her zaman olmasa da sık sık yaparım...
Gülümsemesini kesip bankta bana doğru döndü. Birden ciddileşmesiyle bende ona doğru döndüm. Sağ eli ile saçlarını karıştırırken '' Bu gün geç geldin, gerçekten bir sorun yok değil mi?'' diye sordu. Bunu bir avının kız kardeşi için merak, endişe duyması gibi sormuştu. Bu ne kadar beni üzsede benim için endişe duyması, merak etmesi de beni bir o kadar mutlu etti.
Dolan gözlerimi kaçırdım ondan. Buruk bir gülümseme ile ona bakıp '' Hayır. Bir sorun yok, sadece otobüs geç geldi.'' dedim. Bir süre yüzüme baktı, doğruyu söyleyip söylemediğimi anlamak için. Doğruyu söylediğime kanaat getirmiş olacak ki eski konumuna dönüp okulun duvarına boş boş bakmaya başladı. Bende bu sırada ona bakıp, onu izliyordum.
Aramızda geçen sessizliği bozmak için ona aldığım çikolatayı uzattım. Her ne kadar almayacağını bilsemde... Tek kaşını kaldırıp bana ' ciddi misin' dercesine baktı. Bende omuz silkip gülümsedim. O da başını iki yana sallayıp güldü. ''Anlamıyorum gerçekten, yaa çikolata bu sevilmez mi?'' diyip kınayıcı bakışlarımı ona gönderdim ve çikolatamı kendim yemeye başladım. Bir yandan da portakal suyunu açmaya çalışıyordum. ''Herkes senin gibi çikolata canavarı değil ufaklık'' diyip saçlarımı karıştırdı. Ona dudaklarımı büzüp test terst bakmaya başladım. Ufaklık ne yahu! Hele de çokoloto conovoro!! Bu hallerine alışıl olduğu için sadece güldü... Açmaya çalıştığım portakal suyunu alıp kendisi açıp bana uzattı. Gülümsedim bu yaptığına.
'' Teşekkür ederim.'' diyip içmeye başladım. Önemli değil def gibi başını sallayıp tekrar önüne döndü.
'' Hava soğuk, içeri geçelim. Çabuk hasta oluyorsun. Zil de çalar birazdan.'' diyerek ayağa kalktı. Heyecandan havanın soğuk olduğunu hissetmemiştim. O söyleyince hissetmeye başladım. Başımı sallayıp ayağa kalktım. Beraber okulun içine doğru yürümeye başladık. Daha biz kapıya gelmeden zil çalmaya başladı.
Dersin matematik olmasından dolayı homurdanıyordum. Berk benim bu halime sadece tebessüm ediyordu. Artık alışmıştı benim bu yakınmalarıma, homurdanmalarıma. Benim sınıfımın önüne gelince iyi dersler dileyip kendi sınıfına geçti.
Öğle arasına kadar da pek bir şey olmadı. Diğer teneffüslerde de ben dışarı çıkmadım. Berk te yanıma gelmedi. Büyük ihtimalle yine test çözüyordur benim gibi. Bu sene ikimizinde son senesi olduğu için ikimizde çok çalışıyorduk. Ama Berk sayısalcı olduğu için o daha fazla ağırlık veriyordu. Bulduğu her boş zamanda da mutlaka test çözer.
Şimdi ise kantinde en arka masada oturmuş aldığım tost ve ayranımı yiyordum. Kantin fazla kalabalık değildi, her zamanki gibi. Genelde okulun çoğu okulun yakınlarındaki kafe ve restoranlara gidiyordu arkadaş gurupları ile. Geri kalanlar ise kantinde hemen atıştırıp kütüphaneye gidiyorlardı. Bunlarda ya arkadaş gurupları olmayanlar ya burslular yada amacı iyi bir üniversite kazanmak olanlar. Benim ise pek bir arkadaşım yoktu okulda. İlk zamanlar arkadaş edinmeye çalıştım ama heyecanlanıp saçmalayınca bir daha benimle konuşmadılar. Bende bir süre daha uğraştım ama olmayınca bıraktım. Okulda tek konuştuğum kişi Berk. Oda sanırım benim bu hallerime alıştığı ve aile dostumuz olduğu için hala benimle konuşuyor.
Berk de pek okulda konuşan biri değil. Sessiz sakin kendi halinde biri. Hem yakışıklı olması hem de sessiz olması onu okulda popüler yaptı. Birçok kız onunla konuşmaya çalışıyor ama Berk pek yüz vermiyor. Onunla konuşmak isteyenlere kaşlarını çatıp test ters bakması bile yetiyor yanına yaklaşmamaları için. Maalesef ki Simge cadısı bu sınıfa dahil değil. Berk'i elde etmek için her şeyi yapar o cadı. Berk'in korkutucu bakışlarını bile takmıyor çoğu zaman.
Karşımdaki sandalyenin çekilmesi ile daldığım yerden hemen sıyrıldım.
Berk karşıma oturup elindeki testi masaya bıraktı. Arkasına yaslanıp rahat bir pozisyon aldıktan sonra başını arkaya doğru yatırıp gözlerini kapattı. Yorgun gözüküyordu. Göz altlarında halkalar oluşmaya başlamıştı. Bunu yeni fark ediyor olmak beni şaşırttı. Genelde ona daha dikkatli bakar en ufak değişimi hemencecik fark ederdim.
Endişenin yansıdığı ses tonum ile '' Yorgun görünüyorsun, gece uyumadın mı?'' diye sordum. Gözlerini açıp kahvesinden bir yudum aldı. '' Sınavlar başladı sayılır, gece geç saate kadar ders çalıştım. Diğer programımı da aksatmak istenediğim için ikisini bir çalıştım.'' Kahvesinden tekrar bir yudum daha alıp gözlerini kapattı.
Bu hâli beni üzdü. Kendisine dikkat etmeliydi yoksa hasta olacaktı. Aslında her sınav haftası hâli böyleydi. Ama buna alışmak istemiyordum. Çok yorgun gözüküyordu.
Hangi derse çalıştığına bakmak için test kitabına baktım. Fizik olduğunu görünce yüzümü buruşturup, iğrendiğimi belli eden bi kaç mırıltı çıkardım.
Berk gözlerini açmış benim bu hâlime gülüyordu. Utandığımı hissettim. Bütün kan hücrelerimin yanaklarıma hücum ettiğini hissediyordum. Ben neden rezil olmalara doyamıyorum Allahım!
Berk testini alıp çözmeye başladı, bir yandan da kahvesini yudumluyordu. Ben de tostumun son parçasını ağzıma atıp ayranımı içmeye başladım. Biten ayran ve tostun kağıdını bir köşeye bırakıp Berk'i izlemeye başladım.
Ona aşık mıydım bilmiyorum ama seviyordum onu. Aşkı pekte bildiğim söylenemez. Aşkı sadece okuduğum kitaplara göre biliyorum. Eğer aşk kitaplarda yazıldığı gibi büyülü ve muhteşem bir şeyse Berk ile yaşamak isterim.
Ama o beni hiç var olmayan kız kardeşinin yerine koymuş durumda. Bende onu uzaktan sevmeye karar verdim. Hiçbir zaman cesaret edip ona söyleyemeyeceğim. Onun benden uzak durma düşüncesi bile beni bitiriyor. Benden uzak durdursa dayanamam... Benden uzak durur, hem bunu bana yakıştırmaz hem de acı çekmiyeyim diye benden uzak durur. Onu böyle daha kolay unutacağımı düşünür. Ama bilmiyor ki bu beni bitirir...
Düşündüğüm bu düşünceler gözlerimi doldurtmuştu. Masaya damlayan bir damla gözyaşımı silip hemen toparlanmaya başladım.
Başımı kaldırdığımda karşı masada oturan Melis ve Simge'yi gördüm. Simge kaşlarını çatmış bakıyorken, Melis sinsice sırıtıp bi bana bir Berk'e bakıyordu.
Telaşa kapılmıştım. Ya anladıysa, offf... Eğer anladıysa Berk ile adamı bozmak için bunu kullanırdı. O kadar kötü biriydi ki bunu kullanırdı.
Kekeleyerek '' B...ben lavoboya gidiyorum.'' diyip hemen oturduğum sandalyeden kalktım.
Berk'in şaşkın bakışları bana döndü. Yüzümü çatılan kaşları ile tarayıp '' İyi misin? Rengin solmuş.'' dedi.
Sadece başımı sallayıp aceleci adımlar ile kantinden çıktım. Koridordan da hızlı adımlar ile geçip köşeyi döndüm. Daha doğrusu birine çarptım. Ona bakmadan 'pardon' diyip hemen merdivenlere hızlı adımlar attım. Çarptığım kişi her kimse arkadan bağırıp çağırıyordu...
Lavobo kapısını hızlıca açtım, içeride rujunu tazelemekte olan bir kızın bakışları bana döndü. Yan gözle beni süzüp rujunun kapağını kapatarak çıktı.
Hemen içeride volta atmaya başladım.
'' Aptal! Aptalsın kızım sen. Ne gerek vardı çocuğu gözlerin ile bitirmeye! Offf...''
İçli bir nefes verdim. Hemen toparlanmam lazımdı. Anlamıyacaklarsa bile bu halimi görüp anlayacaklardı.
Hemen bir aynanın karşısına geçtim.yüzüm gerçekten solmuştu. Koştuğum için kâküllerim birbirine girmiş, yanaklarım kızarmış, gözlerim dolmuştu. Sol gözümden firar eden bir damla yaşı elinin tersi ile sildim. Suyu açıp ekimi yüzümü yıkadım. Bu sırada kapının kapandığına dair bir ses duydum. O kadar telaş yapmıştım ki açıldığını bile duymamıştım. Dağılan kâküllerimi elim ile düzelttim. İyi olduğuma karar verdiğimde çıkmak için arkamı döndüm ama dönmem ile Simge ile burun buruna geldim.
Melisa ise kapıya yaslanmış yüzündeki aptal sırıtış ile kapıyı kilitliyordu. Allah kahretsin!
Simge alaycıl bakışlarını bana atıyordu. Gözlerindeki kini, nefreti, alayı, aşağlamayı gördüm. Ben... Benden bu kadar nefret ettiğini hiç düşünmemiştim.
Bir adım gerileyip sırtımı lavoboya yasladım. Ellerim ile kenarlarını tutup oradan güç almaya çalıştım.
'' Tam da tahmin ettiğim gibi bizim küçük sıçan Berk'e aşıkmış.''