Profesörün çalışma odasındaki o ağır, boğucu sessizlik, Kaan’ın elindeki deri çantanın parke zemine düşerken çıkardığı o tok sesle bölünmüştü. Zaman o an dondu, odadaki tavan sarsıldı ve duvarlardaki o lüks tıp başarı plaketleri, unvanlar, holding ortaklık belgeleri birer birer anlamını yitirdi. Kaan, hayatı boyunca saygı duyduğu, her adımında arkasında durmaya çalıştığı babasının diz çökmüş halini izlerken, içindeki bir şeylerin kopup sonsuzluğa doğru yuvarlandığını hissetti. Rüya, gözlerindeki o hırçın ama adalet arayan yaşları silmeden Kaan’a doğru bir adım attı. Onun bu gerçeği öğrenmesini istemezdi; Kaan’ın zaten Ela’nın gidişiyle paramparça olan ruhunun, bu yeni ve kirli ihanet dalgasıyla tamamen un ufak olmasından korkuyordu. Ancak hakikat, saklanamayacak kadar keskin bir kılıçtı v

