TANITIM
“Bazı insanlar doğarken hayat kazanır…
Bazılarıysa daha ilk nefesinde her şeyini kaybeder.”
Ela, gözlerini dünyaya açtığı gün annesini toprağa verdi.
Bir bebeğin ağlamasıyla bir annenin son nefesi aynı ana karıştı.
Ve o günden sonra babasının gözlerinde hep aynı suçlama vardı:
“Sen yaşadın, o öldü.”
Bir evin içinde büyüdü ama hiçbir zaman “yuva” nedir öğrenemedi.
Babası ona her baktığında kaybettiği kadını gördü.
Abisi bir zamanlar elini tutarken, zamanla o da sırtını döndü.
Sevginin yerini sessizlik, sessizliğin yerini kırıcı sözler aldı.
Ela, yıllarca istenmeyen biri gibi yaşamayı öğrendi.
Eksik sevilmeyi…
Görmezden gelinmeyi…
Ve geceleri sessizce ağlamayı…
Ama hayat ona son darbeyi vurduğunda henüz sadece on altı yaşındaydı.
Aldığı o hastalık haberiyle birlikte artık sadece ailesine karşı değil, zamana karşı da savaşacaktı.
Çünkü bazı yaralar insanı öldürmezdi…
Ama yaşamasına da izin vermezdi.
Şimdi Ela’nın önünde tek bir soru vardı:
Hiç sevilmemiş bir kalp, son nefesine kadar yaşamaya devam edebilir miydi?
🖤
“Son umudum, son nefesimden önceydi…”
Doktorun odasındaki o üç aylık ömür biçilen kız bendim. Ama o an, o salonun ortasında, yüzümde babamın doğum günü pastasının kalıntılarıyla fark ettim ki; ben zaten çoktan ölmüştüm. Sadece nefes almayı unutmuştum ve belki de gerçek hayat, son nefesimden hemen önce başlayacaktı.