Sevda Tekin...
Beni görmeyeceklerini biliyordum. Yine de nefesimi tutmuş, perdenin arkasına saklanmıştım. Yavuz, karşındaki iki adamla hararetli hararetli bir şeyler konuşuyor. Arada elini alnına götürüyordu. Sonra başını iki yana sallayarak gülüyordu. Gerçekten ruh hastası biri. Bu hareketlerinin başka açıklaması olamaz. Ne yazık ki konuşulanları duyamıyordum. Pencereyi açsam belki duyardım. Yavuz fark eder diye yapamıyorum. Biraz daha perde arkasından izledim. Ne konuştularsa, en sonunda gülerek içeriye girdiler. Sessiz bir şekilde hâlâ izlemeye devam ediyordum. Birden Yavuz'un odaya geri dönebileceği aklıma gelince hemen yatağa geçip gözlerimi kapattım. Uyandığımı anlamamalıydı. Çok geçmeden tahmin ettiğim oldu. Odanın kapısı açıldı. Adım sesleri yaklaşmaya başladı. Yatağın boş tarafına ağırlık çökünce oturduğunu anladım. Olabildiğince düzenli nefes almaya çalışarak uyuyor numarası yaptım. Yüzüm onun tarafına dönük değildi. Bu biraz olsun stresimi azaltıyordu. Ama uyanık olduğumu anlayacak diye ödüm kopuyor. Yavuz bir süre sonra yataktan kalkarak odada dolaşmaya başladı. Birden yüzüme pencereden vuran ışık kesildi. karşıma geçip beni izlediğini anladım. Kalbim korkudan son sürat atsa da bozuntuya vermedim. Beni dikkatle izlediğini biliyorum. Bir süre izledi. Sonra fısıltı hâlinde sesini duydum.
"Günahlar ve bedelleri..." dedi. Gölge geri çekildi. Diğer tarafa geçerek yattı. Ben ise söylediği şeyi düşünüyordum.
"Günahlar ve bedelleri." Ne anlama geliyor bu? Tüm gece uyuyamadım. Düşündüm ama ne anlama geldiğini çözemedim. Sabah Yavuz'un benim için hazırlattığı kıyafetleri giydim. Kalın askılı, kalp yaka mini siyah bir elbise. Altına siyah topuklu. Hazırlanınca Yavuz beni şirkete bırakacağını söylemişti. İtiraz edemedim. Şirkete geldiğimizde arabadan inmek için hamle yaptım. Yavuz bileğimden tutarak beni durdurdu.
Başını kulağıma yaklaştırarak:
"Bugün yurt dışına çıkıyorum. 1 veya 2 gün yokum. Ben gelene kadar kendine dikkat et, sevgilim." deyip boynumdan öptü. Dudaklarım titreyerek, "Tamam." dedim. Yavuz aldığı cevaptan memnun şekilde bileğimi bıraktı. Hemen arabadan inerek hızlı adımlarla şirkete girdim. Yine hızlı adımlarla lavaboya doğru ilerledim. İçeri girdiğimde çantamı bir köşeye fırlatıp klozete doğru koşup kusmaya başladım. Yavuz'un boynumdan öpmesi midemi bulandırmıştı. Kendimi iğrenç hissediyorum. Babamdan 4 yaş küçük biri beni şehvetle öpüyor. İşin can alıcı kısmı ise daha fazlasını istediğini biliyorum. Kusmayı bitirdiğimde zorlukla doğruldum. Vücudum titremesine engel olamıyordum. Musluğa yaklaşıp suyu açtım. Ellerimi yıkarken aynada kendime baktım. Gözüm boynumda Yavuz'un öptüğü yere değdi. Kendimi tutamayarak ağlamaya başladım. Nasıl dayanacaktım? Ya ilerleyen günlerde benimle beraber olmak isterse? O zaman ne yapacaktım? Ellerime su doldurup boynuma götürdüm. Boynumda kir varmış gibi ovalamaya başladım. Belki bu kirli histen kurtulurdum. Ama olmadı, kurtulamadım. Kendimden nefret ettim. En çok da babamdan... Derin nefes alarak biraz kendimi toparladım. Akan makyajımı temizledim. Saçlarıma olabildiğince elimle şekil verip işimin başına geçtim. Çalışma arkadaşlarım iyi olmadığımı anladılar. Sürekli, "İyi gözükmüyorsun." deyip durdular. Yalan söyleyerek, "İyiyim." dedim. Günün geri kalanını sakin bir şekilde geçirerek tamamladım. Şirketten çıkıp eve geldiğimde, Semra abla kapıda karşıladı beni. Sımsıkı sarıldı. Gün içinde de aramıştı. Kendimi iyi hissetmediğim için işimin olduğunu bildiren mesaj yollamıştım. Semra abla sarılmayı bıraktığında içeriye geçtik. Semra ablanın hazırladığı sofrayı görünce gülümsedim. Dünden beri doğru düzgün bir şey yiyememiştim. Sofraya oturup yemeğe başladık.
"Baban gelemeyecek bugün, yalnızız." dedi Semra abla. Derin bir nefes aldım. Bu belki günlerdir duyduğum en iyi haber. İştahla yemeğimi yemeye başladım. Semra ablaya baktığımda yüzünde buruk tebessümle beni izliyordu. Gözleri şişti. Bunu ilk eve geldiğim zaman da fark etmiştim. Sorup üzmek istemiyorum. Yıllardır yaşadığımız şey. Babamla dün kavga etmiş olmalılar. Bu kavganın benim yüzümden olduğunu biliyordum. Semra abla için çok üzülüyordum.
"Çok mu üzdü seni?" diye sordum. Semra abla buruk gülümsemesini koruyarak, "Alıştım." diyerek yemeğini yemeye devam etti. İnsan işkenceye, tecavüze, yok sayılmaya alışabilir miydi? Semra abla alıştım diyordu. Benim babam yalnızca benim değil, Semra ablanın da hayatını mahvediyordu. İçli bir nefes vererek tabağıma döndüm. Semra abla dünün konusunu açmadı. Yalnızca bunu dedi:
"Yapma. Kendine değer veriyorsan, yapma. Hayatını mahvetme." Hiçbir şey söyleyemedim. Yine yalanlara baş vurarak gerçeği sakladım...
Melis Demirel...
Sabah gözlerimi şiddetli bir baş ağrısıyla açtım. Ellerimi başıma götürdüm. Sanki bu ağrıyı bu şekilde geçirebilirdim. Bu ağrıyı çok iyi biliyorum. Dün yine sarhoş olmuş olmalıyım. Yatakta oturur pozisyona geldim. Karşımdaki duvarla bakışarak dün gece olanları düşündüm. En son hatırladığım Savaş'ın beni arabaya tıkmasıydı. Kendi kendime güldüm. Çok garip bir insanım. Birçok insan sarhoş olunca her şeyi unutur. Ben unutmuyorum. Her anı dakikasına kadar hatırlıyorum. Bu bir lütuf mu, lanet mi bilemiyorum. Aman, her neyse... Zaten dram yapacak bir hayatım da yok. Son zamanlarda fazla içiyorum. Bunun hiç sebebi yok. Hayatım çok sıkıcı. Hiçbir değişiklik yok. Hep aynı. Çok sıkılıyorum. Haftada iki defa şirkete uğruyorum. Çalışanlar o kadae ciddi ki, ciddiyetleri beni öldürecek resmen. Çok fazla duramadan imzaları atıp çıkıyorum. Ev desen, annem sürekli "Ne zaman evleneceksin?" diye diye evden soğuttu. Ayrı eve çıkayım diyorum, babam karşı çıkıyor. Bu ailede Savaş'tan çok bana evlen denilmesi de bir garip. Oflayarak yataktan kalktım. Duşumu alıp spor bir takım giydim. Aşağıya indiğimde babam ve annem koltukta oturmuşlardı. Yanlarına giderek ikisini de öptüm. Babam eliyle karşısındaki koltuğu gösterdi. Suratıma ciddi bir ifadeyle bakıyordu. İtiraz etmeden geçip oturdum.
Babam:
"Bir karar verdim, Melis. Yarından itibaren şirkette Savaş'la beraber çalışacaksın. Her gün şirkete gidecek, mesai saati bittiğinde döneceksin. Bir yönetici nasıl davranması gerekiyorsa o şekilde davranacaksın. Abimin de, benim de sizden başka çocuklarımız yok. Tüm mirasımız sizin. İkiniz el ele verip şirketleri yöneteceksiniz." dedi. Ben şok içinde, "Ama baba..." dedim.
Ama babam, "İtiraz istemiyorum." diyerek beni susturdu. Anneme baktığımda onun da babamı onaylar şekilde baktığını gördüm.
Hızla ayağa kalktım.
"Tamam ya, gidip yöneteceğim şirketinizi. Dua edin de batırmayayım." deyip sinirle odama çıktım. Umarım beni ciddiye alıp bol bol dua ederlerdi. Gidip imza atmak başka, şirket yönetmek başka. Ne kadar okulunu okumuş olsam da bu konuda kendime güvenmiyorum. Zaten okulunuda babamın zoruyla okudum...
Sevda Tekin.
1 ay sonra...
İş yerinde yoğun bir koşuşturma içindeydik. Reha Demirel şirkete gelecekti. Üzerinde çalıştığımız bir projeyi geçen hafta bitirmiştik. Şirketimizin deneyimli mimarları projeyi onaylamıştı. Şirket yöneticimiz bu proje bilgilerini yöneticilerle paylaşınca Reha Bey bizimle görüşmek için geleceğini bildirmişti. Çok heyecanlıydık. Toplantı odasında oturmuş Reha Bey'in gelmesini bekliyorduk. Beliz yanında küçük bir ayna getirmişti. Sürekli makyajına bakıp iyi olup olmadığını soruyordu. Cem, Güven, Yunus ise bizim aksimize sakin gözüküyorlardı. Ben ise önümdeki kâğıda küçük halkalar çiziyordum. Tamda bu an kapı açıldı. Reha Demirel, yanında kardeşi olduğunu bildiğim Zafer Demirel ile içeriye girdi. Hemen ayağa kalktık. Reha Bey hâlimize bakıp tebessüm etti. Koltuğa oturunca biz de oturduk.
"Evet çocuklar. Projeniz bana kadar geldi. Daha mezun olmamanıza rağmen oldukça başarılı bir iş çıkarmışsınız. Tebrik ederim sizi." dedi.
Zafer Demirel:
"Evet çocuklar, abimin dediği gibi. Oldukça başarılı bir iş çıkarmışsınız. Tebrik ederiz." dedi hafif gülümsemeyle.
Reha Demirel ellerini masanın üzerinde birleştirdi.
"Lafı uzatmayı sevmem. Bugün perşembe. Pazartesinden itibaren ana ofiste çalışmaya devam edeceksiniz. Şirketimizin tüm personeli değerlidir ama sizi gözümün önünde görmek istiyorum." dedi. Hızla Beliz'e döndüm. O da aynı şekilde bana döndü. Reha Bey'in geleceğini duyduğumuzda bizi tebrik edeceğini düşünmüştük. Bunu beklemiyorduk.
Yöneticimiz Kemal Bey:
"Tamam Reha Bey. Dosyaları yarın ana ofise transfer edeceğim." dedi.
Karar verilmişti. Bize sadece uymak kalıyordu. Artık ana binada, Reha Demirel'le çalışacaktık.