“Umutcan! Ben… Ben…” diye kekeledi Nare.
“Senden açıklama istedim mi ben? Sessiz ol lütfen. Film izliyorum burada.” dedi Umutcan sertçe.
Ne yazık ki film daha iyiye gitmiyordu. Nare oturup kaldığı yerde ağlamaya başlamıştı. Kalkıp filmi kapatmaya bile mecali yoktu. Yaparken hiçbir pişmanlık duymadığı her şey şu an utanç taşları gibi yüzüne yüzüne çarpıyordu.
Birisi videonun Umutcan’ın mutlaka görmesi gereken yerlerini almış, gereksiz uzunluktaki yerleri kesmişti. Birkaç saatlik videoda sürekli oda değişiyor ve karısıyla sevgilisinin kıyafetlerinde ya da fiziksel özelliklerinde ufak değişiklikler göze çarpıyordu.
Umutcan’ın en çok zoruna giden yerlerden biri karısının karnı kocamanken çekilmiş olanlardı. Bunların yakın zamanda olması bir yana, onun çocuğu karnındayken yapmıştı bunları. Hoş, belki onun çocuğu bile değildi.
Nare daha önceki çocuklarının düşmesine sebep olmuştu bir de. Bunu az önce videoda kendisi ifade etmişti. Hamilelikleri hep riskli geçiyordu. Ama bunu umursamadan o herifle ya da başkalarıyla öyle hayvan gibi çiftleşmeye devam etmişti demek ki. Bundan önce belki on kez hamile kalmış ama her seferinde bebeği düşürmüştü Nare. Umutcan kafayı yememek için dua etti.
Video bitince kalkıp flashı aldı ve ceketinin cebine attı. Fotoğrafları ve mektubu tekrar zarfa koydu. Sonra zarfı katlayıp onu da cebine koydu.
“Şöyle yapacağız.” dedi ceketini giyerken. “Bebek doğana kadar burada kalabilirsin. Masraflarını karşılayacağım. Bebek doğunca dna testi yaptıracağız. Eğer benimse ona sahip çıkacağım. Velayetini bana vereceksin ama nafaka alacaksın. Ankara’da ki evi de senin üstüne geçireceğim. Eğer bebek benim değilse yine de nafaka ve evi alacaksın.
Bebek benimse ve velayetini bana vermezsen tanıdığın herkes bu videoyu görür ve senin ne olduğunu öğrenir. Belki video mahkemede delil sayılmaz ama eminim beni aldattığını kanıtlayacak bir sürü şey bulabilirim. Ve böyle bir boşanmada hiçbir şey alamazsın benden.”
“Beni dinlemeyecek misin?” dedi Nare ağlarken.
Umutcan parmağını televizyona uzattı.
“Yeterince dinlemedim mi?” dedi aldatıcı bir sakinlikle.
“Ben… Benden sıkılmıştın. Sürekli çalışıyordun. Ankara’da kimseyi tanımıyordum ve depresyona girmiştim evde kalmaktan. Oysa burada bir işim vardı. O zaman tanıştım onunla. Bana senden göremediğim ilgiyi verdi. Kendimi güzel ve önemli hissettirdi.”
“Dinlemek istemiyorum.” dedi Umutcan sertçe. Şu an söylenecek çok şey vardı ama… Kız hamileydi. Onu zorlamak kötü sonuçlanabilirdi. Ece’nin başına gelenlere yakından şahit olmamış mıydı?
Ama Nare’nin bu akşam sessiz kalmaya ve hep yaptığı gibi kabullenmeye niyeti yoktu belli ki. Kalkıp kocasının önüne geçti ve elini onun göğsüne dayadı.
“Seni sevdim. Çok sevdim. Ama sen… Beni yalnız bıraktın Umutcan. Çok yalnız bıraktın. Bundan nefret ettim. Eğer biraz teselli aradıysam bu çok mu kötü?”
Umutcan ona inanamıyordu.
“O videolarda ‘biraz teselli’ yoktu Nare. O videolarda bütün pisliğinin yanında bir de cinayet itirafı vardı. Sen benim çocuklarımı öldürdün. Ve utanmadan öldürmeye devam ettin. Bu hayatta en çok istediğim şey olduğunu bile bile. Bir ailenin benim için ne kadar önemli olduğunu bile bile…”
“Onlar kazaydı. Doğru düzgün hamilelik bile sayılmazdı. Birkaç haftalıkken düştü hepsi.” dedi Nare histerik bir telaşla. Umutcan’ı kaybetmek istemiyordu. Ona çok aşıktı. Böyle ayrılamazlardı.
“NARE! Şu an şoktan ne konuştuğunu bilmiyorsun. Gözünü seveyim, geç yat içeri. Benim için bitti her şey. Bundan sonra seninle aramızda çocuk haricinde bağ yok. O da şüpheli. Merve’yi arayacağım, gelip bir süre yanında kalsın. Bir şey olursa ara yine beni.” dedi Umutcan ve onun yanından dolaşıp kapıyı açtı. Aynı anda sırtına bir şey çarptı sertçe.
“Aslı denen fahişenin bakire olmadığını bile bile bir yıl kocalık yaptın ona. Beni tek seferde nasıl silebilirsin? Ama Aslı farklıydı değil mi? Onu hiç unutmadın. Aklın hep ondaydı. O yüzden benden uzaklaştın. Geceleri benimle sevişirken bir kez olsun onu düşünmedin mi? Bu da ihanet değil mi? Benim yaptığımdan hiçbir farkı yok. Ama ben seni affedebiliyorum. Sen niye beni affedemiyorsun.”
Umutcan onun sinir krizini kaşlarını kaldırarak izledi. Sonra birden gülmeye başladı. Nare sanki Umutcan delirmiş gibi şaşkın bir şekilde bakıyordu şimdi ona.
“Komik olan ne biliyor musun? Hayır Nare. Şu an beni suçladığın hiçbir şeyi yapmadım ben. Seninle evliyken bir gün olsun Aslı’yı düşünmedim. Bahri veya Koray’a bir kez olsun sormadım bile. Sana evet dediğim gün onu tamamen hayatımdan çıkarmıştım ben. Neden biliyor musun? Çünkü gerçekten bir aile olalım istedim ben. Hiçbir şüphenin olmadığı, hiçbir gölgenin kirletmediği bir evlilik istedim. Çocuklarım aşk ve sevgi dolu bir evde büyüsün istedim. Bunu elimden aldığın için çok sağ ol!”
Daha fazla orada durmak istemeyen Umutcan odadan çıkıp gitti. Arabasıyla biraz uzaklaşmayı düşünüyordu ama otoparka indiğinde arabasının lastiklerini inmiş buldu. Lastiğin üstünde derin kesikler vardı. Birinin bilerek yaptığı açıktı. Ama kim?
Bir tahmini vardı tabi. Böyle davranacak kadar ondan nefret eden tek kişi Nihat Çetin’di. O videoları filan elde edecek kadar nüfuzlu tek kişi de oydu. Umutcan'ın Nare’den çıkaramadığı öfkesini birinden çıkarması lazımdı o yüzden taksi çağırıp doğruca Nihat Çetin’in evine gitti. Oraya varmasına az kala evden birilerinin çıktığını gördü ve şoföre durmasını söyledi. Akın ve Şirin çocuklarıyla kapının önüne çıkmışlardı. Hemen ardından Aslı’yla veletleri çıkmıştı. Kapının önünde gülüşerek biraz daha sohbet etmeye başlamışlardı. Aslı’nın veletleri Akın’ın oğluyla taş kağıt makas oynuyorlardı. Herhangi biri kazanınca sokağı çınlatan kahkahalar atıyordu.
Akın’ın oğlu, çocuklardan biraz daha büyük duruyordu ama çok fark yok gibiydi. En fazla bir ya da iki yaş vardı. Umutcan buna takıldı. Aslı’yla ayrıldıklarında Akın’ın oğlu kaç aylıktı hatırlamaya çalıştı. Beş ya da altı aylık olmalıydı. Aslı’nın en fazla dokuz ay hamile olacağı düşünülürse… O zaman Aslı, Umutcan’dan ayrıldıktan hemen sonra hamile kalmış olmalıydı. Yoksa ikizler ve küçük Nihat Çetin arasında yaş farkı daha da fazla olurdu. Aslı’nın ondan sonra hemen bir erkeğin kollarına koştuğunu sanmıyordu. Gerçi Nare’den sonra herkesten her şeyi beklerdi ama…
Umutcan’ın kalbi bu akşam ikinci kez hızlı hızlı çarpmaya başlamıştı birden.
Aslı, Nihat Çetin ve Leyla’yla vedalaşıp çocuklarıyla Akın’ın arabasına bindi. Umutcan şoföre eğildi.
“Şu arabayı çaktırmadan takip eder misin?” dedi. Şoför başını sallayıp arabayı çalıştırdı ve Akın’ın arabasını gözden kaçırmamaya çalışarak uzaktan takip etmeye başladı. Araba çok uzaklaşmadı. Bir mahalle ileride bir evin önünde durdu. Umutcan bu evi tanıyordu. Nihat Çetin’in ilk karısıyla oturmak için aldığı evdi burası.
Aslı ve iki oğlu arabadan indi. Akınlara el sallayıp eve doğru yürümeye başladılar. Çocuklar annelerinin birer taraftan elini tutmuş heyecanlı heyecanlı bir şey anlatıyorlardı ve Aslı onları dikkatle dinliyordu. Bahçe kapısından girip gözden kayboldular. Umutcan taksicinin parasını ödeyip arabadan indi. Evin az ilerisinde ufak bir çocuk parkı vardı. Oraya gitti ve salıncaklardan birine oturup Aslı’nın evini izlemeye başladı. Çok uzaktı ama Aslı’nın perdeleri kapattığını görebiliyordu.
Umutcan cebinden bir sigara daha çıkarıp yakarken düşüncelerini toparlamaya çalıştı. Belki de Nare’nin karnındaki çocuğa dair hayalleri yıkılmak üzere olduğu için böyle saçma düşüncelere girmişti. Aslı onun çocuğunu taşısa arkadaşları bunu ona söylerlerdi. Söylerlerdi değil mi?
Telefonunu çıkardı ve Bahri’yi aradı. Bahri birkaç çalıştan sonra telefonu açtı. Hal hatır sorduktan sonra Umutcan konuya girdi.
“Bahri sana bir şey soracağım ama dürüst olacaksın.” dedi.
“Sor şekerim.” dedi Bahri neşeyle.
“Benim hayatımı etkileyecek bir şey öğrensen hemen bana söylersin değil mi?” diye sordu Umutcan.
“Söylerim tabi. Niye söylemeyeyim?” dedi Bahri rahatça.
“Bilmem. Merak ettim.”
“Gece gece kafan mı güzel Umutcan? Bunun için mi aradın?” dedi Bahri.
“Neyse Bahri… Tamam. Görüşürüz.” dedi Umutcan ve telefonu pat diye kapattı. Bahri bir şey saklasa bu kadar rahat ‘söylerim’ der miydi? Belli ki gerçekten kafasında kuruyordu Umutcan. Ama yine de bir telefon daha açtı.
“Görkem? İyi akşamlar… Nasılsın?… Senden bir şey rica edeceğim. Birisinin hastane doğum kaydını bulmak istiyorum. Sana bilgilerini atsam bana bulabilir misin? Tarihi önemli olan… Tamam… Hemen atıyorum… İyi geceler…”
Aslı’nın bilgilerini yazdı hemen arkadaşına. Bir süre daha orada oturmaya devam etti. Çocukları düşündü. Kendisine benzeyip benzemediklerine hiç dikkat etmemişti. Sadece birinin saçlarının kendisininki gibi koyu kahverengi olduğunu hatırlıyordu. İsimlerini bile bilmiyordu Umutcan. Arkadaşına bebeklerin isimlerini de öğrenmesini rica eden bir mesaj attı.
Az sonra Görkem geri aradı. Umutcan gergin bir şekilde açtı telefonu. Şu akşamı bir sağ salim atlatabilseydi…
“Buldun mu?” diye sordu sadece.
Cevaba gözleri kocaman oldu. Bundan beş küsür yıl önce 19 Haziran’da Emir ve Yiğit adlı iki bebek doğurmuştu Aslı. Yani Umutcan’la ayrıldıktan yaklaşık yedi ya da sekiz ay sonra. Aynı zamanda Umutcan’ın düğün gününde... Parçalar yavaş yavaş yerine oturuyordu. Düğünden önce Aslı’yı görmüştü ama oldukça uzak bir mesafeydi. Sadece saçlarını görmüştü Umutcan. Aslı kendisini bir arabanın arkasına gizlemişti. İçeri girdikten bir süre sonra Akın’ın telefonu çalmış ve Akın oğlunun hastalandığını söyleyerek Umutcan’ı kırmak pahasına nikah şahidi olduğu düğünden ayrılmıştı. Belki de böyle telaşla ayrılmasına sebep olan şey düğün mekanından fazla uzakta olmayan Aslı’nın yardım çağrısıydı. Belki de Umutcan bir başkasıyla evlenirken o sırada Aslı onun oğullarını doğuruyordu. Elini sıkıntıyla saçlarından geçirdi. Eğer şüpheleri doğruysa Umutcan bunu kimsenin yanına bırakmazdı. Ne Aslı'nın ne arkadaşlarının...
Görünüşe göre Umutcan’ın dna testine sokması gereken çocuk sayısı giderek artıyordu.