TUNA'NIN AĞZINDAN...
"Nereye götürüyorsun beni?"
Ellerimi arkadan bağlamış, adeta peşinden sürüklüyordu.
"Sana çok konuşan kadınları sevmem demedim mi?"
"Niye? Çok konuşan erkekleri mi seviyorsun? Yoksa gay falan mısın?"
Cümlem biter bitmez büyük eli yüzümde ağır bir hissiyat bıraktı.
"DİLİNİ Mİ KESEYİM ÖNCE!" diye bağırdı.
Öyle bir ağırlık ki kristallerim yerinden oynadı sanki. Bir anlık gidip gelen dünya belirdi etrafımda.
"SENİN DİLİN BOYUNDAN DA UZUN! YÜRÜ DERHAL!"
Omzumdan bir pislik gibi tutarak az ileride yer alan araca bindirdi beni.
"GERİSİNİ HALLEDİN!" diyerekten kapıyı üstüme vurduğunda korkudan nefesim sıklaşmaya başlamıştı.
"N-Nereye gidiyoruz?" dedim şoför koltuğundaki adama.
Ancak ne cevap geldi ne de benimle irtibata geçti.
"KİME SORUYORUM! NEREYE GÖTÜRÜYORSUNUZ BENİ!"
Yakasını kavrayan parmaklarım adamı olduğu yerde sarsıyordu.
"DURUN! DURUN KAZA YAPTIRACAKSINIZ DURUN!"
"NEREYE GÖTÜRÜYORSUNUZ! NEREYE GİDİYORUZ DEDİM SANA!"
Sesim ömrümün en yüksek desibeline ulaşmıştı. Korku insanın her bir hücresini harekete geçirmeye yetiyormuş sahidende.
Ben adamı sarstıkça adam da hakimiyetini kaybettiği arabayı sarsıyordu. Çalan kornaların arasında sağa sola gidip gelen arabanın içinde savruluyorduk.
"BIRAKIN! ARABAYI KENARA ÇEKEYİM DURUN ARTIK!"
"BUNDAN SONRA DURMAYACAĞIM!" dememle yüksek bir gürültü ve uzun süre süren sessizlik...
{
Hayatımın başlangıcında yeniden şekillenen hikayemde kim düşman, kim dost asla bilemeyecektim. Benim adım Tuna Işık Irmak. Bu dünyada tek başına mücadele vermeye alışmış güçlü kalmaya mahkûm olmuş bir kız çocuğu!
Ömrüm kendimi ayakta tutmaya çalışmakla geçmişken karşıma çıkan o adam tüm hayatımı yeniden şekillendirmişti. Geçirdiğim kaza bana adımı bile unutturmuş, Tuna'yı Işık'sız bırakmıştı. Gözlerimi yeniden araladığımda kapanmasının üstünden tam tamına 6 ay geçmişti. Koca 6 ay....
}
•••
"Hastamız sonunda gözlerini açıyor! Fuat bey dediğiniz gibi oldu, hastamız uyandı!"
Sanki yeniden doğmuş gibi hissediyordum kendimi.
Ağır ağır aralanan göz kapaklarımın ardında duran önlüklü kişiler ve hemen peşinden göz bebeklerime doğrulan o beyaz ışık...
"Bilinç yerinde." dedi doktor.
"Tuna hanım... Beni duyabiliyorsanız eğer gözlerinizi kırpın."
Zorda olsa yapmıştım bunu.
"Çok güzel... Bu çok güzel!"
Ben Tuna mıydım? Sahi kimdim ben? Neden hiçbir şey hatırlamıyordum? Ve burda niye yatıyordum?
"Siz..." dedim.
Sesimi bile ilk kez duyuyordum sanki. Neden kendime böylesine yabancıydım?
"Siz kimsiniz? Ben kimim, burda ne işim var?"
Doktor başını hemşireye çevirdiğinde beynim yeniden kapanma tuşuna basmıştı bile...
•••
Hastaneden çıkış yapalı 1 hafta olmuştu. Doktorlar hafıza kaybı yaşadığımı söylemişlerdi. Bırakın 6 ay öncesini, ben daha adımı bile hatırlamıyordum...
Savcı olduğumu, hatta sektöründe çok başarılı bir savcı olduğumu... Hiçbir şeyi hatırlamıyordum. Evim olduğunu bile yeni öğrendiğim binaya giriş yapmıştım.
Hatırlamam zormuş ama imkansızda değilmiş.
Ben ne yapacağım ya? Böyle hayat mı yürürdü? Sen git onca sene oku, belkide sabahlara kadar ders çalışıp Savcı ol, sonra hop! Bi kazada tüm hafızanı resetleyip mesleğine ara vermek zorunda kal.
İşin tuhaf yanı ailem bile yokmuş benim...
Kapıdan içeri soktuğum bavulu içeri sallayarak kavga ede ede ilerlemeye çalıştım. Doktor psikolojik destek almam için elinden geleni yapacağını söylemişti. Acaba işe yarar mıydı ki?
Öyle ya da böyle hayata yeniden adapte olmam gerekiyordu...
•••
3 ayda kendimi büyük ölçüde toplamıştım. Savcılığa geri dönüş yapamasam da evi çekip çevirecek bir iş bulmuştum neticesinde. Sabah 7'den akşam 5'e kadar soluksuz çalışıyor, akşam çıktığım gibide eve dönüş yapıyordum.
Psikiyatrist seanslarımdan da hiçbir sonuç aldığım söylenemezdi. Nokta tanesi kadar anı gelmiyordu zihnimin köşesine. Sanki hepsi hiç yaşanmamış gibi buhar olup uçmuştu beynimden...
"Yorgunluğuna değdi be Tuna!" dedim elimdeki paraları koltuğun üstüne saçarak. Acaba diğer mesleğimde ne kadar kazanıyordum? Of ya! Meğer ne kadar kötüymüş bu hafıza kaybı...
Midemdeki guruldama seslerinin alarm gibi ötüşüyle adımlarımı sola çevirmiştim ki zilimin çalış sesini duydum.
3 aydır ilk kez çalıyordu. Yani tamam bir kaç kez daha çalmıştı ama ya kapıcıydı ya da komşu... Bu saatte bunların geleceğini hiç sanmıyordum.
Parmak uçlarımda yürüyerek kapının önüne kadar gelip delikten baktım.
Uzun boylu, aşırı yakışıklı bir adam duruyordu evin diğer tarafında.
"Kimsiniz?" dedim.
"Kürşat ben hanımefendi."
Sesi öylesine tok ve kalındı ki...
"Yanlış geldiniz sanırım Kürşat bey! Ben kimseyi beklemiyordum." dedim.
"Yanlış gelmedim. Eğer kapıyı açarsanız sizinle konuşacaklarım var Tuna hanım."
Tuna hanım? Yanlış gelmediği adımı bilişinden belliydi.
"Ben sizi tanımıyorum beyefendi ve kapıyı açmayacağım!"
"Bakın... Benim size, sizin de bana ihtiyacınız var. Ya kapıyı açın ya da peşinizden gelen karanlığa göz yumun!"
Ne diyor bu adam? Ne peşi, ne karanlığı, ne gelmesi?
"Siz hiç neden kaza geçirdiğinizi araştırdınız mı?"
Araştırmıştım. Bir yere gitmek için bindiğim taksi şoförünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesiyle oluşan bir kazaydı.
"Takside yaşadığım bir olay." dedim.
"İyi yemlemişler sizi. Bakın kapıyı açmanız lazım. Yüz yüze görüşmezsek eğer hiçbir olayda anlaşamayız. Dediğim gibi sizin bana, benim de size ihtiyacım var."