Sevda Tekin...
“Sevda canım, uyan. İşe geç kalacaksın.” diye bağıran Semra ablanın sesiyle gözlerimi zorlukla açtım. Gözlerim, tüm vücudum sızlıyordu. Sanki üzerimden kamyon geçmiş gibiydi. Zorlanarak yataktan kalktım. Saate bakmaya gerek bile duymadım. Semra abla zaten söyledi. İşe gitme saatim yaklaşmış olmalı. Hemen banyoya girip hızlıca duş aldım. Vücudumu havluya sarıp banyodan çıktım. Boy aynasının karşısından geçerken durdum. Aynadaki aksime dikkatle baktım. Dün tek damla gözyaşı dökmeme rağmen gözlerim kızarık, göz altım morarmıştı. Yüzüm solgun gözüküyordu. Vücuduma baktığımda ise omuzumda, kolumda, göğsümde küçük küçük kızarıkların olduğunu gördüm. Dün çok stres altında olduğum için vücudum bu şekilde tepki vermiş. Ellerimi iki yanımda yumruk yaptım. Çenemi dikleştirdim.
“Evet Sevda, sen korkak birisin. Ama bu kadar aciz değilsin. Kendine bunu yapma. Seni tüketmelerine izin verme. Kendin için, Semra abla için güçlü olmaya çalış. En azından dene. Belki kurtulursun.” dedim sesim titreyerek. Gözlerim anında doldu. Ama tek bir damla akmasına izin vermedim. Hızlıca üzerimi giyindim. Saçlarımı açık bıraktım. Yüzümdeki enkazı kapatacak bir makyaj yaparak aşağıya indim. Semra abla merdivenlerin başında, elinde paket yapılmış sandviçle duruyordu. Beni görünce gülümsedi, ardından kaşlarını çattı. Yanına geldiğimde,
“Ne oldu sana? Ağladın mı sen?” diye arka arkaya sorular sordu.
Gülümseyerek elindeki paketi aldım.
“Ağlamadım, merak etme. Herhalde alerjidir. Giderken eczaneden ilaç alırım. Merak etme sen.” dedim.
“İlaç almayı unutma. Sonra daha kötü olur.” dedi şefkatle. Ardından göz bebeklerinin titrediğini, yutkunduğunu gördüm.
“Sen iyi misin? Neyin var?” diye sordum kaşlarımı çatarak.
Gözlerime bakarak derin nefes aldı.
“Baban aradı. Akşam gelecekmiş. Yemeğe misafirlerimiz de var dedi. Senin de bu yemekte olmanı istiyormuş.”
Gözlerimi sıkıca kapattım. Derin nefes alıp gülümsedim.
“Tamam abla. Vaktinde evde olacağım. Merak etme.” dedim.
Semra abla hiçbir şey söylemedi. Burukça gülümsedi.
Hızlıca vedalaşarak evden çıktım. Hemen bir taksi durdurup bindim. Mesainin başlamasına çok az bir zaman kalmıştı. Ne kadar hızlı sürerse sürsün, geç kalacaktım.
İşe 40 dakika geç kalmıştım. Taksiden iner inmez hızlıca şirket binasına girdim. Asansöre bindiğimde tuşa basacağım an bir kişi daha bindi. Biner binmez kapılar kapandı. Binenin kim olduğuna bakmadan tuşa bastım. Başımı kaldırdığımda asansörün aynasından Savaş Bey’le göz göze geldim. Anında dün yaşananlar aklıma geldi. Utanç vücudumu öyle bir sardı ki, kalp atışlarım bile düzensizleşti. Bir an önce inmek istiyordum. Asansör daha 5. kattaydı. Daha 15 kat vardı inmeme. Şu an için tek duam, Savaş Bey’in kendi katında değil de herhangi bir katta inmesiydi.
“Geç kalmışsın.” diyen Savaş Bey’in sesiyle düşüncelerimden çıktım.
“Geç kalmışsınız.” yok, “Geç kalmışsın.” diye samimi şekilde konuşuyordu. Bu konuşma şekli utancımı anında yok etti. Beliz’le konuşurken “siz” diye hitap ediyor. Bana gelince “sen” oluyor.
Sakin konuşmaya çalışarak:
“Kusura bakmayın. Elimde olmayan sebeplerden geç kaldım.” dedim. Bir bakıma doğru, bir bakıma ise yalandı. İstemeyerek uyuyakalmıştım. İsteyerek ise uzun uzun hazırlanmıştım.
Asansörün aynasından birbirimize bakıyorduk. Dudağının bir köşesinin alayla kıvrıldığını gördüm.
“Nişanlının evi şirkete yakın değil anlaşılan.” dedi imayla. Duyduklarımla kaşlarım çatıldı.
“Nasıl? Anlamadım?”
Alaycı tavrına devam ederek:
“Nişanlının evi uzak galiba. Geç kaldığına göre.” diye tekrar etti. Sinirden ellerimin titrediğini hissettim.
“Benimle neden böyle konuşuyorsunuz?” diye ani gelen cesaretle sordum.
Savaş Bey’in tek kaşı kalktı.
“Nasıl konuşuyormuşum?”
“Siz değil de sen diyorsunuz. Sanki uzun zaman önce tanıdığınız biri gibi. Dikkat ettim de iş arkadaşlarıma, kadın erkek fark etmez, hep siz diye hitap ediyorsunuz. Bana gelince ise siz, sen oluyor. Neden?” diyerek dikkatle yüzüne bakıyordum. Vereceği cevabı gerçekten merak ediyordum.
Hemen cevap vermek yerine bir süre yüzüme baktı. Başını iki yana salladı. Yine dudağında alaylı bir gülümseme vardı. Bu hareketi daha da kaşlarımı çatmama sebep oldu.
“Soruma cevap vermeyecek misiniz?” diye sorumu tekrarladım.
“Yanılmışım.” dedi. Ben tam neden yanılmış olduğunu soracaktık ki, asansörün kapıları açıldı. Baktığımda katımda durduğunu gördüm. Savaş Bey başıyla kapıyı işaret edip:
“Daha fazla geç kalma.” dedi. Dediğini yaptım.
Daha fazla ona bakmadan asansörden çıktım. Hızlıca işlerimin başına geçtim. Kafamdaki sorulardan kaçmak için durmadan çalıştım. Mesai bitimine kadar ne Savaş Bey’i ne de Melis Hanım’ı gördüm. Eve geldiğimde Semra ablayı sofra hazırlarken buldum. Her şey hazırdı. Bana söylediğini yaparak hazırlanmak için odama çıktım. Babam talimat vermiş, şık olmalıymışız. Mini siyah, sıfır dekolte bir elbise giydim. Elbisenin tek dikkat çekici yanı mini olmasıydı. Sade, şık bir elbiseydi. Bana göre evde verilen yemeğe bu bile fazlaydı. Saçlarımı tepeden dağınık topuz yaptım. Önden birkaç tutam bıraktım. Makyajımı tazeledim. Aşağıya indiğimde Semra ablanın da hazırlandığını gördüm. Yanına gidip:
“Misafirlerin kim olduklarını söyledi mi?” diye sordum.
“Hayır, söylemedi. Birazdan gelirlermiş.”
“Babam geldi mi?”
“Evet, odada üzerini değiştiriyor.” dedi kısık sesle.
Kapı çaldığı zaman babamın sesini duyduk.
“Misafirler geldi. Gelin buraya.”
Semra ablayla birbirimize bakıp babamın yanına gittik. Kapıyı açtığımızda Yavuz ve yanında kendi yaşlarında iki kişi vardı. Babam onlarla tokalaşarak içeriye geçti. Semra abla da hemen arkasından gitti. Yavuz’la ben kapının önünde durmuştuk. Yavuz bir adım atarak içeriye geçti. Kapıyı kapatınca bana yaklaşarak konuşmaya başladı.
“Çok hoş olmuşsun sevgilim.” dedi.
Dikkatle Yavuz’a bakarak, “Teşekkür ederim.” dedim. Kaşları havalanarak bana bakmaya devam etti. Genelde konuşurken gözlerine bakmazdım. Baktığımda da hemen kaçırırdım. Şimdi ise dik dik gözlerine bakıyordum. Eskisi gibi korkuyordum ama bunu belli etmemeye karar vermiştim. Babam da Yavuz da korktuğumu gördükleri için her şeye boyun eğeceğimi sanıyorlar. Bu hayatta beni seven tek insan olan Semra abla için, her şeyi yaparım. Bu zalimlere boyun da eğerim. Ama bunun bir sonu olmayacak. Hayatımı feda ederek Semra ablayı kurtarmış olmuyorum. Aksine daha da tehlikeye atıyorum. Ben her şeye boyun eğip Yavuz’la evlensem, ileride onu kızdıracak bir şey yapsam, beni cezalandırmak için gideceği ilk ve tek kişi Semra abla olurdu. Bir şeyler düşünüp bu evlilik işinden kurtulmalıydım.
Yavuz hiçbir şey söylemeden elini belime yerleştirdi. Beni kendisiyle beraber salona doğru yönlendirdi.
“İçerideki insanlar benim iş ortaklarım. Baban da onlarla iş yapmak istediği için böyle bir yemek organize ettim.” diye açıklama yaptı.
Misafirlerin yanına geçtiğimizde Tayfun ve Kemal Bey’le tanıştık. Yemek boyunca babamla Yavuz, misafirlerle iş hakkında konuşup durdular. Misafirlerimiz desen, aynı Yavuz gibi. İmalı gülüşleri, rahatsız edici bakışları hep üzerimdeydi. Misafirleri yolcu ettiğimizde Yavuz da onlarla birlikte ayrılmıştı. Bu beni gerçekten mutlu etmişti. Yavuz’la misafirler konuşarak uzaklaşıyorlardı.
“Her şey ortaya çıktığında eğlenceli olacak.” dedi Kemal Bey. Yavuz ve Tayfun Bey’in güldüğünü işittim. Kapıyı kapatarak odama çıktım. Şüphelerim gitgide artıyor. Neredeyse eminim. Yavuz benimle, beni sevdiği için evlenmiyor. Gizlediği bir şey var. Ne olduğunu bilmiyorum. Tek bildiğim, benimle neden evlenmek istediğini bulursam, bu evlilikten kurtulabilirim...