" Annecim, babacım...
Bugün tam 40 gün oldu sizden ayrılalı. Yokluğunuza maruz kalmak her gün biraz daha zorluyor beni. Siz olmadan bir aciz gibi hissediyorum kendimi. Meğer kolum, kanadım, yolum, istikametim hep sizmişsiniz. Ne uçacak ne de yürüyecek takatim yok şimdilerde. Sizden sonra Sina da kayıp sanki. Ona yetememekten, acısına merhem olamamaktan çok korkuyorum. Keşke bana bir yol gösterebilseniz. İmkansızı istiyorum, biliyorum ama tahmin ettiğinizden daha çok çaresizim. Sizden sonra evimizi de kaybettik üstelik. Her ne kadar burası sizin eviniz de deseler o köşke sığamıyorum ben. Size haksızlık ediyormuş gibi hissediyorum. Sina için sabrediyorum sadece. Kadromu alır almaz kendimize yeni bir hayat kuracağız ve biricik kızlarınız sizi hiç utandırmayacak."
Yağmurlu bir Kasım sabahı, bütün köşk uykudayken yürüyüş yapmak bahanesiyle evden çıkmış ve kendisini mezarlıkta bulmuştu Tuna. Takip edildiğinin farkındaydı. Amcasının canınızdan endişe ediyorum diye peşine taktığı Cüneyt, bir gölge gibi peşindeydi. Çok konuşmayan, sakin ama bir o kadar da sert mizaçlı biriydi Cüneyt. Uzun boylu, yapılı ve esmer bir tene sahipti. Sağ kaşının kenarından alnına uzanan yara izi, çehresine ayrı bir gizem katıyordu. Esmer tenine, siyah saçına ve gür kirpiklerine tezat, gri ela gözleri vardı. Yüzüne dikkatli bakan anlayamazdı belki ama insan psikolojisinden iyi anlayan Tuna, o gözlerden herkesin kolay kolay kaldıramayacağı yaşanmışlıkları okuyabilirdi. Gizemli bir adamdı Cüneyt. Bilgisayar mühendisi eski bir asker. Salih beyin yanında neden çalıştığı, tam olarak hangi işlerini gördüğü ise tam bir muamma. Koruma değil ama tam bir sağ kol. Her türlü bürokratik işi takip eden, şirketin işleyişini kolaylaştıran, ileri derecede İngilizce ve Rusça bilen ve silahları iyi kullanan biri. Salih beye göre onları emanet edebileceği en güvenilir insan.
Kısa sürede atlattıkları badireleri sindirmek bir yana dursun, hayatlarına giren ve artık hayatlarının bir gerçeği olan yeni karakterlerle de iletişim kurmak zorundalardı artık. O melun kaza gününe kadar, dünyada yaşayan her sıradan insan gibi, sonlarını getirecek ölüme, çevresel tehlikelere, yıkımlara, hayal kırıklıklarına eşit uzaklıktaydılar oysa. Şimdi ise peşlerinde bir gölge olmadan dışarı çıkamıyor, yalnız kalmak istedikleri tek yerde, mezarlıkta bile yalnız kalamıyorlardı.
Düşünüldüğünde, bütün bu gelişmelere karşı korunaksız bir hayat sürmekten daha emniyetli gelebilirdi bu durum. Fakat canlarının emniyette olduğu yerde ruhları, büyük bir azabın pençesinde kıvranıyordu.
Yağmurun ıslattığı taşlara ve çamurlaştırdığı toprağa bakmadan iki mezar arasında oturmuş, onların gidişinin ardından başlarına gelenleri bir bir anlatmıştı. Sorular sormuş, cevaplarını yine kendisi vermişti belki ama muhatapları artık hayatta olmasa bile içini döküp, bir nebze rahatlayabildiği için biraz olsun huzur bulabilmişti. En çok da birbirinden güzel anılarının yaşadığı evi kaybettiklerini anlatırken zorlanmıştı.
Evlerinin yanışının üzerinden tam bir hafta geçmişti. Haberi alır almaz geldikleri apartmanın önündeki kalabalık ve işlerini yapmaya çalışan itfaiye ekipleri aslında yangının ne kadar büyük olduğunun habercisiydi. Evlerinde başlayan yangın, bitişikte ve üst kattaki daireye de sıçramış, kendi evleri kullanılamaz hale gelirken diğer dairelerde büyük maddi hasara neden olmuştu. Yanına gittikleri itfaiye şefi ve polis memuru; ilk izlenimlerinin kundaklama üzerine olduğunu söylemişti. Çünkü içeri giren ekipler, belli noktalarda alevlerin bir çizgiyi takip ettiğini ve o bölgede daha ağır hasar bıraktığını raporlamışlardı. Binada bulunan ve çevrede binayı gören güvenlik kameralarından bir şey çıkmamış; binadaki çalışmıyorken, diğer kameralar da bina giriş çıkışlarını tam olarak görememişti söylediklerine göre. Dış kapı maymuncukla açılmış. Bu da içeri girenin, önce evde bir şeyler aradığını, ardından da yangını başlattığını düşündürüyormuş. Bu konuşulanları Salih bey oldukça tepkisiz bir sakinlikte dinlerken; Tuna her duyduğu ayrıntıyla daha da büyük bir şaşkınlık yaşıyordu. Evlerinin kundaklanmış olması bir nevi amcasının haklılığının kanıtıydı. Can güvenlikleri tehlikedeydi. Ya onlar evdeyken çıksaydı bu yangın? Düşünmesi bile korkutucuyken şimdi bir de kardeşinin güvenliği düştü aklına. Ya o evde yokken bu yangın çıksaydı ve kaçmaya dahi fırsat bulamasaydı? Ailesinden birini daha kaybetmeyi aklına dahi getirmek korkutucunun da ötesinde soluk kesiciydi.
Bütün gün yangının doğurduğu adli meselelerle ilgilendiler. Karakolda verdikleri ifadenin ardından ise, artık var olmayan evlerinden kalan bir kaç parça anı ile köşke doğru sessiz ama özünde çekişmeli bir yolculuğa koyulmuştular. Araçta yanında oturduğu adam her ne kadar babasını anımsatsa da bir türlü ona karşı olan duvarlarını yıkamıyor, yeni anılar biriktirme isteği bir yana, kucağında kalan bir kaç parça yaşanmışlığa sıkı sıkı sarılıyordu.
Aldıkları raporun süresi dolmuş ve yangından ertesi gün okula dönmüştü Sina. Amcası özel araçla gönderiyor ve bir koruma ona eşlik ediyordu. Sina, olaylara karşı bütün konuşma hakkını ablasına bırakmış ve umursamaz bir suskunluğa gömülmüştü. Bu yıl gireceği sınav haftalar öncesinde tek gerçeği iken; şimdi Tuna ondan bütün beklentisini neredeyse kesmişti. Bu yıl her şeyi oluruna bırakmayı tercih etti. Hiçbir şey Sina'nın sağlığından, mutluluğundan önemli değildi çünkü ona göre.
Ailesinin mezarlarının başında, inceden yağan yağmura aldırmadan neredeyse bir saate yakın oturmuştu ki, varlığını unuttuğu telefonu çalmaya başladı. Arayan üniversiteden bir hocalarıydı. Aynı zamanda anne ve babasının da yakın dostu. İlk önce açmamayı düşündü ama sonra kararından vazgeçerek aramayı yanıtladı.
- Cemal hocam?
- Nasılsın güzel kızım?
- İyi olmaya çalışıyorum. Her şey üst üste geliyor ama hayat da bir şekilde devam ediyor. Siz nasılsınız, Sema teyze nasıl?
- Biz de iyiz yavrum. Sana geçen gün yaptığım teklif hala geçerli biliyorsun değil mi? Sema teyzen de çok memnun olur. İstemediğiniz yerde kalmak zorunda değilsiniz.
- Biliyorum Cemal amca. İyi ki varsınız. Ama amcamın hayatımız hakkında endişeleri var. Bizi koruyabilmek için yakınında olmamızı istiyor. Aslına bakarsanız yangından sonra ben de endişelenmeye başladım.
- Haklısın güzel kızım. Ama ne zaman istersen kapımızın size her zaman açık olduğunu bil. Ben aslında seni şey için aramıştım. Anne ve babanın fakültedeki odalarını toplattım. Özel eşyaları kolilenmiş şekilde benim odamda duruyor. İstediğin zaman gelip alabilirsin. Hem biliyorsun doktora derslerin başlamak üzere. Danışmanınla da tanışman gerekiyor.
- Anladım Cemal amca. Eğer uygunsan bugün gelebilirim. Hatta bir saat sonra orda olurum.
- Ben akşam 5'e kadar buradayım yavrum. Seni bekliyorum.
- Tamamdır o zaman, görüşmek üzere...
....
Anne babasıyla vedalaştıktan sonra birkaç metre geride bekleyen Cüneyt'in yanına doğru adımladı. Genç adam sessiz adımlardan gitme vaktinin geldiğini anlayıp, mezarlık çıkışına doğru yürümeye başladı. Adımlarını aynı anda atıyor, aynı anda nefes alıyor ve sanki aynı şeyleri düşünüyor gibiydiler. Arabaya yaklaştıklarında Cüneyt; "Köşke mi Tuna hanım?" Diye sordu.
- Hayır Cüneyt bey. Fakülteye gitmem gerekiyor. Eğer sizin için de bir sakıncası yoksa.
- Benim işim her adımınızda yanınızda olmak. Nereye isterseniz gidebiliriz.
Tuna hafif bir tebessümle karşılık verdi ve Cüneyt'in açtığı kapıdan araca binmek üzere harekete geçti. Tam o sırada, bütün sessizliği bozan, kuşları havalandıran ve korku salan bir el silah sesi duyuldu...