bc

Evîna Reş / Kara Sevda

book_age18+
54
FOLLOW
1K
READ
dark
forbidden
BE
stepfather
drama
tragedy
childhood crush
love at the first sight
like
intro-logo
Blurb

Gerçek bir yaşam hikayesidir. Hikaye kurgu değildir, şahsen gerçek hayatta tanıdığım arkadaşımın hayatı. Rica ettim ve sağolsun beni kırmadı, isimleri değiştirirsem hikayesini yazabileceğimi söyledi. Onların aşkları beni çok derinden etkiledi. Allah sabır versin ikisine de, iki ayrı coğrafyanın insanı olmak ve birbirini sevmek çok zor. Birinin ailesi Kürtlerden nefret ederken, bir diğeri yabancı gelin istemiyoruz diyen bir aile… Rabbim kimseyi kara sevdaya mahkum etmesin.

chap-preview
Free preview
1. “Umut”
İnsanlar benim hikayemi okur mu bilmiyorum… kafam çok karışık. Bazen delirmenin eşiğinden dönüyorum. En yakın arkadaşım yazar. Benim başıma gelenleri az çok biliyordu ve bir gece ansınız ta başından anlatmamı istedi her şeyi. Bütün detayına kadar. Bende anlattım. En azından içimi dökmüş olurdum. Güvendiğim bir insandı. Başıma gelen şeyleri koz olarak kullanmayacağını biliyordum. Böylece anlatmaya karar verdim. En küçük detayına kadar. Başından sonuna kadar… gerçi bir gece yetmez bile tüm duygularımı, isyanlarımı, üzüntülerimi, acılarımı anlatmaya… gözleri doldu arkadaşımın. Ve bana dediği cümle şu oldu: “İzin verirsen hikayeni yazmak isterim…” İlk başta istemedim. Çekindim. Korktum. Özel hayatım sonuçta ama bir tarafımda istiyordu. Dile getiremediğim sevdamı, yaşayamadığım hayallerimi en azından kelimelere, sayfalara dökerdim. İyi gelirdi belki. Ve sonunda kabul ettim. Ben yazar değilim sonuçta. Öyle süslü cümlelerle anlatamazdım yaşadıklarımı. Bir şey diyim mi… muhtemelen pat pat anlatırdım. O yüzden arkadaşım bana sade bir dilde yazmamı istedi kendisi gözden geçireceğini, benim adıma düzenleyerek yayınlayacağını söyledi. İyi dedim. Ben anlatırdım günlüğüme yazar gibi… Yani sevgili okur… sana yemin edebilirim ki bu satırlarda okuyacağın her şey gerçek. Ne popüler olmak için, ne takipçi kasmak için ne de başka bir şey için yazıyorum. Sadece… sevmenin bir insana ne kadar acı verebileceğini anlatmak istiyorum. (Gerçi yazar arkadaşım bu hikayeden para kazanır mı bilmiyorum.. insanların benim hayatımı merak ederek okuyacağını pek sanmam. Eğer kazanırsa da helal olsun. En azından bana bunca yardımı dokunan arkadaşıma benimde bir iyiliğim dokunmuş olur.) Şimdi… nereden başlasam anlatmaya. Öncelikle kendimi tanıtayım. Ben bir Türkmen kızıyım. Türkmenistan’da doğdum büyüdüm. Ve Türkiye cumhuriyetine okumaya üniversiteye geldim. Ve burada bir Kürt’le karşılaştım. Ağrı’nın kürdü. Aşık olduğum adam. Adını kalbime yazdığım, o kara gözleriyle ruhuma dokunan, bana ilk sahip olan, ilk ve son aşkım olan o Kürdü anlatmak istiyorum. Ve zalim kaderin onu elimden nasıl aldığını…. ~ Umut ~ Benim adım Humay. Siz dersiniz bu isim Türk ismi… hayır arkadaşlar bu bir Arap ismi. Genelleme Türkmenlerde çok kullanır bu ismi. Bana da bu ismi babam vermiş. Neyse kısaca özet geçersek benim ailem ataerkil bir aile. Yani aile reisi erkek olur o ne derse o olur. Bir kız olmanın bedeli bizim coğrafya da senin hakkında ne karar verirseler buna tamam demektir. Benim de ailem böyleydi. Benim çocukluk hayalim; yurt dışında güzel bir üniversite kazanıp okumak, diploma sahibi olmak ve kendi hayatımı kurmaktı. Para kazanmak ve güçlü bir kadın olmaktı. Hiç kimseye muhtaç olmamaktı. Buna öz babam bile dahildi. Hatırlıyorumda beş kuruş fazla para istesek sürekli “beni sömürüyorsunuz, bıktım sizin masraflarınızdan” demekten geri kalmazdı. Zoruma giderdi. Hiç pahalı ayakkabım olmadı. Marka çantam olmadı. Makyaj malzemesi bile doğru dürüst alamazdım. Hep gizli saklı. Kullanırsam annemin “orospulara benziyorsun” cümlesi beni bitirirdi. Doğru ya… birde annem vardı. Ya bence bu durum coğrafya ile alakalı değil. Hangi coğrafya da bir anne kız çocuğunun saçına dokunmaz..? Hangi milletle var bu? Ben 24 yaşındayım ve annem bir kere bile benim saçıma dokunmadı. Bir kere bile. Bunları yazarken bile gözlerim doluyor. Belki sizin için abartı olabilir ama benim için değil. Dövmesini, kan revan içerisinde bırakmasını es geçtim ben, unuttum bile… ama asla bir anne olarak saçıma dokunmamasını es geçemem. Bu hep kalbimde bir yara olarak kalacak. Tamam babamı anlıyordum. O erkek ya sonuçta. Sevgi göstermez ya kız evladına. Peki ya annem? Bazen diyordum kendime… acaba ben evlatlık mıyım? Ya da beni istemeyerek mi doğurdu annem? Neden hep ben ezilen çocuktum? Neden hep ben sevilmeyen, hep eleştirilen, hep hor görülen taraf oldum? Gerçi artık bu soruların cevabını aramıyorum. Yoruldum çünkü. Bıktım usandım. Artık benimde ilk önceliğim kendim olucaktı. Geç değildi. Hatanın neresinden dönersen dön yine kâr, kârdır. Sene 2023 Artık 22 yaşına gelmiştim. Ve ailem beni hala okutmamakta direniyordu. Hayatım boyunca hiç o kaos dolu evden uzaklaşamamıştım. Kendi paramı kazanamamıştım. Hep onların istediği olmuştu. Babam yaşadığımız küçük köyde tanınıyordu. Şaşırtıcı bir şekilde saygıda duyuyordular. Ya şimdi babam tam olarak kötü bir insanda değil. Yine de babam. Beni bu yaşa getirdi. Büyüttü. Kötüleyemem. ama mükemmel bir baba mı? Değil. Neyse.. zamanla babamın bütün çevresindeki dostları, akranları kızlarını, çocuklarını okutuyor, diploma aldırıyor. Baktı babam kendisinde tık yok. Millet soruyor büyük kızını okuttun mu? Adam hayır. Tabi gururuna yediremiyor. Öyle saygın adam bir kızını mı okutamadın? Millet der. İlk defa elalem işime yaramıştı. Aslında bana yurt dışı hayalini aklıma sokanda ailem ha. Küçüklüğümden bana seni Türkiye de okutacam demişti adam. Kuzenlerim falan hepsi okudu. Sonra bana sıra gelince, önce korona denen bela çıktı ortaya, sonra ekonomik kriz, sonra Türkiye de ki deprem… her şey üst üste geldi. Babam bunları televizyonda izleyince ben seni o ülkeye nasıl gönderirim ya başına bir şey gelirse korkusuda çok oldu. Malum her gün Müge ablayı ve Esra Erol ablamızı izliyor. Abi ülke 85milyon insanı barındırır. Oradaki 5milyonu hırsız, katil, cani, tecavüzcü, sapık çıksa zaten haberlere yetiyor. Gelde bunu babama anlat. Ama bak bunlar bahaneydi. Bende dedim o halde Rusya’ya gönder, ya da Çin’e. İngilizcem de Rusçamda var. Dile karşı özel ilgim olduğundan Türkçe, Rusça, İngilizce’yi küçük yaşta öğrenmeye başladım. Babam hala izin vermiyor. Benim sana yedirecek tonla param yok diyordu. Nasıl ağrıma gidiyordu. Tamam dedim ben çalışırım kendim okurum diyordum, “sen ben olmadan bir bok bile beceremezsin,” derdi hep. Hala aklımda bu cümlesi. İnsan evladına bunu der mi be? Bir keresinde hatırladım şey demişti: “Sen benim bu hayatta yerde bastığım ayak izim kadar yok kat edemezsin, sen bir hiçsin.” O gece ne ağlamıştım ama. Hiç unutmam. Benim çabam hep ailesi tarafından takdir görmek isteyen çocuk çabasıydı. Orta okulda, lise de örnek öğrenciydim. Herkes, bütün hocalarım beni överdi. Bu kızınızı okutun, çok adaletli, çok iyi niyetli yetenekli akıllı bir kızınız var derdiler. Ama sağ olsun babam hep derdi: sahtekarlığınla herkesi kandırıyorsun. Babam tuhaf bir şekilde benle rekabet ediyordu sanki. Değişik bir adamdı. İnsan nasıl kendi kızıyla rekabet edebilirdi. Sanki ondan başarılı olursam bu onu ezecekmiş gibi. Hep elinin altında olmamı istiyordu. Ben buna karşıydım işte. Ağlayarak yalvardığımı hatırlıyorum kaç kere. Okutsa beni daha sonra çıkardığı masrafı ödeyeceğime dair yemin ediyordum. Hatta anneme yalvarmıştım, babamı ikna et diye. Annem şey demişti: “Evlen git sana masraf yapmak zorunda değiliz.” Çok mu zordu bir kızını okutmak be. Bakıyordum. Liseden bir kız arkadaşım, lise son sınıftayken babası vefat etmişti. Yetim kalmıştı. Anneside öğretmek maaşıyla hem onu hemde abisini okutmuştu. Birde bütün bunların yanı sıra ölen eşinin annesine bakıyordu. Helal kadına. Kızıda gül gibi liseyi bitirdiği an Gazi üniversitesini kazandı gitti 4 sene sonra geldi bizim lise de öğretmen oldu. Ne güzeldi. Ancak o sırada ben… sözde ailemin durumu iyiydi. Babamın birkaç arabası vardı evi vardı. Kira da falan da kalmıyorduk he… birkaç tane de mağazası vardı. Birde küçük bir çiftliği. Hep boş yatırımlar yaptı. Ama kızına denk geldiğinde… gözlerim doldu benim yine ya… Olayın ilginç yanı aradan beş sene geçti ha.. beş sene. Az zaman dilimi değil. Tam 23 yaşındayım. Babam bir gün dedi “Hala yurt dışında okumaya inat ediyor musun?” Dedim evet. Çünkü biliyordum kendi ülkemde okusam ailemin istediği saçma bir bölümü okuyacak o sırada bana gelen görücüye evet diyecekler. Onların istediği biriyle zorla evleneceğim ve onların istediği bir yerde çalışacağım. Sonra ailenin örnek çocuğu. Bunca sene babasının evinde köle, sonra da kocasının elinde köle. Kendi isteğimle tatile bile gidemiyorsun. Hayatımda bir kere ben denize gitmedim ya… gidemedim. Dışarı çıkıp eğlenemedim. İstediğim kıyafeti giyemedim. Zorla namaz kılmaya mecbur bırakıldım. Benim kendi arzularım, isteklerim yok muydu? Hep ezildim. Karşı çıksam tekme tokat dövüldüm. Ve şimdide sırf kibiri, egosu yüzünden kabul etmişti yurt dışına göndermeye. Bu benim için bir şanstı. Ailemden tüm bağlarımı koparabilme şansı. Ancak hayat hiç bir zaman istediğimiz gibi ilerlemiyordu. Mutluluğu tattırıyor sonra seni kapı dışarı ediyordu.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Ağanın Sözde Karısı

read
88.2K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
56.8K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
34.8K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
548.1K
bc

AŞKLA BERDEL

read
91.9K
bc

HÜKÜM

read
230.8K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
36.0K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook