ORTAK

1476 Words
Yavuz'la ellerimizi ayırdık. "Eee, şimdi ben sana ne diyeceğim? O dev gibi patron mu yoksa Yavuz Bey mi?" dedim. Yavuz gülerek, "Dev kim? Furkan mı?" dedi. Adama sürekli içimden "dev" dediğim için alışkanlık olmuştu, o yüzden bir anda ağzımdan dev sözcüğü kaçmıştı. Başımı eğdim, rezil olmuştum. Yavuz gülerek ayağa kalktı. "Nasıl istersen öyle hitap et," dedi. Sonra bana baktı. "Katil deme, yeter," dedi ve odadan çıkıp gitti. Yavuz gittikten sonra tekrar yatağa girdim ve uykuma kaldığım yerden devam ettim. Yavuz'un tişörtünden yayılan kokunun rahatlatıcı bir etkisi var gibiydi. Şu an Serdar'ı düşünmem gerekirken, ben Yavuz'un tişörtünü koklayıp rahat bir uyku çekiyordum; bu kadarı bana da sürpriz olmuştu. --- Yatakta esneyerek uyandım. Odanın içinde ayrı bir banyo olmadığı için bu kattaki banyolardan birine girdim. Bu evde kaldığım ikinci günümdü ve ev ilk güne göre daha gürültülüydü. Banyoda işimi halledip alt kata indim. Mutfaktan kokular geliyordu, hemen yönümü mutfağa çevirdim. Yaşlı, tonton bir kadın vardı. "Günaydın," dediğimde hızla bana döndü; yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. "Günaydın güzel kızım. Sen Yavuz Bey oğlumun misafirisin, değil mi?" Kadın o kadar içtendi ki "Evet abla," dedim. Bir yanım, "Anlaşmayı falan boş ver; bu kadına 'Yavuz beni zorla kaçırdı abla, polise haber ver,' diye söyle," diyordu ama bir yanım da "Bir anlaşma yaptın ve bu anlaşma karşılığında bugün ve gelecekte yüzlerce insanın hayatını kurtaracaksın," diyordu. Doktor vicdanım ağır bastığı için kadına hiçbir şey söyleyemedim. "Buyur kahvaltıya otur kızım, ben şimdi sana bir çay dökeyim." Mutfakta büyük bir yemek masası vardı. Uzun olduğu için kaç kişilik olduğunu saymaya bile üşendim. En yakınımdaki sandalyeyi çekerek oturdum. Masadaki her şey harika gözüküyordu. Kadın bardağıma çayımı koydu ve tombul elini uzattı. "Bu arada ben Hatice, kızım. Bu evin mutfağından sorumluyum. Ne zaman karnın acıkırsa bana söylemen yeterli," dedi. Gülümseyerek Hatice teyzenin uzattığı elini sıktım. "Ben de Doğa," dedim. "Tanıştığıma memnun oldum güzel kızım. Ben seni tutmayayım, sen afiyetle karnını doyur." "Ben de tanıştığıma memnun oldum, sağ ol abla," dedim. Kadın mutfaktan çıktığında tek başıma kalmıştım, masada ise en az üç kişilik kahvaltı vardı. Başka gelen birileri olacak mıydı bilmiyorum ama ben çoktan karnımı doyurmaya başladım. Kahvaltı faslı bittikten sonra bahçeye çıkmıştım; tabii bahçedeki adamların hepsinde silah olduğu aklıma gelince korkuyla eve geri girdim. Benim için en güvenli yer evin içiydi, o yüzden salona geçip koltuklardan birine oturdum. Televizyonu açıp izlemeye başladım. Canım çok sıkılıyordu, konuşacak kimse yoktu. Yavuz'un nerede olduğunu da bilmiyordum, zaten bilmek de istemiyordum. Her ne kadar bir anlaşma yapmış olsak da o bir katildi; adamı öldürdüğü an gözlerimin önünden gitmiyordu. Aslında ismi Furkan olan ama zihnimde adı "dev" olarak kalan adam yanıma geldi. "Doktor hanım," dedi. Adam ciddi bir yüz ifadesiyle karşımda duruyordu. Kumandaya uzanarak televizyonu kapattım. "Bir şey mi oldu?" dedim. "Yavuz Bey, ilaç üretimiyle ilgili ihtiyacınız olan eşyaları, yerleri ve ekip arkadaşı isteyip istemediğiniz hakkındaki detayları öğrenmek istiyor. Bir de anlaşma yaptığımızı unutmasın, evde ona göre rahat dursun dedi." Gözlerimi devirdim; Hatice abladan yardım istememem için beni uyarıyordu. "Anladım, şu ihtiyaç listesini konuşalım," dedim. Adam hemen telefonunu çıkardı. "Siz saymaya başlayın," dedi. "Biraz uzun, otur istersen." "Böyle iyiyim doktor hanım, siz başlayın." Daha fazla uzatmak istemedim, oturmak istemiyorsa kendi bilirdi. "Öncelikle ilaç formülü denemeleri yapabilmek için bir laboratuvara ihtiyacım var." Adam başını tamam anlamında sallayıp telefonuna yazmaya başladı. "İlacın özü mine çiçeğinden oluşuyor, o yüzden bana bir sera lazım. İçinde mine çiçekleri yetiştirmek için tabii bir sürü mine çiçeği tohumu istiyorum." Adamın kalın parmakları hızla telefonun üzerinde geziyordu. "Bitkilerden anlayan bir doktor ve bir eczacıya ihtiyacım var. Şu anlık ikisi yeter, duruma göre takviye isteyebilirim." Adam başını yine tamam anlamında salladı. Mine çiçeği yetiştirmek için çeşitli karışımlar yapmam gerekiyordu. Onları, laboratuvarın içinde olması gereken tüm ekipmanları, yanımda çalışacak ekip arkadaşlarımın hangi donanımlara sahip olması gerektiğini... Her şeyi tek tek, en ince ayrıntısına kadar söylemiştim. Sanırım hepsini saymak bir saatten fazla sürmüştü. "Son olarak çalıştığım hastanenin soyunma odasındaki dolabımda bulunan doktor önlüğümü istiyorum. Onu bana getirebilir misin?" dedim. Adamın bakışları kısa bir süreliğine telefondan ayrıldı, bana baktı. "Bunu Yavuz Bey'e sormam gerekiyor," dedi. "Tamam." "Hepsi bu kadar mı?" Daha ne olsun? Bu saydıklarım bile milyon dolarlık harcama demekti. "Evet, bu kadar," dedim. Adam telefonundan birkaç tuşa daha bastı. "Hepsini yapıldı bil, doktor hanım," dedi ve başka da bir şey söylemeden yanımdan gitti. Hava neredeyse kararmak üzereydi ve ben can sıkıntısından patlıyordum. Yapacak hiçbir şey yoktu. Yavuz bana güvenmediği için telefonumu da bana vermiyordu . Bu konuda ona kızmıyordum çünkü telefonum elime geçer geçmez "Polisi ara," diyen tarafım ağır basabilirdi. "Güzel kızım, akşam yemeği hazırlayacağım. İstediğin bir yemek var mı, onu da yapayım?" Aslında canımın çok istediği bir yemek vardı ama Hatice teyzeye de zahmet vermek istemiyordum. Hatice teyze sanki anlamış gibi, "Söyle yavrum, çekinme. Yavuz Bey oğlum bana senin uzun süreli misafiri olduğunu söyledi, o yüzden birbirimize alışalım, çekinme benden," dedi. Demek Yavuz benim için "uzun süreli misafirim" demişti, öyle mi? İnşallah öyle bir şey olmazdı, en kısa sürede buradan çekip giderdim. Ayağa kalktım, gülümseyerek, "O zaman beraber yaprak sarması saralım mı Hatice abla?" dedim. Yavuz'un beni kaçırttığı gün hastaneden geç çıkmıştım ama diğer günüm tatildi. Tüm gün boyunca evde oturup yaprak sarması sarmayı, akşam da afiyetle yemeyi düşünüyordum ama kaderimde yaprak sarmasını beni kaçıran adamın evinde yemek varmış. Hatice teyze gülümseyerek, "Ben hemen yaparım kızım, sen otur keyfine bak," dedi. "Yok, öyle olmaz Hatice abla, beraber yapalım. Zaten canım sıkılıyor." Kadın kararsız kalsa da ikna olmuştu. Beraber mutfağa gittik. Hatice abla yaprak sarması için pirinçten güzel bir iç hazırladı. Beraber masanın başına yerleşip sarmaya başladık. "Sen ne iş yapıyorsun kızım?" Elimdeki sarmayı tencerenin içine, diğer sarmaların yanına dizerek koydum. "Doktorum," dedim. Hatice abla içtenlikle gülümsedi. "Yaa, maşallah sana," dedi. "Bu zamanda kadınların çalışıp elinin ekmek tutması çok önemli kızım, kocanın eline bakmayacaksın." Sonra güldü. "Tabii benim kocam yok, kafam rahat." O kadar samimi ve içten bir kadındı ki ona hemen ısınmıştım. Söylediklerine ben de güldüm. "Başın sağ olsun abla, üzüldüm," dedim. "Aman kızım üzülme, öldü de kurtulduk. Rahmetli berduşun tekiydi zaten," dedi. Hatice teyze adına üzülsem mi sevinsem mi bilemedim. "Yalnız mı yaşıyorsun?" dedim. Hatice abla da elindeki sarmayı tencereye dizdi; şimdiden tencereyi yarılamıştık. "Yok, bir kızım var . Biz bu yalının hemen arkasındaki müstakil evde yaşıyoruz. Yavuz Bey oğlum sağ olsun orayı bize verdi. Kızım da benim gibi bu evde çalışır. Ben mutfakla ilgilenirim, kızım evin temizliğiyle ilgilenir. Anlayacağın burası hepimize ekmek kapısı," dedi. Sonra konuyu değiştirerek, "Senin var mı bir yavuklun falan?" diye sordu. Aklıma Serdar gelmişti. Şimdi kim bilir ne haldedir? Benden haber alamayınca nasıl korkup endişelenmiştir Allah bilir. "Var," demek için dudaklarımı aramıştım ki sert bir ses konuşmamızı bıçak gibi kesti. "Hatice Hanım, ne oluyor burada?" Yavuz gelmişti. Hatice abla korkuyla ayağa kalktı. "Akşam yemeği hazırlıyoruz Yavuz Bey oğlum," dedi. Yavuz o kadar sert bakıyordu ki ben de korkmaya başlamıştım; sarmaları bize tek tek yutturarak boğmaya çalışabilirdi. "İnci nerede? O neden yardım etmiyor sana?" "Siz dediniz ya Yavuz Bey, 'Eve birkaç gün senin dışında kimse girmesin,' diye; ben de getirmedim." Yavuz başını tamam anlamında salladı; İnci, Hatice ablanın bahsettiği kızı olmalıydı. "Bize biraz müsaade et Hatice Hanım." Hatice abla neredeyse koşar gibi mutfaktan çıkıp gitti. Yavuz'la baş başa kalmıştık, öfkeli bakışları bana döndü. Korkudan sarma sarmayı bırakmıştım. "Seni bu eve doktor olarak getirdim, hizmetçi değil. Kalk masadan," dedi. Neye uğradığımı şaşırmıştım. "Mutfağa girmem yasak mı?" dedim. Sesim beklediğimden kısık çıkmıştı. Yavuz'u tanımıyordum ve ilk günden karşımda birini öldürmüştü, korkmam çok normaldi. Sertçe, "Yasak," dedi. Mutfaktan çıkmak üzereyken hemen önüne geçtim; içime saçma bir cesaret gelmişti. "Evde yapacak hiçbir şey yok. Bahçe silahlı adamlarla dolu, evden çıkmam zaten yasak. Bari mutfağa girmeme karışma!" Yavuz kaşlarını çatmış bana bakıyordu. "Yani mutfağa isteyerek girdin, Hatice Hanım'a acıdığın için değil, öyle mi?" Hızla başımı evet anlamında salladım. Tamam, biraz da kadına üzülmüş olabilirim ama konumuz bu değildi. "Canım yaprak sarması çekti, mutfağa girmek istedim. Hem sen de çok seviyormuşsun, Hatice abla öyle dedi." Yavuz pür dikkat beni dinliyordu. Sanırım söylediklerimde bir yalan arıyordu ama yoktu.Hatice abla gerçektende sohbet arasında Yavuz bey oğlum da yaprak sarmasını çok sever demişti. "Tamam, mutfağa istediğin zaman gir, istediğin yemekleri yapabilirsin. Sadece kimseye acıma; bu evde herkes kendi işini yapıyor ve onun karşılığını fazlasıyla alıyor," dedi. Korkuyla "tamam," dedim. Sanki başka verebilecek cevabım vardı. Yavuz mutfaktan çıkmıştı. Birkaç dakika sonra Hatice abla geri geldi, sarmaları sarmaya ve sohbetimize kaldığımız yerden devam ettik. Sarma sarma işi sonunda bitmişti; belim, boynum, her yerim ağrıyordu. Hatice abla sarmayı ateşe koydu, artık en keyifli kısma yaklaşıyorduk; o da yemek kısmıydı. Bu kattaki banyolardan birine girip ellerimi yıkadım. Aynada kendime bakıyordum; 24 saat hastanede nöbet tutmuşum gibi sefil bir haldeydim. Altımda hâlâ buraya geldiğim ilk günkü pembe saten pijama altı vardı; üzerimde ise ona tamamen zıt olarak Yavuz'un siyah tişörtü vardı. Tişört dizlerime kadar geldiği için etek kısmından katlayıp yandan bir düğüm attım, ilk haline göre daha iyi duruyordu. Gece karası saçlarım birbirine dolanmıştı; acil tarak bulup taramam lazımdı. Yeşil gözlerimin altları ise stresten ve yorgunluktan çökmüştü, hafif mor bile olmaya başlamıştı. Evimdeki makyaj malzemelerimi ve kıyafetlerimi istiyordum. "Doktor hanım, yetiş!"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD