Melis Demirel...
Telaşla annemin yanına gidip "İyi misin?" diye sordum. Annem gözlerime öyle bir baktı ki, ağırca yutkundum. Kendini toparladıktan sonra, ara ara öksürerek: "Kusura bakma Suzan. Kızımın evlilikten kaçmak için bir bahane uyduracağını biliyordum. Ama böyle uç bir şeyi söyleyeceğini tahmin etmedim." dedi. "Belki gerçekten hamileyim. Bana olan bu güvensizliğin kalbimi kırdı anne." "Şimdi ben senin kalbini değil de başka yerlerini kıracağım, o zaman göreceksin." dedi sinirle. Suzan Hanım da şoktan çıkarak: "Daha önce konuştuğumuzda Melis'in evliliğe yanaşmadığını söylediğin için, kendimi itirazlara hazırlamıştım. Ama itiraf etmeliyim ki, buna hazırlıklı değildim..." Hayretle dinliyordum. "Madem biliyorsunuz evlenmek istemediğimi, neden bu yemeği organize ettiniz?" Suzan Hanım: "Canım benim, Melih de senin gibi. Evlenmek istemiyor. Belki birbirinizi görürseniz fikriniz değişir diye düşündük." "Çok yanlış düşünmüşsünüz." diye Melih konuştu. "Evlenmek isteseydik zaten söylerdik. Bu bizim hayatımız. Karışmayın lütfen. Melis adına bir şey söyleyemem. Ama benim hayatımda evliliğe yer yok. Daha fazla bu tür yemekler organize ederek ne beni, ne de kendinizi yormayın." dedi kararlı ses tonuyla. Suzan Hanım'ın oğlunun konuşmasına üzüldüğü her hâlinden belli oluyordu. Ama Melih de bu konuda haklı. İnsanları yargılamak bana düşmez ama hayatımda, eskiden bile olmuş olsa böyle tercihleri olan birini eş olarak istemezdim. "Hayatımın şu evresinde evlilik düşünmüyorum. İleride ne olur bilmem. Ama şu an için planlarımda evlilik yok." dedim kararlılıkla. Annem sinirle: "Planlarında evlilik yok. Ne var peki? Alışveriş mi?" "İş, şirket. Şirkette yeni çalışmaya başladım. Bırakmayı düşünmüyorum. Biraz kariyer yapacağım." Annemin şaşkınlıktan ağzı açık kaldı. Benden böyle bir konuşma beklemiyordu. Haklı. Ben de kendimden böyle bir konuşma beklemiyordum. Annem: "Tamam Melis. Buna da tamam. Ama eğer şirketten ayrılmak iste, şikâyetlen, o zaman ilk bulduğum adayla evlendiririm seni." dedi. Yutkundum: "Tamam, kabul." dedim çaresizce. Suzan Hanımlar biraz daha oturduktan sonra gittiler. Onlar gider gitmez odama çıktım. Arkamdan annem de geldi. "Melis, seninle son defa konuşacağız. Son yıllarda sana ne oldu bilmiyorum. Eskiden beri hiçbir şeyi ciddiye almazdın. Ama bu son yıllarda çok başka biri oldun. Kızımı tanıyamıyorum. Neden böyle oldun bilmiyorum. Yurt dışında yaşadığın zaman başına bir şey mi geldi? Ne oldu? Soruyorum, söylemiyorsun. Zamana bırakayım dedim, yok. Senin durumunda düzelme yok. Bir psikolog ayarladım, git görüş dedim, bana söylemediğin ne varsa ona söyle dedim, gitmedin. Şimdi bu son şansın. Kendine çeki düzen ver. Eski Melis ol!" deyip odadan çıktı. Arkasından ağır adımlarla yatağıma geçtim. Derin nefes aldım. İçmek istiyorum. Sarhoş olmak, zihnimde canlanan anıları durdurmak. Bunu bile başaramıyorum. İnsanlar içince her şeyi unutur. Ben aksine, en küçük detayına kadar hatırlıyorum.
"Anne, hayatımda sorumluluk almak istediğim tek bir an oldu." diye sessizce mırıldandım. Gözlerimi sıkıca kapattım. Yaşadığım kaybın acı hatıraları bir bir gözlerimin önünden geçti. Kapalı gözlerimden bir damla yaş süzüldü dudaklarıma. Hatıralarla birlikte küçük bir gülümseme kondu dudaklarıma. Gözlerim kapalı, dudağımda ise küçük, acı bir gülümseme...
Sevda Tekin...
"Yemeğini ye hayatım. Hepsini senin için hazırlattım." diyen Yavuz'un sesiyle kendime geldim. Çok dalgındım. Bugün, iş çıkışı olanları düşünüyordum. Melis Hanım'ın babam sandığı adamın nişanlım olduğunu öğrenmesi, beni çok rahatsız etmişti. İnsanların benim hakkımdaki düşüncelerini önemsemiyorum. Zaten nişanda bir sürü insanın karşısına çıkmıştım. Ama bu insanlar başka. Bu insanlarla çalışıyorum, her gün yüz yüze geliyoruz. Zamanımın çoğu bu insanlarla birlikte geçiyor. "Yemekler çok lezzetli. Teşekkür ederim." dedim. "Bu nişanlılık işini fazla uzatmamaya karar verdim. Artık Sevda Seymen olman lazım." Çiğnediğim yemeği zorlukla yuttum. Hafifçe öksürerek boğazımı temizledim. "Daha yeni nişan oldu. Acele etmiyor muyuz?" sesimin titrememesi için büyük bir çaba sarf ederek sordum. Yavuz, gözlerime bakarak şarabından bir yudum aldı. Sinsice, evet sinsice bir gülümsemeyle gözlerime bakmaya devam etti. "Hayır sevgilim. Zamanı geldi de geçiyor. Bir an önce Sevda Seymen olmanı istiyorum." dedi, gülümsemesini devam ettirerek. Daha fazla konuşmadım. Midem bulanmaya başlamıştı. Bir an önce eve gidip kâbus gibi geçen günün bitmesini istiyordum. "Beni eve bırakır mısın? Çok yorgunum." dedim. Yavuz'un tek kaşı havalandı. Dikkatle yüzüme baktı. "Tamam, gidelim." dedi. Ayağa kalktığımda yanıma geldi. Elimi tutarak yürümeye başladı. Gözlerimi Yavuz'un tuttuğu ellerimizden ayıramıyordum. Çalışanlar, müşteriler, sanki hepsi bizi izliyor. Arabanın yanına geldiğimizde ilk benim binmem için kapıyı açtı. Sonra kendisi bindi. Şoföre evime sürmesini söyledi. "Gözlerime bak Sevda." İrkilerek başımı kaldırıp baktım. İfadesiz bir yüz şekliyle bakıyordu. "Yanımda kendini rahatsız hissediyorsun. Sana zaman tanıdım, tanıyorum. Kendini en kısa sürede karım olacağın fikrine alıştırsan iyi edersin. Sen benim karım olacaksın. Düğün için belirlediğim tarih 2 ay sonra, ama bu tarih öne de çekilebilir. Ertelenme gibi bir durum söz konusu değil. Kendini hazırlasan iyi olur. Yanında durduğun adamın kim olduğunu unutma. Benden korkma demiyorum, kork. Unutma, yanında durduğun adam senin kocan."
Dikkatle dinledim. Korktum, korkumu belli ettim. Yavuz, benden aldığı tepkiden oldukça memnun olmuş gibi güldü. Araba durduğunda şoför kapıyı açtı. Dışarıya baktığımda evimin önündeydik. Yavuz, ellerimden tutarak bedenimi kendine çekti. Kulağıma yaklaşarak:
"Seni seviyorum hayatım." diyerek kulağımın arkasından öptü. İnmem için geri çekildiğinde hemen indim. Arkama bakmadan eve doğru ilerledim. Evin ışıkları yanmıyordu. Semra abla uyumuş olmalıydı. Anahtarla kapıyı açıp içeriye girerek hızlıca odama çıktım. Bu günü, az önce olanları düşünmek istemiyordum. Hemen üzerimi değiştirdim. Yatağıma yatıp yorganı kafama kadar çektim. Şu an ihtiyacım olan tek şey uyumaktı. Uyuyup her şeyi unutmak...