Koku

1084 Words
Sevda Tekin... Sabah erkenden uyanıp işe gitmek için hazırlanmaya başladım. Banyoya girip çıkolatalı duş jelimle bir güzel yıkanıp çıktım. Üzerime gri renkte bir takım elbise giydim. Saçlarımı düzleştirip açık bıraktım. Şirkette ilk günüm. Dikkat çekmemek için canlı renklerden kaçmak en iyisi. Telefonumu alıp aşağıya indiğimde Semra ablanın henüz uyanmadığını gördüm. Semra ablayı uyandırmamaya özen göstererek evden çıktım. Babam kaç gündür eve gelmiyordu. Nerede olduğunu merak bile etmiyorduk. Bizden uzak olsun da, nerede olursa olsun. Yavuz desen, evinde kaldığımın geceden beri görmemiştim. İki günden bir telefon edip konuşuyordu. En yakın zamanda döneceğini, beni çok özlediğini söylüyordu. Onun bu sözlerini duyduğumda, kusmamak için kendimi zor tutuyordum. Bende yaratığı etki, mide bulantısından başka bir şey değildi. Bir taksi bulduğumda hemen ana binanın adresini verdim. Zaten staj gördüğüm şirkete gidiyordum. Ama heyecanlıydım. İlk staj yaptığım günlerdeki gibi. Yeni çalışma arkadaşları, yeni yöneticiler; bunları düşünmek beni geriyor ve heyecanlandırıyordu. Kim bilir nasıl insanlardı. Meslek olarak en iyileri olduğunu biliyorum. Benim bahsettiğim insanî olarak. Reha ve Zafer Bey iyi insanlara benziyorlardı. Ama ya diğerleri? Acaba çalışanlarına fazla yükleniyor veya haksızlık yapıyorlar mı? Düşündükçe geriliyorum. Şirkete geldiğimizde ücreti ödeyip arabadan indim. Şirketten içeriye adım atacağım an, Beliz’in ismimi söylediğini duydum. "Sevda, dur bekle." diye koştur koştur yanıma geldi. Kolumdan tutup nefes nefese konuştu. "Geç kalacağım diye ödüm koptu. Hadi geçelim." deyip beni de kendisi ile beraber ilerletti. Danışmana kim olduğumu söyledikten sonra, isim kartlarımı vererek çıkacağımız katı söyledi. Hemen Beliz’le çalışacağımız kata çıktık. Bina 30 kattı. Bizim çıkacağımız ise 20. kat. Beliz asansörde sürekli konuştu. Konuştuklarından hiçbir şey anlamadım. Daha doğrusu dinlemedim. Kaç yıldır tanıyordum. Bazen boş konuştuğu oluyordu. Tıpkı şu an olduğu gibi. Bana neydi ki, danışmandaki kızın giydiği dekolteden ve ayakkabıdan. Gerçi kadın oturuyordu. Ayakkabısını nasıl gördü, anlamadım. Nihayet asansör durduğunda, heyecanla yeni iş yerime bir adım attım. İkinci adımım ise havada donup kaldı. Karşımda gördüğüm manzara normalin ötesinde, çok garipti. Karşımda benim yaşlarda, belki biraz daha büyük bir kadın sandalyenin üzerine çıkmış bağırıyordu. "Ne demek dosyalarda hata var?" diyordu. Kadından gözlerimi çekip Beliz’e baktığımda onun da benim gibi şaşkın bakışlarla baktığını gördüm. Kadının karşısındaki beyefendi ise, "Melis Hanım, bu kadar sinirlenmeyin. Düzeltilmeyecek hatalar değil. Ayrıca, neden sandalyeye çıktınız? Savaş Bey’in kulağına gitmeden inin lütfen." dedi, ricadan öte yalvaran bir ses tonuyla. Adının Melis olduğunu öğrendiğim kadın, "Beni ciddiye mi alıyorsunuz? Varsa yoksa Savaş. Sesimi duyurmak için sandalyeye çıktım." diyerek sandalyeden indi. Üzerini eliyle düzeltirken, benimle göz göze geldi. Hiçbir şey olmamış gibi az önce konuştuğu kişiye dönüp, "Hanımefendiler kim?" diye sordu. "Yeni stajyerler misiniz?" diye sordu kadınla konuşan kişi. "Evet, yeni stajyerleriz." dedi Beliz. Melis: "Ay ne hoş. Çok cicisiniz." dedi. Bunu söylerken gözleri parıldıyordu. "İsimleriniz nedir?" "Benim ismim Sevda." "Ben de Beliz." "Memnun oldum. Ben de Akif Güren. Size işi öğretecek kişiyim. Bu hanımefendi ise patronumuz Melis Demirel." Şaşırdım. Bunun yüzüme de yansıdığına eminim. Melis Demirel bana ve Beliz’e bakıp kahkaha attı. "Patrona benzemiyor muyum?" dedi gülerek. "Hayır, yanlış anladınız. Çok gençsiniz, o yüzden şaşırdık." dedi Beliz. Melis Demirel: "Evet, çok gencim. Ama yapacak bir şey yok. Neyse, sizinle tanıştığıma memnun oldum. Ben odama çıkıyorum." deyip yanımızdan ayrıldı. Melis Hanım gider gitmez, Akif Bey bize çalışacağımız alanı gösterdi. Çok geçmeden Cem, Güven ve Yunus da geldi. Hep beraber Akif Bey’in dediği işleri yapmaya başladık. Saat o kadar hızlı ilerlemişti ki anlamamıştık. Saat 15.00, biz ara vermeden çalışıyorduk. Öğlen yemek için bile fırsat bulamamıştık. Yemek yemediğimizi önemsediğimiz pek söylenemezdi. Bizim için kahve olsa yeterliydi. Herkes Türk kahvesi veya filtre kahve içerken, ben 3’ü 1 arada içmeyi tercih ediyordum. Çok sert şeyleri sevmem. Benim için en ideal kahve 3’ü 1 arada. Bardağımı alıp masadan kalktım. Katta bulunan küçük mutfağa doğru ilerledim. Kahvemi yaparken bir yandan da Semra ablayı düşünüyordum. Bugün 1 kere konuşmuştuk. Onda da sesi durgun geliyordu. Konuştuğumuzdan beri kafama takmamaya çalışıyordum. Ama mümkün değil. Aklımın bir köşesinde duruyordu. Su kaynayınca, 3’ü 1 aradayı fincana döküp üzerine suyunu döktüm. Karıştırıp bir yudum aldım. Arkamı döndüğümde, Savaş Bey’le göz göze geldim. Daha yutamadığım kahve boğazımda kaldı. Öksürmeye başladım. Yanıma yaklaşıp sırtıma yavaş yavaş vurmaya başladı. "Yukarı bak, küçük." dedi. Sırtıma vurması ve dediği gibi yukarıya bakmam işe yaradı. Öksürüğüm geçti. Kendime geldiğimde utanarak, "Teşekkür ederim." dedim. Dudağının kenarı kıvrıldı. Öksürürken tezgâha koyduğum kahve kupama baktı. "Bir dahakine dikkatli ol. Kahve içeyim derken boğulma." deyip kupamı alıp kenara çekildi. Kahveden bir yudum alıp, "Filtre kahve olsaydı daha iyi olurdu. Ama bu da idare eder. Çıkolata ve çilek. Güzel ikili." deyip arkasını dönüp gitti. Arkasından şok içinde baktım. Benim kupamı alıp gitmişti. Üstelik ben o kupadan içmiştim. Savaş Demirel... "Savaş, hayatım, uyandın mı?" diye bağırıyordu Bade. Bağırışını umursamadan koltuğa oturdum. Bu an, Bade yatak odasından adımı bağırarak telaşla çıktı. Beni görünce aniden bağırışını kesti. Yüzündeki telaşlı ifadeyi hemen silip gülümsedi. "Sana sesleniyordum, duymadın." dedi gülümseyerek. "Duydum." dedim düz bir ses tonuyla. Yanıma oturup elini omzuma koydu. "Bugün beraber vakit geçirelim, Savaş." dedi sesini incelterek. Sorusunu yanıtsız bırakarak: "Ben çıkıyorum. Toparlanıp çıkarsın. Bunu sana dünde söyledim. Bundan fazlası yok." deyip otel odasından çıktım. İnsanların kendilerini aptal gibi göstermeye çalışmalarını anlamıyordum. Az önce Bade’nin yaptığı gibi. Dün onunla beraber olduğumda, tek gecelik bir ilişki olacağını çok iyi biliyordu. Buna rağmen yatağıma girmeyi istedi. Şimdi ise anlamamazlıktan geliyor. Otelden çıktığımda başımı iki yana salladım. Çıktığımı gören Mehmet hemen yanıma geldi. "Gidiyor muyuz, abi?" dedi. Cevap vermedim, başımla onayladım. Arabaya binip evime geçtim. Duş alıp üzerimi değiştirdim. Şirkete geçip Melis’in yine yaptığını söyleyip ama yapamadığı dosyalara baktım. Akif Bey de ben dosyalara bakarken bu sabahki olayı anlattı. Dinledikçe şakaklarıma ağrı girdi. Babamla amcamı anlıyorum. Melis’in olgun, sorumluluk alan birisi olmasını istiyorlar. Ama gözden kaçırdıkları bir şey var. Melis şirkette çalışmaya devam ederse şirketi batıracak. Bu 1 ayda onun en iyi yaptığı şeyin, gelip imza atmak ve alışverişe çıkmak olduğunu net bir şekilde gördüm. Öğlen saatlerine kadar dosyalarla ilgilendim. Dosyalar bitince Melis’in odasına gittim ama yoktu. Sekreteri, Akif Bey’le görüşmek için aşağıya indiğini söyledi. Ben de aşağıya indim. Niyetim Melis’in ne yaptığını kontrol etmekti. Ama planımda olmayan bir şey oldu. Katın küçük mutfağının yanından geçerken hafif çıkolata kokusu aldım. İçeriye baktığımda ufak tefek bir kız, 3’ü 1 arada yapıyordu. Yüzünü bana dönünce öksürük krizine girdi. Yanına gidip yavaş olmaya özen göstererek sırtına vurmaya başladım. Bu kızı hatırlıyorum. Şirketleri denetime giderken görmüştüm. Pembe ceketli, çilek kokan kız. Bugün ise çilek kokusunun yanına çıkolata da eklenmiş anlaşılan. Bana çekinerek teşekkür etti. Onun bu çekingen hâline bakarken dudağımın kenarı kıvrıldı. Bu küçük inanılmaz tatlı gözüküyordu. Gözüm tezgâhın üzerinden kendisine hazırlanan kahveyi kaydı. Çok düşünmeden kupayı alıp bir yudum içtim. "Filtre kahve olsaydı daha iyi olurdu. Ama bu da idare eder. Çıkolata ve çilek. Güzel ikili." dedim ve yanından ayrıldım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD