
Yedi yaşındaki Fırat annesi ile her zaman ki gibi yürüyüşe çıkmıştır.İsmini n adını taşıyan bu nehir'in hikayesini ona anlatmasını çok severdi. Her zaman ister ve anneside ona kıyamaz anlatırdı. Annesinin o gün canı sıkkındı. Bu yüzden çıkmışlardı bu sefer yürüyüşe. Fırat bu sefer annesine o hikayeyi anlat diyemedi. Annesini yormak istemedi. Bilseydi son kez dinleyeceğini ısrar ederdi hep yaptığı gibi annesine. Tam annesi ona dönelim mi ? diyecekken , ilerde bir şey fark etti. Annesi fark ettiği yere doğru hızlı adımlarla giderken, Fırat' ta ona ayak uydurmaya çabalıyordu. Yaklaştıkları yerde gördükleriyle ikisi de dehşete düştüler. Çünkü bir araba yuvarlanmıştı, Fırat nehir' ine ve arabadaki Karı koca kanlar içindeydi. Çoktan dünyalarını değiştirdikleri belliydi. Onlar için yapılacak son görev mezarlarına defnetmekti. Dicle başka kimse var mı diye baktığında, arabanın arka kapısının açık bir şekilde durduğunu ve oraya tutunan daha iki yaşında bir kız çocuğu olduğunu fark etti. Küçücük elleriyle kendini kurtarmaya çabalıyordu. Artık ne kadar ağladıysa sesi kısılmıştı.İçli içli ağlarken sesi çok az çıkıyordu. Dicle bir an bile düşünmedi. Attı kendini Fırat nehir' ine kapılmak üzere olan küçük kızı kurtarmaya, arkasında bitanecik oğlu Fırat bağırdı.''Gitme anne! Bu nehir acımaz sana da diye '' ama dinlemedi vicdan sahibi kadın. Oğluna arkasını dönmeden, '' Olmaz Fırat' ım , o günahsız sabi. Yardıma ihtiyacı olana elini uzatacaksın demedim mi ben sana? '' dedi. Bu da son sözü oldu. Azgın nehir küçük kızı kurtarmasına izin verse de, onu yutmuştu. Fırat' ın bağırışları ve kaza yapan araçtan çıkan duman oradan geçen insanların dikkatini çekmişti. Hemen jandarma ve ambulans çağırılmıştı. Yetkililer cansız bedenleri sudan çıkardığında, Fırat annesine koştu. Onun buz gibi olmuş bedenini ısıtmaya çabaladı. Ama yanına gelen babası oğlunu annesinden ayırıp üstünü örttü. Fazıl bey karısına çok aşıktı. Hep oğluyla tek başlarına buraya gelmesine kızardı ama her seferinde karısı onun gönlünü alırdı. İkinci çocuğu isterdi karısından ama Fırat'ın doğumunda canı yandı diye bunca zaman sabretmişti. Artık tam sağlığı düzeldi, oğlu da büyüdü.Bir bebek daha yapalım derken, sevdiğini kaybetmişti. Hemde başkasının yavrusu yüzünden. O anda acıdan kalbi mühürlendi. Ve gözü hiç bir şeyi görmedi. Cenazeler defnedildikten ve yakınlar baş sağlığı dileyip çekildikten sonra daha fazla duramadı Fazıl..... Kahyasına araştırtmıştı. Meğer kaza yapan çift İstanbul'a giderken nasıl olduysa frenleri çalışmayınca nehire uçmuşlar. İki yaşındaki kızları Hüma' yı amcası gelmişti almaya ve bundan sonra onlarla yaşayacaktı. El ayak çekilince adamlarını ve oğlunu yanına alıp onların konağını bastı. Demirbağ aşireti baya köklü bir aşiretti. Ilgın'lar yanında çerezdi ama kötü de sayılmazdı durumları. Ilgın konağının kapısı bir hışımla açılınca Hasip Ilgın korkuyla yerinden sıçradı. Karısı Halide hanım çok merhametli bir insandı. Küçük Hüma sesi kısılına kadar ağlamaktan ve nehirin soğuk suyundan dolayı zatüre geçirmiş ve sesini kaybetmişti. Kalıcı mı? geçici mi olurdu bu süreç? Doktorlar bunun garantisini veremedi. Ellerinden geleni yaptıklarını söylediler. Aslında bir tedavisi vardı ama zalim amcası ona para harcamam deyip istememişti. Karısı şikayet ederim diye tehdit etmiş olmasa ona bakmaz yetimhaneye verirdi. Hasip karşısında Fazıl Demirbağ'ı görünce ne yapacağını bilemedi. Ama Fazıl bey öne atılıp direk söze girdi.
''Hasip ağa! Buraya seninle hoş beş yapmaya gelmedim. Kanıma kan isterim.''Diyip küçük kıza baktı ve sonra kendi oğluna. Aklında daha farklı bir plan oluştu. Ona, can almak acısını hafiflettirmezdi ama can acıtmak hemde yaşadığı her saniye içindeki yangına bir nebze su olabilirdi. Bu yüzden karar verdi ve hükmünü söyledi. '' Hasip ağa senden canının acımasını isterim. Yeğenin Karımın ölümüne sebep olmuştur. Bu yüzden tam 20 yıl sonra bu küçük kızı konağıma beyaz bir elbiseyle getireceksin. O beyaz elbise onun gelinliği değil. Kefeni olacak. Oğlum Fırat ile evlenecek. Eğer ki, dediğimi yapmazsan işte o zaman canını alırım'' dedi.
Hasip bu karara çok sevindi. Bu kıza sadece 20 yıl katlanacak sonra da Fazıl beyle hem kan davası olmasını engelleyecek hemde dünür olacaktı.Hasip beyin canı acımazdı ki, Hüma'ya kötülük yapsalar bile ama bunun onu üzmeyeceğini karşısında ki ağaya belli edemezdi. Yoksa kendi kızını isteyebilirdi. Onun için evlatları kıymetliydi. ''Tamam Fazıl ağam sen ne dersen o! Yalnız bilesin kazadan dolayı bu kız Dilsiz kalmıştır. Sonra bana hasarlı ürün verdin demeyesin''dedi.
Fazıl bey bu duyduğuna daha çok sevinmişti. Acıdan vicdanı körelen adam, bunun bir ceza olduğunu sanıyordu. Kendisini bunu duyunca daha haklı gördü yaptığı şeyden. ''Ziyanı yoktur. Vakti geldiğinde oğlum Fırat' ın karısı olsun yeterli. Bize bir can verecek. Sesi çıkmasın daha iyi.Zaten görmeye katlanmak bile bana işkence olacak '' dedi.
Ve dah fazla bir şey söylemeden konağı geldiği gibi adamları arkasında oğlu yanında terk etti.

