YABANCININ DOKUNUŞU
Elif, caddede hızlı adımlarla yürürken, içindeki huzursuzluğu atamıyordu.
Şehrin parlak ışıkları, ıslak kaldırımdan yansıyarak gözlerini kamaştırıyordu. Yağmur ince ince yağıyor, tenine serin damlalar düşüyordu ama o, içindeki sıcaklığın ve gerginliğin farkındaydı.
Bugün olanlar… anlamsızdı.
Patronu yine ona bakıyordu. O iğrenç bakışlarını her hissettiğinde, içinden yükselen rahatsızlığı bastırmak zorunda kalıyordu. İş yerinde geçen her dakika, sanki havasız bir odada boğuluyormuş gibi hissetmesine neden oluyordu. Bu şehirde bir yabancıydı. Kimseyi tanımıyordu. Kaçmak istiyordu.
Derin bir nefes aldı. Adımlarını hızlandırdı.
Ama sonra bir şey hissetti.
Bir çift göz.
Sokak boştu, yağmur caddede yankılanan tek sesti. Ama içgüdüleri ona birinin onu izlediğini söylüyordu.
Sırtı ürperdi.
Bedenindeki tüm tüyler diken diken oldu.
Yavaşça başını çevirdi.
Ve onu gördü.
Simsiyah bir takım elbise içinde, yağmurun altında dimdik duran bir adam.
Sanki bu dünyaya ait değildi. Yağmurdan hiç etkilenmiyordu, teni kuru ve pürüzsüz görünüyordu. Buz gibi bir varlık gibi…
Uzun boylu, keskin yüz hatları ve karanlık gözleriyle, fazlasıyla yakışıklı ama bir o kadar da tehlikeli görünen biri.
Adamın dudakları hafifçe kıvrıldı.
Bir adım attı.
Elif’in kalbi hızlandı.
Bilinçsizce geri çekildi ama ayakları kaldırıma takılınca dengesi bozuldu. Nefesi kesildi. Düşeceğini sandı ama…
Bir anda, adam oradaydı.
O kadar hızlı hareket etmişti ki…
Sıcak ve güçlü parmaklar bileğine dolandı. Çelik gibi sert ama bir o kadar da huzur veren bir dokunuştu.
Adam başını eğdi, gözlerini gözlerine kilitledi.
Sesi fısıltı kadar yumuşaktı ama içinden bir şeyleri sarsacak kadar güçlüydü:
"Beni bekliyordun, değil mi?"
Elif'in aklı karmakarışıktı.
Bu adam kimdi?
Ona neden böyle bakıyordu?
Ve en önemlisi… neden kaçmak istemiyordu?
Elif’in nefesi düzensizdi. Göğsü hızla inip kalkıyordu. Adamın sert parmakları hâlâ bileğini kavrıyordu ama canını yakmıyordu.
Kaçmalıydı. Bağırmalıydı. Bir yabancı ona dokunuyordu ve bu normal değildi.
Ama vücudu, zihninin emirlerine uymuyordu.
Adamın gözlerine bakmaktan kendini alamıyordu.
Karanlıktı o gözler. Derin, tehlikeli ve aynı zamanda bağımlılık yapan bir boşluk gibi.
"Kim… kimsin?" diye fısıldadı Elif.
Adam hafifçe eğildi. Onun kokusunu alacak kadar yakındı şimdi. Maskülen, baharatlı ve odunsu bir koku… baş döndürücüydü.
"Adımı bilmenin sana faydası olmaz."
Elif’in tüyleri diken diken oldu. Adamın sesi, tıpkı bakışları gibi hipnotize edici bir etkideydi.
Bileğini tuttuğu elini yavaşça gevşetti, parmak uçları teninde usulca kaydı. Yakıcı bir his…
Sonunda Elif nefes alabildi. Ama hâlâ olduğu yerde çakılı kalmıştı.
Beyninde çığlık atan bir ses vardı: Kaç! Bu adam tehlikeli!
Ama başka bir ses, çok daha derin bir fısıltıyla ona farklı bir şey söylüyordu:
Kal. Onun kim olduğunu öğren.
Adam hafifçe başını eğdi. Dudaklarında sinsice beliren bir gülümseme vardı.
"Benden korkuyor musun?"
Elif yutkundu. Korkmalıydı.
Ama hissettiği şey korkudan çok farklıydı.
Bedenini garip bir heyecan, beklenmedik bir sıcaklık sarmıştı.
"Gitmeliyim." diye fısıldadı, sesi kendine bile ait değilmiş gibi.
Adam gözlerini kısmıştı. Onun kaçmaya çalışmayacağını biliyormuş gibi, umursamazca bir adım attı.
Elif bir adım geriledi.
Adam bir adım daha attı.
Elif’in sırtı soğuk duvara çarptığında, kalbinin sesini kulaklarında duyuyordu.
Yağmur hızlanmıştı. Saçları ıslanıyor, su damlaları boynundan aşağı süzülüyordu.
Adam başını eğdi, parmaklarını onun çenesine hafifçe dokundurarak yukarı kaldırdı.
Ve o an…
Elif’in tüm dünyası durdu.
Elif’in kalbi kulaklarında yankılanıyordu.
Adamın parmakları çenesine hafifçe dokunduğunda, teni alev almış gibi hissetti.
Kaçmalıydı. Gitmeliydi. Ama ayakları yere kök salmıştı.
Adamın gözleri karanlık ve delici bakışlarla ona kilitlenmişti.
"Kaçmayacak mısın?" diye sordu adam, sesi pürüzsüz ama içinde bir tehdit barındırıyordu.
Elif'in nefesi düzensizdi. Kaçmak mı? Bu mümkün müydü?
Onun yanında, zaman bükülmüş gibi hissediyordu.
Dış dünyayla olan bağı kesilmişti.
"Bilmiyorum." diye fısıldadı Elif.
Adam başını eğdi, Elif’in kokusunu içine çekercesine yakınlaştı.
"Doğru cevap bu değil." dedi, sesi kulaklarının yanında yankılandı.
Elif’in içini bir ürperti sardı.
Bu adamı tanımıyordu ama tehlikenin cazibesi ona dokunuyordu.
Adamın parmakları çenesinden boynuna doğru kayarken, Elif irkildi ama uzaklaşmadı.
"Adını bile bilmiyorum." dedi, sesi titrek ama merak doluydu.
Adam dudaklarını hafifçe kıvırdı.
"Adım, senin beni nasıl hatırlamak istediğine bağlı."
Elif kaşlarını çattı.
Bu ne anlama geliyordu?
Adamın başı biraz daha eğildi.
Tehlikeli derecede yakınlardı.
Yağmur tenlerinden süzülürken, aralarındaki mesafe neredeyse yok olmuştu.
Elif’in nefesi kesildi.
Bir şeyler olacaktı.
Ama sonra…
Aniden bir araba farı yanıp söndü.
Elif irkildi ve geriye çekildi.
Adam hafifçe başını yana eğdi. Onu bir av gibi izliyordu.
Sonra, tek bir kelime bile etmeden bir adım geriledi.
Gözleri hâlâ Elif’in gözlerinde kilitliydi.
Ve ardından, yağmurun karanlığında sadece bir gölge gibi kayboldu.
Elif, olduğu yerde kalakaldı.
Nefesi hâlâ düzensizdi.
Bu adam…
Kimdi?
Ve neden gitmesini istemiyordu?
Yağmur, gecenin sessizliğinde yere düşerken asfaltı parlatıyordu. Elif, hâlâ orada, kaldırımın kenarında durmuş, nefesini düzene sokmaya çalışıyordu.
Demir gitmişti.
Ama varlığı, sanki bedenine kazınmış gibi hissediliyordu.
Ellerini yumruk yaparak derin bir nefes aldı. “Bu neydi?” diye mırıldandı kendi kendine.
Hiçbir şey yaşanmamış gibi yoluna devam edebilirdi. Eve gidip yatağına yatabilir, bu geceyi unutabilirdi. Ama onu unutamazdı.
Çünkü gözleri… O gözler, zihnine kazınmıştı.
Tam adımını atacakken, arkasında tekrardan bir gölge belirdi. Kalbi yerinden fırlayacak gibi oldu.
“Beni mi arıyordun?”
Bu ses aynı sesti, gitmemişmiydi.
Yavaşça arkasını döndü. Demir, arkasında öylece duruyordu. Ceketinin yakası kalkıktı, saçları hafifçe ıslanmıştı. Bakışları, az öncekinden daha soğuktu.
“Şey şey ben… Aramıyordum.” Elif’in sesi kısılmıştı.
Demir hafifçe gülümsedi. Ama o gülümsemede sıcaklık değil, hakimiyet vardı.
“O zaman neden hala buradasın?”
Elif’in zihni karışmıştı. Buraya yürüyerek gelmişti ama gerçekten neden burada kaldığını bilmiyordu.
Gitmesi gerekirdi.
Kaçması…
Ama ayakları kıpırdamıyordu.
Demir, yavaşça yaklaştı. Tehlikeli derecede yakın…
“Sana bir teklifim var,” dedi fısıltıyla.
Elif’in nefesi kesildi. Ne teklifi?
Demir, hafifçe başını yana eğdi. Gözleri, Elif’in yüzünü inceliyordu. “Benden korkuyor musun?”
Elif, tüm cesaretini toplayarak dik durdu. “Hayır.”
Demir gülümsedi. “Güzel.”
Bir adım daha attı. Aralarındaki mesafe tamamen kapanmıştı.
Elif’in kalbi hızlandı. “Ne istiyorsun?” diye fısıldadı.
Demir’in sesi, kulaklarında yankılandı.
“Beni gerçekten tanımak istiyor musun, Elif?”
Yağmur, sessiz bir tanık gibi üzerlerine yağıyordu.
Ve Elif, o an bir şey fark etti…
Bu adamdan kaçmak imkânsızdı.
Çünkü zaten çoktan karanlığın içine çekilmişti.
Elif’in zihni, Demir’in sözleriyle yankılanıyordu.
"Beni gerçekten tanımak istiyor musun, Elif?"
Cevap vermeliydi. Kaçmalıydı. Ama ne yaptı? Sadece ona baktı.
Demir’in gözleri bir an bile gözlerinden ayrılmadı. Aralarındaki mesafe tehlikeli bir seviyeye ulaşmıştı. Onun varlığı, etrafındaki her şeyi silip süpürüyordu.
Elif, boğazını temizleyerek konuşmaya çalıştı. “Ben… bilmiyorum.”
Demir hafifçe gülümsedi, ama o gülümseme rahatlatıcı değildi. Tehlikeliydi.
“Yanlış cevap.”
Bir adım attı. Elif, geriye çekilmek istedi ama kaldırımın kenarında sıkışmıştı. Kaçacak yeri kalmamıştı.
Demir başını hafifçe eğerek ona daha yakından baktı. “Benden korkmadığını söylemiştin.”
Elif yutkundu. “Korkmuyorum.”
Demir başını yana eğdi. “Öyle mi?”
Parmaklarını hafifçe Elif’in çenesine dokundurdu. O an Elif’in tenine dokunan sadece parmakları değil, ateşin ta kendisiydi.
“Öyleyse neden kalbin bu kadar hızlı atıyor?” diye fısıldadı Demir.
Elif bir şey söyleyemedi. Kalbi, göğüs kafesinden çıkacakmış gibi atıyordu.
Demir’in dokunuşu yavaşça kayboldu ama bıraktığı etki, Elif’in derisinin altında yanmaya devam etti.
“Ben tehlikeliyim, Elif.”
Elif’in gözleri büyüdü. “Bunu neden söylüyorsun?”
Demir gözlerini kaçırmadan devam etti. “Çünkü… Karanlık seni içine çekmeye başladı.”
Elif’in nefesi kesildi. “Ve artık geri dönüş yok mu?”
Demir gülümsedi. Ama bu gülümsemede bir şey vardı… Bir uyarı.
“Geri dönmek istiyor musun?”
Elif bilmiyordu. Tek bildiği şey, kalbinin ilk kez bu kadar hızlı attığıydı.
Yağmur damlaları yüzüne düşerken, içinde bir şeyler değişmeye başladı.
O an bir karar verdi.
Geri dönmeyecek.
Çünkü karanlık, artık onun bir parçasıydı.