Sevda Tekin...
Yaşadığım şoktan çıkmaya çalışarak masama döndüm. Neyse ki herkes işiyle fazlasıyla meşgul olduğu için benim durumumu fark etmediler. Birine anlatsam sıradan bir durum gibi algılayabilirdi. Ama benim için hiç de sıradan bir durum değildi. Açıkçası bu durum korkunçtu. Ben patron olsam, bir çalışanımın içtiği kupadan kahve içmem. Bunun sınıf farkı ile alakası yok. İlk neden, hijyen. İkinci neden ise iğrenme. Neden böyle bir şey yapayım ki? Kafamda bin bir soru dönüyor. Hiçbirinin cevabı yok. Savaş Demirel, beni iki defa gördü. Birinde ters ters baktı. İkincisinde içtiğim kupamı aldı. Gözüm aydın. Artık patronlarımdan birinden ciddi anlamda korkuyorum. Etrafımda Semra abladan başka normal bir insan yok. Hepsi tehlikeli, ürkütücü. Bunlara bir de Savaş Demirel eklendi. Gerçekten ağlanılacak haldeyim. Neyse, düşünmemeye çalışmak en iyisi. Belki de yaşadığım olaylardan dolayı fazla abartıyorumdur. Günün geri kalanını işimden başka bir şey düşünmemeye çalıştım. Şirketten çıktığımda da hemen taksiye binip eve geldim. Evime girdiğimde Semra ablanın gülümseyerek beni karşılaması, içimdeki sıkıntıdan kurtulmama yardımcı oldu. Onu bu şekilde gülerek görmek benim için her şeye değer.
Semra ablayla beraber yemek yedik, film izledik. Babamı hiç sormadım. O da hiç konusunu açmadı. Keyifle geçirdiğimiz güzel bir akşam oldu.
Sabah işe geldiğimde Melis Hanım’la asansörde karşılaştık.
Melis Hanım:
"İsmin Sevda’ydı, değil mi canım?" dedi.
Başımı sallayarak: "Evet, ismim Sevda."
"İsmin kendin gibi çok güzel. Seni sevdim Sevda. Bir şeye ihtiyacın olursa çekinmeden yanıma gel." deyip 15. katta indi. Arkasından şaşkın bir şekilde baktım. Dünkü hâlleri ve bugün konuşması, sanki bambaşka kişiler. Dün bir çocuk görmüştüm karşımda. Şimdi ise olgun bir kadın. Asansörden inip işimin başına geçtim. Mutfaktan kahve alırken dün olanlar aklıma geldi. Hemen kafamı iki yana salladım. 3 saat yoğun bir şekilde çalıştık. Daha sonra Akif Bey yanımıza gelerek bir toplantıya katılacağımızı söyledi. Yöneticilerin olduğu 30. katta çıktığımızda kalbim ağzımda atıyordu. Korkuyorum galiba. Savaş Demirel’i görmek düşüncesi beni korkutuyor. Toplantı salonuna girdiğimizde salonun boş olması, benim gerginliğimi biraz azalttı. Yerlerimize geçip oturduk. Masanın üzerine bırakılmış toplantı bilgilerini elime aldım. Hızlıca gözden geçirirken Savaş Demirel’in sesini duydum.
"Herkes incelediyse, başlıyor." dedi. Başımı kaldırdığımda Savaş Bey’le göz göze geldim. Hemen gözlerimi kaçırıp arkadaşlarıma baktım. Dikkatle Savaş Bey’i dinliyorlardı. Gözüm Savaş Bey’in yanındaki Melis Demirel’e takıldı. Onun da toplantıya katıldığını yeni fark ediyordum. Savaş Bey’e döndüğümde ise yine göz göze geldim. Bu sefer bakışlarımı kaçırmadım. Eğer bakışlarımı kaçırırsam gözüne batarım diye düşündüm. Ara ara bende olan bakışlarını çekip konuşmasına devam etti. Toplantı bu şekilde tamamlandı. Toplantı bittiğinde çıkmak için ayaklandık.
"Sevda, lütfen odama gelir misin?" diyen Melis Hanım’ın sesiyle tüm bakışların odağı oldum.
"Tamam efendim." dedim sadece. Toplantı salonundakiler garip bir şekilde bana bakıp odadan çıktılar. Melis Hanım çıkınca ben de arkasından çıkmak için kapıya doğru adımladım. Aynı anda Savaş Bey de çıkmak için adım atınca yan yana geldik. Omzum koluna dokundu. Vücudundan yayılan ısıyı hissettim. Yüzüne bakmak için başımı kaldırmak gibi bir hata yaptım. Anında göz göze geldim. Hemen gözlerimi kaçırıp önüme döndüm.
"Sürekli gözlerini kaçırıyorsun küçük." dedi sakin çıkan ses tonuyla. Ben ise "küçük" kelimesine takıldığım için adımlarım durdu. Adımlarımın durduğunu fark edince dönüp bana baktı.
Gözlerimi kaçırmadan gözlerine baktım.
"Çalışanınıza hitap şekliniz çok yanlış. Bana küçük diyemezsiniz. Rica ediyorum, üslubunuza dikkat edin. Siz benim patronumsunuz. Bir patron çalışanları ile bu şekilde konuşmamalı." dedim ciddiyetle. Konuşmamla yarım bir gülüş kondu dudaklarına.
"Çalışanlarımla nasıl konuşmam gerektiğini çok iyi biliyorum. Merak etme sen. Kaldı ki sana neden küçük diyorum. Küçüksün. Baksana, boyun omuzuma bile yetişmiyor." dedi dudaklarındaki yarım gülüşü koruyarak.
Tamam, boyum 1.55 olabilir. Ama bu "küçük" diye hitap etmesini açıklamaz.
"Boyum kısa olabilir. Yine de ben sizin çalışanınızım. Beni eskiden beri tanıyor olsanız, bir abi, bir arkadaş gibi bana bu şekilde seslendiğinizi düşüneceğim. Ama siz beni bugünle beraber 3 kere gördünüz. 3 kere gördüğünüz kişiye isim takmak hiç hoş bir davranış değil. Şimdi izninizle." deyip yanından geçmek için hareketlendim. Konuşmam bitince yüzünü buruşturduğunu net bir şekilde gördüm. Takılmamaya çalıştım. Yanından geçerken arkamdan "Abi mi? Hiç sanmıyorum." dediğini duydum. Adımlarım kısa bir süre için durdu. En uzun 5 saniye. Hemen kendimi topladım. Koridorda bekleyen sekretere Melis Hanım’ın odasını sordum. Hemen Melis Hanım’ın odasına ilerledim. Kapıyı iki kere tıklattım. "Gel." sesini duyunca içeriye geçtim. Melis Hanım’ın odası, ofis odasından ziyade ev havasındaydı. Mor renkli koltuklar, masa üzerine süs için bırakılmış biblolar, duvardaki tablo... Hepsi sanki bir evdeymişsin gibi hava katıyordu. Sıkıcı değildi. Ama uzun süre bu odada kalırsam bunaltıcı olurdu. Anlaşılan Melis Hanım süsü seven birisi. Gerçi benim de farklı olduğum pek söylenemezdi. Düşüncelerimden çıkarak Melis Hanım’a baktım.
"Buyurun Melis Hanım." dedim.
Melis Hanım gülümseyerek:
"Tatlım, korkma. Sadece seninle biraz sohbet etmek istedim." dedi. Ben cevabı karşısında boş boş bakınca:
"Enerjini sevdim. Çok güzel, tatlı bir kızsın. Ben son 1 aydır şirkete aktif olarak geliyorum. Açıkcası sıkıldım. Biraz arkadaş edinsem iyi olacak." dedi.
Elimle kendimi göstererek:
"Bunca çalışanın içinde arkadaş olarak beni mi seçtiniz? Daha dün tanıdığınız birini mi?." dedim hayretle.
Melis Hanım gülümsedi.
"Ne kadar tanıdığımı boş ver. Ve evet, seni seçtim. Diğerleri yaşça büyük ve kasıntı. En ideal olan sensin. Ha bir de arkadaşın Beliz var. Ama açık konuşacağım, onu pek sevemedim. O yüzden seçimim sensin. Otur lütfen." diyerek karşısındaki koltuğu gösterdi.
Şaşırarak gösterdiği koltuğa oturdum.
"Ee anlat bakalım Sevda. Kaç yaşındasın? Neleri seversin? Hayatında biri var mı?" diye sordu.
"21 yaşındayım Melis Hanım. Sevdiğim şeyleri pek düşünmedim açıkcası. kısa süre önce Nişanlandım" dedim. Nişandım dediğimde ses tonum ister istemez düştü. Bu gerçeği dile getirmek istemiyordum. Sanki dile getirmezsem kaçabilirmişim gibi. Ama maalesef dile getirmeye mecburum. Artık hayatımın parçası.
Melis Hanım:
"Çok erken nişanlanmışsın. Çok sevmiş olmalısın bu kararı bu yaşta aldığına göre." diye merakla sordu.
Yalanıma başlamadan önce derin bir nefes aldım.
"Açıkçası âşık değilim. Mantık evliliği yapıyorum. İyi birisi, beni sevdiğini söylüyor. Maddi durumu da yerinde. Düşününce mantıklı geldi. Bu yüzden evlenmeye karar verdim." dedim.
Melis Hanım’ın şaşırdığı yüz ifadesinden belli oluyordu.
"Açıkçası bu açıklamayı beklemiyordum. Şaşırdım." dedi.
"Herkes şaşırıyor zaten. Sorun yok." deyip gülümsedim.
"İzninizle işimin başına döneyim." dedim.
Melis Hanım gülümseyerek "Peki." dedi. Odadan çıktığımda karşı odadan Savaş Bey’in çıktığını gördüm. Ona bakmamaya çalışarak yanından geçip gittim. Günün geri kalanını çalışarak ve bolca kahve içerek bitirdim. Şirketin giriş katına geldiğimde, birinin adımı seslenmesiyle arkama döndüm. Gördüğüm yüzle tüm vücudum gerildi. Yavuz, asansörlerin önünde durmuş bana sesleniyordu. Ben yanına gitmeyince yanıma geldi. Tam bu an diğer asansörün kapısı açıldı. İçinden Melis Hanım ve Savaş Bey çıktı. Melis Hanım beni görünce, "Sevda, çıkıyor muydun?" diyerek yanıma geldi. Tabii ki arkasından Savaş Bey de. Melis Hanım bir bana, bir Yavuz’a baktı.
Sonra hiç sormaması gereken bir soru sordu:
"Beyefendi kim? Baban mı?" dedi. Hemen Yavuz’a baktım. Suratı anında kıpkırmızı oldu. Hemen konuşmaya başladım.
"Hayır Melis Hanım. Yanlış anladınız. Tanıştırayım. Yavuz Seymen, nişanlım." dedim hızlıca. Melis Hanım şok içinde bana bakmaya başladı. İster istemez yanında duran Savaş Bey’e baktım. Kaşları çatarak bize bakıyordu...