Hamileyim.

1332 Words
Melis Demirel... Ofisimde oturmuş dosyalarla boğuşurken hayatımı sorguluyordum. Ben bu durumda olmamalıydım. 3 yıl önce sorgulamayı bıraktığım hayatım, bu dosyalar yüzünden yeniden gözlerimde canlanıyor. Bu canlanan anılar hiç de güzel anılar değil. Benim bu dosyalardan bir an önce uzaklaşmam lazım. Yoksa ciddi anlamda kriz geçirebilirim. Savaş'ın toplantısı vardı. Ben de katılsam hiç fena olmaz. En azından daha az dosya görürüm. Hem Savaş'ın da gözüne batmam. Şirketten çıkmak istediğim an tepemde bitiyor. Sürekli nasıl sorumsuz olduğumu söylüyor. Bu 1 ayda hayatımdan bezdirdi. En azından toplantıda dosyalardan kaçmış olurum. Odadan çıktığımda Savaş da kendi odasından çıkıyordu. Bana bakıp, "Hayırdır, nereye gidiyorsun?" diye sordu. Omuz silkip yüzüme gülümsememi yerleştirdim. "Sevgili kuzenimle toplantıya katılmaya karar verdim," dedim. Savaş tek kaşını havalandırıp, "Sen, kendi iradenle toplantıya katılacaksın?" diye sordu. Cevap olarak yanına yaklaşıp koluna girdim. "Evet, Savaş'cığım," deyip kolunu bıraktım. Önünde yürüyerek toplantı salonuna girdim. Salona girdiğimde toplantının mimarlarla olduğunu gördüm. Savaş'ın koltuğunun yanındaki koltuğa geçip oturdum. Savaş da yerine geçip oturdu. Etrafa baktığımda dün tanıştığım stajyerlerin de burada olduğunu gördüm. Savaş'a döndüğümde onun da stajyerlere baktığını fark ettim. Toplantıyı dikkatle dinledim. Etrafı iyice gözlemledim. Otuz iki diş sırıtmama neden olacak bir olayı fark ettim. Toplantı boyunca Savaş, Sevda'ya bakıyordu. Sevda ara ara gözlerini kaçırıyor, ara ara dik dik bakıyordu. Yalnız olsaydım otuz iki diş görünecek şekilde gülerdim buna. Anlaşılan Savaş Bey'imizin radarına biri takılmış. Radarına takılan biri de bunun gayet de farkında. Yoksa patrona bu şekilde bakmak cesaret ister. Toplantı bitiminde, ağzından bir laf alırım diye Sevda'yı odama çağırdım. Sevda odama gelince arkadaş olmak istediğimi söyleyerek söhbete başladım. İnandı safım benim. Sevda'yla gerçekten arkadaş olmak isterim, o ayrı bir konu. Ama şimdiki amacım, Savaş. Konuşmamız sırasında nişanlı olduğunu söyleyince şaşırmıştım. Daha sonra dikkat ettim. Parmağında yüzük vardı ama nişan parmağında değil de orta parmağa takıyordu. Neyse dedim. Savaş'a yar olmayacaksa da bana arkadaş olur. Gerçekten tatlı bir kız. Sevda işinin başına dönmesi gerektiğini söyleyerek kalkıp gitti. Sevda gidince masama baktım. Dağınık bıraktığım masa, şu an tertemiz. Sekreterim ben odadan çıkınca dosyaları kaldırmış. Derin bir nefes alıp bilgisayarın başına geçtim. Mesai saati bitene kadar bilgisayardan çalıştım. Savaş odama gelip, "Bu kadar çalışmak bünyene zarar. Hadi çıkalım," dediğinde hemen bilgisayarı kapattım. Beraber asansöre bindik. Savaş'a yan bir şekilde baktım. Boğazımı küçük bir öksürükle temizleyip konuşmaya başladım: "Sevda ne tatlı kız, değil mi?" diye sordum. Savaş dönüp dikkatle yüzüme baktı. Bakışlarımı kaçırıp asansörün kapısına baktım. "Ben şahsen çok sevdim. Çok güzel enerjisi var. Yaşı daha 21 olmasına bakmayarak hayatıyla ilgili önemli bir karar almış. Şahsen cesaretini takdir ettim. Ben bu yaşımda bu adımı atamam," dedim. Savaş, "Ne önemli kararı?" diye sordu. Dışarıdan birisine Savaş'ın sorduğu soru basit bir soruymuş gibi gelebilir. Yalnızca onu tanıyanlar merakla sorduğunu anlar. Yüzümde buruk bir tebessüm oldu. Gerçekten Sevda, Savaş'ın radarına girmiş. Üzüldüm kuzenimin adına. Durdu durdu, hayatında biri olan bir kıza ilgi duymaya başladı. Gerçi onun da suçu yok. Tam cevap verecektim ki asansör durarak kapıları açıldı. Kapı açılınca hemen görüş alanıma Sevda girdi. Yanında bir beyefendi vardı. Yaşı fazla duruduğundan, herhâlde babası diye düşündüm ama yanılmışım. Sevda, yanındaki kişinin nişanlısı olduğunu söyledi. Resmen şok oldum. Yaşadığım şoktan Savaş'a bile bakamadım. Hemen kendimi toparlamaya çalıştım. "Kusura bakmayın, Yavuz Bey," dedim mahcubiyetle. Gerçi yalan da söylemedim. Babası yaşında gözüküyor. "Nişanlım çok genç, anlıyorum," dedi sahte kibarlıkla. Ben de sahte bir gülümsemeyle karşılık verdim. "Savaş Demirel değil mi?" deyip elini Savaş'a uzattı. Savaş gergin yüz hatları ve çatık kaşlarıyla adamın eline baktı. Daha sonra yavaşça sıktı. "Evet, tanışıyor muyuz?" diye mükemmel bir soru sordu kuzenim. Yavuz, "Restoranlarımın inşaatında çoğu kez, sizin şirketle çalışmıştık." dedi. "Anlıyorum ama hatırlayamadım," dedi Savaş. "Olabilir. Zaten en son bundan 7 yıl önce çalıştık. Hatırlamamanız normal. Daha çok babanızla görüşmüştüm o zaman," diye kendini açıkladı. "Yavuz, gidelim mi?" diye Sevda'nın konuşmasıyla Yavuz Bey ona döndü. Gülümseyerek, "Gidelim hayatım," deyip bizimle vedalaştı. Yavuz elini Sevda'nın beline koyarak bizden uzaklaştı. Dilime hâkim olamayarak, "Sevda nişanlı olduğunu söylemişti ancak bu yaş farkını beklemiyordum," dedim. Savaş, "Belli ki para için yapılan evlilik," dedi sert ses tonuyla. Dönüp dikkatle Savaş'a baktım. Yüz ifadesi sertleşmişti. Sevda'nın paragöz biri olduğunu düşündüğü belliydi. Gerçi az önce bunu dile de getirdi. Ben ne düşüneceğimi bilmiyorum. Dışarıdan paragöz kız gibi gözükmüyordu. Giyimi kuşamı yerinde, kaliteli şeyler giyiniyor ama bu devasa derecede pahalı şeyler değil. Maddi durumun orta bile olsa bazı şeyleri kısarak alabileceğin markalar. Eğer paragöz biri olsaydı, üzerinde milyonluk markaların kombinleri olurdu. Yavuz Seymen'in durumunun iyi olduğu, giydiği takımın milyonluk fiyatından belli. Bir ara babama hediye almak için bu markanın takım elbiselerini incelemiştim. Bu takım ve fiyatı o zamandan aklımda kalmış. "Ne düşünmem gerektiğini bilmiyorum. Daha iki gün oldu Sevda ile tanışalı. Ön yargılı olmak istemiyorum," diye düşüncemi dile getirdim. Savaş yürüyerek konuşmaya başladı. Ben de arkasından onu takip ettim. "Nesi ön yargı? Gözünle gördün. Nişanlısı en az 20 yaş büyük. Kendinden 20 yaş büyük biri ile evlenmen için ne gibi bir sebep lazım? Gerçekçi ol biraz," dedi sert ses tonuyla. Hiçbir şey söylemedim. Hiç kimseye karşı ön yargılı olmak istemiyorum. Sevda hakkında böyle bir şeyi onu biraz daha tanıdıktan sonra söyleyebilirim... Savaş beni eve bıraktıktan sonra işi olduğunu söyleyip gitti. Büyük ihtimal bu gece ailesinin evine gelmeyecek. Ya kendi evinde kalır ya da otelde. Arkasından baktığımda otel seçeneği daha yüksek gibi geldi. Derin bir nefes alarak yüzüme her zamanki gülümsememi yerleştirdim. Eve girerek annemle babamın yanına ilerledim. Yüksek bir sesle, "Ben geldim," diye salondan içeriye geçtim. Ama adımlarım kısa bir süreliğine donup kaldı. Annemle babamın yanında kendi yaşlarında olan bir çift, benim yaşlarımda bir kız ve Savaş yaşlarında diye tahmin ettiğim biri oturuyordu. Umarım gördüklerim ve aklıma gelenlerle yanlış anlıyordum. Yoksa rezil olan ben olacaktım. Gerçi bana göre değil de onlara göre. Artık bu duruma kesin bir son vermem lazımdı. Bağırarak giren kız ben değilmişim gibi, hanım hanımcık yürüyerek koltukların birine oturdum. "Misafirlerimiz varmış," dedim anneme bakarak. Ardından annem yaşlarındaki sarışın kadına döndüm. Gülümseyerek, "Hoş geldiniz," dedim. Kadın içten bir şekilde gülümsedi. "Hoş bulduk kızım." dedi. Kadının bu kadar içten konuşması beni şaşırttı. Genelde bizim camiyadaki insanlar soğuk tavırlarıyla meşhurdur. Annem: "Kızım, tanıştırayım. Suzan Kara, Ferdi Kara, çocukları ise Nazlı ve Melih. Babanla Ferdi Beyin emeklilik için bazı planları var. Onları konuşmak için buluşacaklardı. Biz de Suzan'la konuşup ailecek yemek yemeye karar verdik. Bu gün hep beraber yemek yiyelim dedik." "Çok iyi anladım anneciğim. Merak etme." diyerek niyetini anladığımı belli ettim. Annem yerinde dikleşerek, "Hadi sofraya geçelim." dedi. Tam da tahmin ettiğim gibi, yemek boyunca benim hakkımda sorular, Melih Kara'yı övmeler bitmedi. En son nokta ise, bahçede Melih'le kahve içiyoruz. Melih annesi gibi sarışın, yeşil gözlü biri. Üzerine takım elbise yerine, kot pantolon gömlek giymiş. Hoş bir görüntü sergiliyor. Melih'le yarım saate yakındır sessizce oturuyoruz. En sonunda Melih: "Melis, ailelerimizin niyetini anladığını düşünüyorum." dedi. Başımı sallayarak onayladım. "Anlıyorum. Ama benim birini tanımak veya evlenmek gibi bir niyetim yok." dedim. Melih: "Benim de öyle bir niyetim yok. Anneme ne kadar anlatsam da dinlemedi. Ben hayatımın hiçbir evresinde evlilik düşünmüyorum." dedi yarım ağız gülerek. "Neden?" diye soru verdim boş bulunarak. "Açık konuşacağım Melis. Benim yönelimim farklı." dedi. Benim şoktan ağzım açık kaldı. "Gey misin?" diye sordum pat diye. Gülerek: "Hayır... Daha doğrusu biseksüelim. Kadınlara da, erkeklere de ilgi duyabilirim. Kadın sevgililerim de oldu, erkek sevgililerim de. Benim yönelimim böyleyken evlilik yapamam." diye kendini açıkladı. Ben hâlâ şok içinde bakıyordum. En sonunda kendimi toparladım. "Anladım seni. İlk önce seni yargılamadığımı bil. Ve evlilik işini bana bırak. Ben de artık bu evlilik baskısından sıkıldım. Bir yolunu bulup kökünden halledeceğim." Derin nefes alarak başını salladı. Biraz daha oturduktan sonra içeriye geçtik. Ailelerimizin yanına oturduğumuzda, "Anlaştınız mı kızım?" diye sordu. "Evet anne, anlaştık. Çok güzel kanka olduk." dedim. Annemin de Suzan Hanım'ın da yüzü asıldı. Babamla Ferdi Bey ortalıkta görünmüyordu. Fırsat bu fırsat, bu evlilikten kurtulmalıyım. Ne kadar arsız bir kız olarak görünsemde, babamdan birazcık çekiniyor ola bilirim. Sonuçta babam. "Anne, ben galiba hamileyim." dedim pat diye. Annem ve Suzan Hanım'ın içtiği kahve boğazında kaldı. İkisi de kıpkırmızı suratla öksürmeye başladılar. Melih ise gülmemek için kendini sıkıyordu. Nazlı galiba Melih'in durumunu bildiği için o da gülüyordu. Ben çok düşünmeyerek ortaya bomba bir yalan attım. Bu yalanın nasıl gidip dolaşıp beni bulacağını ise asla tahmin edemedim...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD