Tenin, Nefesin, Masumiyetin... Artık Bana ait ‼️
Kumsal
Aynadaki yansımama baktığımda gördüğüm tek şey, kurban edilmeyi bekleyen masum bir kurbandı.
Siyah, yerlere kadar uzanan ipek elbisemin ince askıları omuzlarımı açıkta bırakıyordu. Beyaz, pürüzsüz tenimle elbisenin zifiri karanlığı arasındaki tezatlık, kaderimin tam bir özeti gibiydi. Bu gece babamın yasa dışı imparatorluğunun gölgesinde düzenlenen o büyük davetteydim. Ve birazdan, hayatımın benden sökülüp alınacağından henüz haberim yoktu.
Garsonun tepsisinden aldığım şampanya kadehini parmaklarımın arasında sıkarken, salondaki ağır puro ve pahalı parfüm kokusu genzimi yaktı. Şehrin en tehlikeli, en karanlık adamları buradaydı. Ama hiçbiri, az sonra salona giren adam kadar tehlikeli olamazdı.
Kuşatıcı bir sessizlik yayıldı salona. Bakışlar devasa ahşap kapılara kaydığında, göğsümün ortasında belirsiz bir sızı peydah oldu. O geldi. Araz Karan.
İtalyan kesim siyah takım elbisesi, keskin çene hattı ve heybetli duruşuyla salondaki tüm ışığı üzerine çeken bir karabasan gibi girdi içeri. Koyu kahve gözleri, bir avcının soğukkanlılığıyla etrafı taradı. Ve en sonunda... O gözler beni buldu.
Nefesim boğazıma tıkandı. Bacaklarımın bağı çözülecek gibi oldu. Araz’ın bakışlarındaki karanlık, ruhumu soyup soğana çeviriyor, beni olduğum yere çiviliyordu. Yavaş, kendinden emin ve tehditkar adımlarla bana doğru yürümeye başladı. Kalbimin ritmi kulaklarımda çınlıyordu. Güm... Güm... Güm... diye.
Aramızda tek bir adım mesafe kaldığında durdu. O kadar yakındı ki, üzerindeki odunsu ve tütün karışımı sert kokusu ciğerlerime doldu. Boyum onun geniş göğsünün hizasındaydı. Başımı kaldırıp gözlerine baktığımda, orada şefkate dair tek bir kırıntı dahi göremedim. Sadece intikam, şehvet ve dizginlenemez bir sahip olma arzusu vardı.
"Demek babanın gözünden sakındığı o meşhur, masum kızı sensin..." dedi.
Sesi o kadar alçak ve pürüzsüzdü ki, buz gibi bir jiletin tenimde kayması gibi hissettirdi. Bakışları dudaklarıma indiğinde göğsüm şiddetle kalkıp indi.
"Kim olduğunuzu bilmiyorum," diye fısıldadım, sesimin titremesine engel olmaya çalışarak. "Ama bana böyle bakamazsınız."
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. Eğildi, sıcak ve yakıcı nefesi kulağımın hemen altındaki hassas noktaya çarptı.
"Sana nasıl bakacağımı, sana nasıl dokunacağımı ya da seni nasıl alacağımı bana sen öğretemezsin küçük hanım," diye fısıldadı. Parmak uçları, omuzumdan aşağı doğru yavaşça kaydı. Dokunduğu her santim tenim alev alıyor, hücresel bir tehlike çanı beynimde çalıyordu. "Baban bana çok büyük bir borç taktı Kumsal. Ve o borcun faizi de, ana parası da tam olarak sensin."
"Ne?" Diyetim olan kelime ağzımdan kaçtı. Geriye doğru bir adım atmak istedim ama Araz Karan belimi çelik gibi güçlü koluyla kavrayıp beni kendine mühürledi. Body to body değdik. Göğsüm onun sert göğsüne çarptığında kasıldım.
"Kaçamazsın," dedi gözlerimin içine bakarak. O gözlerdeki yangın beni diri diri yakacak kadar büyüktü. "Bu geceden itibaren benim tutsağımsın. Tenin, nefesin, masumiyetin... Her şeyin bana ait."
"Asla!" diye haykırmak istedim ama dudaklarımın üzerine basılan başparmağı sesimi kesti.
"Beni dinle," dedi, sesi kontrolü tamamen eline almış bir kural koyucu gibi soğuktu. "Benden kaçmaya çalıştığın her an, bu kafesi daha da daraltırım. Ve inan bana Kumsal, benim yangınımda kül olmak, buradaki en tatlı sonun olur."
Beni salondan dışarı, karanlıkta bekleyen siyah camlı lüks araca doğru çekerken direnmeye çalıştım. Ama onun gücü karşısında bir yapraktan farksızdım. Arabanın kapısı kapandığında ve araç hızla karanlığa gömüldüğünde anlamıştım: Masumiyetimin bittiği, Araz Karan'ın cehenneminde tutsak kaldığım o gece başlamıştı.
Ve en acısı... Bu adamın dokunuşundaki tehditkar sıcaklık, korkmam gereken yerde ruhumdaki en gizli arzuları uyandırıyordu.