ALIŞVERİŞ

1545 Words
Aslı üstünde ki ağırlıkla uyandı. Emir yine boylu boyunca annesinin üstüne uzanmış öyle uyuyordu. İkizlerin kendi odaları vardı ama anneleriyle uyumayı daha çok tercih ediyorlardı. Aslı ne yaparsa yapsın onlara kendi odalarında uyuma alışkanlığı kazandıramamıştı. Kendisinden önceki ev sahibi olan Nihat Çetin yatak odası için kocaman bir yatak yaptırmıştı ama kullanma fırsatı olmamıştı. Evin yeni sahibi Aslı’ya nasip olmuştu bu yatakta uyumak. Devasa yatak, Aslı gibi beş yetişkini rahatça uyutacak kadar büyüktü ama nedense oğlu Emir o kadar yer varken annesine sokuluyor, hatta annesinin üzerinde uyuyordu. Yiğit daha bağımsız uyumayı tercih ediyordu. Tabi yine annesinin yanında olduğu sürece. Emir’in onun üstünde uyuması oğulları gün geçtikçe daha da ağırlaştığından Aslı için zor olmaya başlamıştı. Ama bir yandan da minik oğullarının sonsuza kadar ona bu kadar bağlı kalamayacağını biliyor, o yüzden bu kısacık anların zevkini çıkarmaya çalışıyordu. Oğlunun göğsüne yaslanmış başının üzerindeki dağınık kumral saçlarını öptü. Sonra yavaşça yan dönüp yatağa bıraktı onu. Aynı öpücüğü Yiğit’in kahverengi saçlarına da bıraktı. Kalktı ve kahvaltı hazırlamak için mutfağa indi. Küçük bir demliğe çay yaptı. Kendisi çay içmeyi seviyordu ve oğulları da kahvaltıda büyük adam gibi çay içmek istiyordu. O yüzden Aslı onların oldukça açık bir bardak çay içmelerine izin veriyordu. Oğullarının sevdiği şekilde patates ve köfte kızarttı. Bugün cumartesiydi. Onları biraz şımartabilirdi. Onları uyandırmak için tekrar yukarı çıktığında Emir’in yatağın çarşafını söktüğünü, Yiğit’in de dolaptan yeni çarşaf çıkardığını gördü. “Daha yeni değiştirmemiş miydik?” diye sordu oğullarına. “Yiğit gece çok terlemiş, yastığı filan ıslaktı anne.” dedi Emir. Yiğitin getirdiği lastikli çarşafı becerikli bir şekilde açıp yatağın köşelerine geçirdiler. Sonra yastık kılıflarını değiştirip yeni pike serdiler. Emir kirli olanları küçük kucağına alıp kirli sepetine götürdü. “Banyo yapayım mı anne?” diye sordu Yiğit. Aslı oğluna yaklaşıp kokladı. Kötü kokmuyordu. “Dışarı çıkacağız. Şimdi yaparsan hasta olursun. Ama eve gelir gelmez ilk işimiz seni yıkamak olsun. Olur mu?” Yiğit başını sallayıp annesinin elini tuttu. Emir önden gidiyordu. “Anne dışarıya çıkacağız dedin ya… Nereye gidicez.” diye sordu Yiğit az sonra. Bir yandan çatalına taktığı köftesini yiyordu. “Yaz geliyor. Size yazlık kıyafet almamız lazım. Her ay daha da büyüyorsunuz. Geçen senekilerin çoğu olmaz artık.” “Çünkü biz büyük ve güçlü adamlar olucaz anne.” dedi Emir. “Evet. Kimse sana kötü bir şey yapamayacak.” dedi Yiğit gururlu bir şekilde. “Yavrum, siz okulda sorun çıkarmayın bana yeterli. Ben sizi büyük ve güçlü olmasanız da severim.” dedi Aslı kalkıp bir çay daha alırken. “Anne… futbol ayakkabısı da alalım. Benimki yırtıldı ya.” dedi Yiğit. Ayakkabısını ve bazı kıyafetlerini Aslı’nın onu cezalandırmasına kızdığı bir akşam makasla kesmişti. Aslı da ceza olarak ona aylardır yenisini almıyordu. Yiğit bundan önemli bir ders çıkarmıştı. Sinir krizi geçirdiğinde Emir’in eşyalarını kesiyordu artık. “Yine kesmek gibi bir saçmalık yapacak mısın?” diye sordu Aslı oğluna kaşlarını çatarak. “Yapmayacağım. Çünkü biz fakiriz ve yenisini çok sık alamayız.” dedi Yiğit. Aslı güldü. “O da var ama zengin olsaydık bile güzelim ayakkabını kesmemeni isterdim. İsraf günah ve kötü bir şey Yiğit.” “Bu bez ayakkabılarla futbol oynayamıyorum anne. Spor ayakkabım olmazsa asla zengin olamayız. Çünkü Tlabzonspor bana çok para verecek.” “Trabzon canım, Tlabzon değil. R’yi L yapmanız çoğunlukla yaşınıza göre tatlı ama Trabzonlu olduğunuz için memleketinizin adını düzgün söylemelisiniz.” “Ben normalde düzgün söylüyorum. Hızlı konuşunca yanlış duyuluyor.” diye kendini savundu Yiğit. Tıpkı babası gibi hatasını kabul etmekte zorlanıyordu genelde. Aslı buna iç çekti. “Anne bana da kemer alalım mı? Pantolonum aşağı kayıyor.” dedi Emir. “Aa, evet dur not alayım. Haa, şimdiden söyleyeyim, oraya gidince sadece birer tane oyuncak alma hakkınız olacak. Sonra benimle AVM’nin ortasında kavga etmeyin. Üstelik pahalı şeyler seçerseniz almam çünkü evimizin parasını ödediğimiz için biraz fakiriz.” “Peki şimdiden hambulger yiyeceğimize karar verebilir miyiz? Sonra Yiğit bana bağırıyor hep.” dedi Emir dudaklarını büzerek. Aslı oğlunun işgüzarlığını bilmese onun bu masum tavrına inanabilirdi. “Sana hambulger, Yiğit’e soslu dürüm alacağım. Bunun için de kavga etmek yok. Son olarak; bir yere gittiğimiz zaman ilk kural neydi?” dedi Aslı. “Senin elini bırakmamak, bırakmak zorunda kalsak bile yanından asla uzaklaşmamak.” diye tekrar etti ikisi de. “Çünküüüü?” “Çünkü seni çalarlar hırsızlar ve biz annemizi koruyamadığımız için ağlarız.” dedi Emir. Aslı oldukça ciddi bir tavırla başını aşağı yukarı sallayarak onayladı. Oğulları kendileri için dünyanın ne kadar tehlikeli olduğunu anlayamıyordu. O yüzden Aslı onlara dünyanın kendi gibi güzel bir kadın için ne kadar tehlikeli bir yer olduğunu öğretmişti. Emir ve Yiğit bunu öğrendiklerinden beri asla onun elini bırakıp uzaklaşmıyordu yanından. Bir saat kadar sonra evden çıktılar. Aslı küçük arabasının arka koltuğuna oğullarını oturttu ve kemerlerini bağladı. Sonra şoför koltuğuna geçti. Eskiden çok kötü bir şoför olan Aslı’ya annelikle birlikte yeni özellikler yüklenmişti. Artık normal bir şekilde araba kullanabiliyordu. Ve ortalama bir yemek menüsü hazırlayabiliyordu. Arabayı bahçeden çıkarıp yola döndüğünde Umutcan da kendi arabasıyla onları izlemeye başladı. Gece otele geri dönmüş ve yeni bir oda tutmuştu. Ama ihanetin acısı onu bütün gece uyutmamıştı. Hem karısının, hem arkadaşlarının. Hem de Aslı’nın ihaneti. Sabah çekici çağırıp arabasını sanayiye götürmüş ve yeni lastikler taktırmıştı. Dönüşte ise kendisini yine Aslı’nın evinin önünde bulmuştu. Yine parkta oturup evi izlerken onların evden çıktıklarını görmüş ve hemen arabasına koşmuştu. Aslı yaşadığı evin lüksüne göre ortalama sayılabilecek bir araba almıştı. Umutcan, bir kez daha, bu kocaman evde nasıl yaşadıklarını merak etti. Aslı'nın satın alabilmesi için çok pahalıydı. Kirası bile çok yüksek olmalıydı. Nihat Çetin bedavaya oturmalarına izin verecek olsa muhtemelen Aslı kabul etmezdi bunu. Yine de doktor maaşı fena olmasa da iki çocuklu bir anne için bu ev fazla lüks ve şatafatlıydı. Aslı sırf böyle bir evde yaşamak için çocuklarını aç bırakıyor olamazdı değil mi? Aslı arabasını büyük alışveriş merkezlerinden birinin otoparkına soktu. Umutcan da onun biraz ilerisine park etti. İnip çocuklarının kemerini açan Aslı onları tek tek ellerinden tutarak arabadan indirdi ve yine ellerinden tutarak AVM’nin girişine doğru yürüdüler. Umutcan şüphe çekmeyecek kadar geriden gelmeye çalışıyordu. Emir ve Yiğit yine annelerine heyecanlı heyecanlı bir şeyler anlatıyordu. Aslı onları bir ayakkabı mağazasına soktu. Çocuk reyonunda dolaşırken Yiğit’in gösterdiği birkaç ayakkabıyı ona denetti Aslı. En beğendiklerini aşırı pahalı olduğu için elemek zorunda kalmışlardı. Ona benzer tarzda yarı fiyatına bir ayakkabı seçtiler. Sonra kıyafet mağazalarını dolaştılar. Aslı seçtiği parçaları oğullarının üzerine tutup, olur diye düşündüklerini yine oğullarının kucağına veriyordu. Emir ve Yiğit ciddi ciddi, büyük bir adam gibi annelerine direktif veriyorlardı. Umutcan onları daha fazla uzaktan izlemeye katlanamadığı için yaklaşmaya karar verdi. Sanki rafların arasında bir şeyler arıyormuş gibi biraz dolaştı ve sonra Emir’e aferin öpücüğü veren Aslı’yı ilk kez görmüş gibi şaşırdı. “Aslı? Az kalsın tanımadan yanından geçip gidecektim. Ne yapıyorsun?” Onu görünce Aslı’nın yüzüne yerleşen ekşi ifade Umutcan’ı yine rahatsız etmişti. Yine de bu rahatsızlık Emir ve Yiğit’in yüzündeki tiksinti dolu ifadenin verdiği rahatsızlık kadar kötü değildi. Sahi hangisi Emir, hangisi Yiğit’ti acaba? “Çocuklarımla alışverişe çıktım. Sen ne yapıyorsun? Karın da burada mı?” dedi Aslı. Sanki oradan her an kaçmak istiyor gibi gergindi ama Umutcan’ın buna izin vermeye niyeti yoktu. “Karım otelde dinleniyor. Belki duymuşsundur hamile kendisi. Ben de kızıma bir şeyler alayım diye geldim. Sahi Aslı! Sen kadınsın, daha iyi anlarsın. Bana kızıma uygun bir şeyler bulmam da yardımcı olur musun?” “İşim var Umutcan. Oğlanları zar zor zapt ediyorum zaten. Daha yemek yiyeceğiz.” “Canım, iki yetişkin, iki oğlanı zapt ederiz herhalde. Hatta yardımcı olmana karşılık size öğle yemeğini ben ısmarlayayım ha!” “Umutcan, yeterince açık olmadım sanırım. Sana yardımcı olmak istemiyorum. İki oğlum var benim. Kız kıyafetinden anlamam. Hadi, görüşürüz.” diyen Aslı çocuklarının elini tuttu ve deneme odalarına doğru gitti. Geride kalan Umutcan can sıkıntısıyla ‘cık’ yaptı. Eskiden bu kadar kaba değildi bu kız. İki oğlan huyunu değiştirmişti herhalde. Öte yandan çocuklarını biraz yakından inceleme fırsatı bulmuştu Umutcan. Kahverengi saçlı olan sanki kendisine benziyor gibiydi. Kumral saçlı, kız yüzlü olan ise Aslı’ya benziyordu. Aslı ve çocukları kabinden çıkana kadar bekledi. Aslı kasaya doğru giderken onu hala orada görünce bariz bir şekilde sinirlenmişti. Ama bozuntuya vermiyormuş gibi yaparak kasaya gitti. Umutcan da peşinden tabi. Aslı aldıklarını öderken Umutcan ona kötü kötü bakan ikiz çocuklara eğildi. “Dün talihsiz bir şekilde karşılaştık ama tanışamadık. Ben Umutcan. Annenizin eski bir arkadaşıyım. Sizin adınız ne?” diye sordu. “Annemizin arkadaşı olsan kendini tanıtmak zorunda kalmazdın. Biz seni zaten tanırdık. “dedi kumral olan. “Annenize benim kim olduğumu sorabilirsiniz. Ama şu an siz adınızı söylemeyerek kabalık ediyorsunuz.” “Kaba çocuklarız ki biz. Sende bunu annemize sorabilirsin.” dedi kahverengi saçlı olan. “Alt tarafı bir isminizi sordum.” “Senin gibi bir sapığa adımızı söylemeyiz.” diye devam etti çocuk. “Beni daha bir kere gördünüz. Ne sapıklığımı gördünüz.” “Annemizin memesine baktın.” dedi kumral olan. Onları dinleyen Aslı onun kafasına vurdu hemen. Umutcan sırıttı. “Annenizi yıllar sonra gördüğüm için değişmiş mi diye bakıyordum. Galiba ufak bir yanlış anlaşılma olmuş.” Aslı oğullarının onunla daha fazla sohbet etmesini istemediği için fişi çantasına koyarken araya girdi. “Bu Emir,” dedi kumral saçlı çocuğun omzuna dokunarak. “Bu da Yiğit.” diye ekledi ve kahverengi saçlı çocuğu işaret etti. Sonra oğullarının elini tutup yemek katına doğru çıkmaya başladı. Umutcan geride bırakılmaktan hoşlanmamıştı. Bir kez daha onlara yetişti. Bu çocuklar onun oğullarıysa onlarla zaman geçirmek en doğal hakkıydı. Aslı ondan zaten beş yıl çalmıştı. Beş dakika daha çalmasına izin vermeyecekti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD