Aslı ve çocukları siparişlerini verip bir masaya oturduğunda Umutcan da gelip aynı masaya oturdu.
“Tek başıma oturmak istemedim. Hazır sizi görmüşken birlikte yiyelim bari.” dedi.
“Hambulger aldık annemle ben. Yiğit de soslu dürüm aldı. Sana bir şey almadık.” dedi Emir.
“Ben kendime alırım o zaman. Madem annenle sen hambulger yiyorsun ben de Yiğit’e eşlik edeyim.”
“İstemem.” dedi Yiğit ama bu tuhaf adam çoktan ayaklanıp gitmişti.
“Anne hadi kaçalım o gelmeden.” diye fısıldadı Emir.
Aslı da aynı şeyi düşünüyordu ama kaçmaları sakladıkları bir şey olduğu konusunda Umutcan’ı şüphelendirir diye korkuyordu.
“Eski bir tanıdık o bey, oğlum. Adı Umutcan. Siz Umutcan amca deyin. Kötü biri sayılmaz. Birlikte yemeğimizi yiyip kalkalım. Zaten daha nerede göreceğiz?”
“Hiç sevmedim ben onu.” dedi Yiğit.
“Ben de.” diye kardeşini destekledi Emir.
“Bugünlük idare edin bebeğim. Benim için. Olmaz mı?”
“Tamam ama söyle ona, öyle gıcık gülmesin.” dedi Yiğit.
Aslı kendi kendine kıkırdadı çünkü oğlunun bahsettiği o gıcık gülüş iki oğlunda da vardı. Şimdi Umutcan’a bu yüzden kızmaları komikti.
Umutcan siparişini verip masaya geldi. Aslı alaycı bir bakışla ona döndü.
“Yiğit diyor ki, bizimle oturabilir ama öyle gıcık gülmesin.”
“Yemek yerken pek gülmem zaten. Yemek yemek ciddi bir iştir. Merak etmesin.” dedi Umutcan gereksiz ciddi bir tavırla.
Numaraları çağrıldığında Aslı, Emir’le hamburgerlerini almaya, Umutcan da Yiğit’le dürümlerini almaya gitti.
Aslı olabildiğince Umutcan’ı görmezden gelmeye çalışıyordu.
“Ee, oyuncak olarak ne alacağınızı seçtiniz mi?” diye sordu oğullarına.
“Seçtik ama biraz pahalı. Ama ikimize bir tane alırsan çok pahalı olmaz.” dedi Emir.
“Yaa, neymiş o?”
“VR gözlük!” dedi ikizler heyecanla.
Aslı derin bir nefes vererek arkasına yaslandı.
“VR gözlük, oyuncak değil ki.”
“Biz onunla oynayacaksak oyuncak sayılır.” dedi Yiğit.
“Anında kırarsınız.”
“Kırmayız anne, çok iyi bakarız. Lütfeeeen!” dediler yine aynı anda.
Aslı oğullarının ışıldayan gözlerine şefkatle baktı.
“Söz vermiyorum. Ama sizin yaşınıza uygun versiyonu var mı diye araştırmam lazım.”
“Yemekten sonra bakabilir miyiz? N’oluuur?” diye yalvardı Emir.
“Bakarız ama tekrar söylüyorum. Söz vermeyeyim.” dedi Aslı.
“Biliyor musunuz?” diye araya girdi Umutcan. “Ben bilgisayarlardan filan anlarım. Size hangisinin iyi olduğunu seçmenizde yardımcı olabilirim.”
İkizler ona bir süre kocaman gözlerle bakıp tekrar annelerine döndüler.
“Vazgeçtik. Puzzle al bize.” dediler. Umutcan’a olan hoşnutsuzlukları VR aşklarından daha koyuydu. Aslı kıkırdadı.
“Bana çok kötü davranıyorsunuz.” diye yalandan dudak büktü Umutcan. “Minnoş kalbim kırılıyor.”
Aslı’nın ‘beter ol!’ diye mırıldandığını duyunca ona kınayan gözlerle baktı.
Dürümünün son ısırığını alıp ayağa kalktı. Böyle olmayacaktı. Önce ikizlerin babası olduğundan emin olmalıydı. Ve onlar hakkında biraz araştırma yapmalıydı.
“Bana yemekte eşlik ettiğiniz için teşekkürler. Emir Bey, Yiğit Bey, Aslı Hanım. Görüşmek üzere!” dedi ve arkasını dönerek yürümeye başladı. Emir’in ince sesiyle ‘Güle Güleeee!” diye bağırdığını duyunca kendi kendine gülümsedi.
Allah biliyor ya… O masadan kalkmayı hiç istemiyordu. Emir ve Yiğit’in onun oğlu olması ihtimali bile kanını kaynatıyordu. Bir anlığına gerçek bir aile olarak oturuyorlarmış gibi hissetmişti ve tadı damağında kalmıştı. Eğer gerçekten onun oğullarıysa, bunu ondan esirgeyen herkesten hesap soracaktı.
————
“Neredeydin bütün gece?” diye kocasına hesap sordu Nare. Sanki hakkı varmış gibi…
“Başka odadaydım. Koynuna gelmemi beklemiyordun ya…” dedi Umutcan sıkılmış bir sesle.
“Hamileyim ben. Sana ulaşamadım bir türlü. Ya bana ya da bebeğe bir şey olsaydı?” dedi Nare dudak büzerek.
“Bugün ne düşündüm biliyor musun Nare? Karnında bir bebek var. Yaklaşık dört aydır cinsiyetini bildiğimiz bir bebek. Ama sen ona hiç kızım demedin. Hep bebek diyorsun. Neden?”
“Henüz kucağıma almadım. Benim için sadece bebek.”
“Öyle mi?” dedi Umutcan. “Ama bence vicdan azabı çekmek istemediğin için o bebekleri insan sıfatına koymamayı tercih ediyor gibisin. Kendi kızına karşı bir insan değil de bir ‘şey’ gibi davranıyorsun.”
“Saçmalıyorsun.” dedi Nare.
“İki gün önce senin hakkında biri bunu bana deseydi ben de tam olarak aynı tepkiyi verirdim. Ama gördüklerimden sonra senden en kötüsünü beklemeye başladım Nare. Çabuk doğur da… Bir an önce bitsin bu saçmalık. Yüzünü görmeye tahammülüm yok artık.”
“Kocacığım!” dedi Nare ümitsizce.
“Ne kocacığımı Nare? Kocacığım mı kaldı? Ellerinle s*kip attın her şeyi. Bitti! Bugün bir boşanma avukatıyla da görüştüm. İstersen sen de görüş. Parasını ben vereceğim.”
———-
Umutcan, Nare’ye olan bütün kinini daha yüce bir amaca yönlendirmişti; Emir ve Yiğit’in kendi çocukları olup olmadığını öğrenmek…
Sonra oğullarını ondan çalan, babasız büyümelerine sebep olan herkesten hesap soracaktı. Gerçi belki Aslı’ya o kadar sert davranmazdı. İkizler belli ki annelerine çok düşkündü. Annelerini cezalandırarak onlardan daha da uzaklaşmayı istemiyordu.
Zaten ortada çocuklarını ondan saklamak gibi korkunç bir plan varsa bunu planlayan Nihat Çetin olmalıydı. Aslı o kadar gaddar bir insan değildi. Arkadaş kurbanı olmuş olmalıydı. O karnında Umutcan’ın çocuklarını taşırken Nihat Çetin onu çocuklarını saklamasının onun için daha iyi olduğuna ikna etmiş olmalıydı. O heriften her şey beklenirdi.
Bilgisayarının başına geçti. Bazı yasadışı yollarla Aslı’nın son yıllarda ne yaptığını araştırmaya başladı. Özellikle oğullarından sonra yaptığı harcamaları mercek altına aldı. Son bir yılda neredeyse her gün pizza alması dışında olağandışı bir şey yoktu. Aslı pizzayı severdi ama böyle sürekli yiyecek kadar aşık olduğunu bilmiyordu. Zavallı çocuklar pizzadan bıkmış olmalıydı.
Sonra Görkem’den aldığı diğer belgelere baktı. Görünüşe göre ikizlerin hiç ciddi bir hastalığı olmamıştı. Buna şaşırmadı. Zaten yüzlerinden sağlık ve haylazlık fışkırıyordu.
Aslı’nın maaş bordrosuna baktı. Bir doktor için normal bir maaşı vardı. Ama her ay Nihat Çetin’in hesabına, maaşının yarısını ‘ev taksidi’ olarak atıyordu. Böyle böyle kaç ay ödeyecekti acaba Aslı hanım?
Sonra oğullarının eğitim durumuna baktı. Görünüşe göre oğulları aşırı yaramazdı çünkü şimdiye kadar iki kreşten bir anaokulundan atılmışlardı. Şu an gittikleri anaokulu bile birkaç kere uzaklaştırma vermişti.
Umutcan biraz daha araştırma yaptıktan sonra yatmaya karar verdi. Daha iki gün önceye kadar koynunda karısı varken şimdi yapayalnız olduğu yatakta gözlerini huzursuz bir uykuya kapattı.
Rüyasında yine babaannesinin elinden tutuyordu. Parka götürmek için giydirmişti Umutcan’ı. Yani ona söylediği buydu. Sonra Umutcan’ın elinden tutmuş, otobüse bindirmiş ve birlikte başka bir şehrin sokaklarında bir yer aramaya başlamışlardı. Sonunda buldukları yer bir yetimhaneydi ama… Umutcan bir süre sonra babaannesi yanından aniden kayboluncaya kadar anlamamıştı tabi. O pis ve soğuk yere terk edildiğini anladığında merdivenlerde dizlerini kendisine çekerek oturmuş ve saatlerce ağlamıştı… Daha beş yaşındaydı…