Gölgenin içinde

1175 Words
Elif’in zihni bir savaş alanına dönmüştü. Demir’in dünyasına adım atarsa, geri dönüş olmayacak. Bunu biliyordu. Ama yine de... Kaçamıyordu. Gözleri, Demir’in gözlerine kilitlenmişti. Karanlık ve gizemli bakışları, onu olduğu yere mıhlamıştı. Yağmur, yüzüne düşerken içindeki fırtına daha da büyüyordu. "Ne demek bana ait ol?" diye sordu Elif, sesi titriyordu. Demir'in dudaklarında o tanıdık, tehlikeli gülümseme belirdi. "Demek hâlâ merak ediyorsun." Elif, içindeki çelişkiyi bastırmaya çalışarak başını dikleştirdi. "Cevap ver." Demir, bir an sessizce onu izledi. Sanki bir karar veriyormuş gibi. Sonra yavaşça elini kaldırdı ve Elif’in ıslak saçlarından bir tutamı parmaklarının arasına aldı. "Bu dünya senin bildiğin gibi değil, Elif," diye mırıldandı. "Burada sadece siyah ve beyaz yok. Gri tonlarının içinde kaybolursan, bir daha geri dönemezsin." Elif’in içi ürperdi. Demir’in sözleri, kulağına bir uyarı gibi çarpıyordu. Ama aynı zamanda, bir davetti de. "Sen o dünyaya aitsin, değil mi?" dedi Elif. Demir hafifçe başını eğdi. "Ben o dünyayım." O an Elif, geri adım atması gerektiğini hissetti. Ama vücudu ona ihanet ediyordu. Demir’in sesi, bakışları, dokunuşu… Hepsi onu kendine çekiyordu. "Ve eğer benim dünyama girersen," diye devam etti Demir, sesi neredeyse bir fısıltıydı, "artık buradan çıkamazsın." Elif’in kalbi deli gibi çarptı. Bunu kabul edecek miydi? Yağmurun sesi daha da yükseldi. Şehrin sesi yok oldu. Sadece Demir ve Elif vardı. Demir, elini saçlarından çekip yüzüne doğru yaklaştırdı. "Son bir şansın var, Elif," dedi, sesi buğulu ve tehditkârdı. "Git ya da kal." Elif gözlerini kapattı. Gitmesi gerektiğini biliyordu. Mantığı ona kaç diye bağırıyordu. Ama gözlerini açtığında, tek yaptığı şey... Ona daha da yaklaşmak oldu. Demir’in gözleri kısıldı. Elif’in kararsızlığını hissediyordu. Ve sonra... Bir adım daha attı. İkisi arasındaki mesafe tamamen kapanmıştı. Elif, içindeki tüm mantık seslerini susturdu ve fısıldadı: "Kalıyorum." Demir’in gözleri karardı. Elif’in sesi havada asılı kaldı. "Kalıyorum." O kelime ağzından çıktığı anda, içinden geri dönüşü olmayan bir kapıyı ardına kadar açtığını hissetti. Ama artık geri dönemezdi. Demir’in yüzü ifadesizdi. Gözleri karanlık, duygularını gizleyen bir perde gibiydi. Ancak bakışlarının derinlerinde bir şey kıpırdandı. Memnuniyet mi? Tehlike mi? Belki de ikisi birden. Elif’in içi titredi ama kaçmadı. Gitmesi gerektiğini biliyordu. Mantık ona geri adım at diye bağırıyordu. Ama ayakları onu dinlemiyordu. Demir’in elini kaldırışı, zamanın yavaşlamasına neden oldu. Yağmurun sesi bile kulaklarında bulanıklaştı. Parmak uçları Elif’in yanağına dokunduğunda, bütün dünya sessizleşti. Elif, içini saran ürpertiyle gözlerini kapattı. Demir’in dokunuşu, bir fırtınanın eşiğinde savruluyormuş gibi hissettirdi. Sonra Demir eğildi. Dudakları, Elif’in kulağının hemen yanında, sıcak nefesi tenine değiyordu. "Bu seni mahvedebilir," diye fısıldadı. Elif’in nefesi kesildi. Gözlerini açıp Demir’e baktığında, içindeki tüm korkular, merakla yer değiştirdi. Çok tehlikeliydi. Ama onu istiyordu. Bütün mantığını bir kenara bırakıp, içindeki sesi dinledi. "Umrumda değil," dedi, sesi titrek ama kararlıydı. Demir hafifçe gülümsedi. O an Elif, kazanamayacağı bir oyunun içine girdiğini fark etti. Ama bu oyundan çıkmak gibi bir niyeti yoktu. Demir, başını kaldırıp gözlerini Elif’inkilere kilitledi. Yağmur damlaları saçlarına yapışmış, gözlerindeki gölgeler daha da derinleşmişti. Ve sonra, hiçbir uyarı olmadan… Onu öptü. Elif’in zihni tamamen sustu. Bütün dünya, o an silindi. Demir’in dudakları, ona ait olmayan bir şeyi talep ediyormuş gibi sertti. Sahiplenici, keskin ve tehlikeliydi. Ama bir o kadar da bağımlılık yapıcıydı. Elif, içindeki bütün korkuları, şüpheleri geride bırakarak karşılık verdi. Ellerini Demir’in gömleğine götürdü, ona daha yakın olmak ister gibi. O an, içinde bir kapının sonsuza dek kapandığını hissetti. Bu bir başlangıç değil, bir düşüştü. Ama Elif, bu düşüşün içinde kaybolmaya hazırdı. Elif’in vücudu, Demir’in dokunuşunda yankılanan duygulara teslim olmuştu. Onun dudakları kendi dudaklarına bastığında, içinden bir şeyler kopmuş, yerine yeni bir kaos doğmuştu. Bu kaosun içinde kaybolmayı istiyordu. Ama bir yandan da içini saran korku, ona hâlâ var olduğunu hatırlatıyordu. Demir’in eli beline yerleştiğinde, Elif’in dizleri güçsüzleşti. Aralarındaki mesafe tamamen kapanmıştı. Yağmurun altında, ıslanan kıyafetleri birbirine yapışmış, bedenlerinin sıcaklığı birbirine karışmıştı. Demir, bir an geri çekildi. Gözleri, Elif’inkilere kenetlendi. "Hâlâ geri dönebilirsin," dedi, sesi kısık ama ciddiydi. Elif başını iki yana salladı. "Artık dönüş yok." Demir, Elif’in bu cevabını bekliyormuş gibi, yüzünde hafif bir gülümsemeyle ona baktı. Sonra elini, Elif’in saçlarına daldırdı. Yağmurdan ıslanmış bukleleri parmaklarının arasına aldı. "Bu gece senin dünyan değişecek," diye mırıldandı. Elif’in kalbi hızlandı. Demir onu bileğinden tuttu ve bir adım geri çekildi. Elif, onun bu hareketine karşı koymadı. Onunla birlikte yürüdü. Ayakları nereye gittiğini bilmeden, sadece Demir’in peşinden sürüklendi. Sokaklar ıssızdı. Gecenin içinde sadece yağmur ve ayak sesleri yankılanıyordu. Elif nereye gittiğini bilmiyordu. Ama bilmek de istemiyordu. Gizemli Bina Bir süre sonra Demir, büyük, eski bir binanın önünde durdu. Elif, başını kaldırıp yapıya baktı. Yüksek taş duvarları, demir kapıları ve loş ışıklarıyla ürkütücü bir havası vardı. Burası neresi? Demir, cebinden bir anahtar çıkardı ve kapıyı açtı. İçeri girdiğinde, Elif’e dönüp elini uzattı. Şimdi karar anıydı. Elif, içindeki tüm mantıklı sesleri susturdu ve onun elini tuttu. İçeriye adım attığında, loş ışıklar gözlerini kamaştırdı. Büyük bir salon, eski deri koltuklar, duvarda eski tablolar ve ahşap kokusu... Elif, etrafına bakarken Demir kapıyı kapattı. Ardından hiç konuşmadan onu izlemeye başladı. Elif, içindeki tedirginliği bastırmaya çalışarak, "Burası neresi?" diye sordu. Demir gülümseyerek yaklaştı. "Benim dünyam." Elif’in nefesi kesildi. İçindeki korku büyüyordu. Ama bu korkunun içinde bir de merak vardı. Demir, Elif’in kolunu nazikçe tuttu. "Hâlâ gitmek istersen, kapı orada." Elif kapıya baktı. Kaçabilir miydi? Şimdi vazgeçebilir miydi? Sonra tekrar Demir’e döndü. Onun gözlerinde gördüğü şey, kaçmak yerine daha da yaklaşmasına neden oldu. "Gitmeyeceğim," diye fısıldadı. Demir’in gülümsemesi derinleşti. "O halde... hoş geldin, Elif." Elif’in sesi havada yankılanırken, Demir bir adım daha attı. Gözlerindeki derin karanlık, Elif’i içine çekiyordu. İçindeki mantık hâlâ ona kaçmasını söylüyordu, ama çok geçti. O an, geri dönmenin hiçbir anlamı kalmamıştı. Demir’in parmakları Elif’in çenesine hafifçe dokundu. Yüzünü yukarı kaldırırken gözleri Elif’in gözlerine kilitlendi. "Bu geceyi unutmayacaksın," diye mırıldandı. Elif yutkundu. Kalbinin deli gibi attığını hissediyordu. Demir’in sesi kulaklarına bir uyarı gibi çarpıyordu, ama aynı zamanda bir davetti. Bu karanlığa teslim olacak mıydı? Demir onu bırakmadan önce birkaç saniye daha gözlerinin içine baktı, ardından arkasını dönerek büyük kapıya doğru ilerledi. Elif duraksadı. Gitmeli miydi? Peşinden mi yürümeliydi? Ama vücudu çoktan kararını vermişti. Ona doğru bir adım attı. Sonra bir tane daha. Demir’in arkasından sessizce yürüdü. Bina eski ve kasvetliydi. Yüksek tavanları, ağır ahşap kapıları ve loş ışıkları vardı. Koridorlardan geçtikçe, Elif’in içindeki huzursuzluk daha da büyüyordu. Bu yerin içinde bir şey vardı. Belki de birçok şey. Demir, büyük bir odanın kapısını açıp ona baktı. "Gel." Elif birkaç saniye duraksadı, sonra içeri girdi. Bilinmeyen Oda Odanın içi, dışarıdaki kasvetli havaya tezat oluşturacak şekilde sıcaktı. İçeride bir şömine yanıyordu. Odanın köşesinde büyük, kadife kaplı bir kanepe vardı. Birkaç kitap rafı, antika görünümlü bir masa ve ağır perdelerle kaplanmış pencereler… Elif gözlerini odada gezdirdi. Demir kapıyı kapattığında hafif bir tıkırtı duyuldu. Elif anında dönüp ona baktı. "Kapıyı neden kapattın?" diye sordu, sesi biraz gergindi. Demir hafifçe gülümsedi. "Çünkü artık buradasın." Elif’in içinde bir şeyler ürperdi. Ama geri çekilmedi. Demir yavaşça ona doğru yürüdü. "Sana bir soru soracağım," dedi. Elif, nefesini tutarak başını salladı. Demir, "Benden korkuyor musun?" diye sordu. Elif birkaç saniye boyunca gözlerini Demir’den ayırmadan durdu. Sonra hafifçe başını iki yana salladı. "Hayır." Demir’in gözlerinde bir şeyler parladı. "Güzel." Sonra aniden ona yaklaştı. Elif, onun aniden değişen enerjisini hissedebiliyordu. Bir elini Elif’in beline koyarken, diğer elini yüzüne hafifçe dokundurdu. "Çünkü korkman gerekirdi," diye fısıldadı. Elif’in nefesi kesildi. Gözlerini kapattı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD