GEÇMİŞ 1💔💔

1333 Words
Verda'nın annesi Mihriban’ın Anlatımıyla “Mihriban, uyan hadi kızım!” diyen annemin sesiyle gözlerimi araladım. Göz kapaklarım ağırdı, vücudumun her yanı ağrıyordu. Gündüz tarlada çalışmak insanın belini büküyordu. Her yıl olduğu gibi bu yılda da fıstık toplamak için Demirhan Aşireti’nin tarlalarına gidiyorduk. Güneşin sabah kızıllığı odanın duvarına vururken içimden Kadir geçti… Kadir Demirhan. Yakışıklı, cesur, dik duruşlu bir delikanlıydı. Ama hepsinden önemlisi… benim sevdiğim adamdı. O da beni seviyordu. Bu hasat bitsin, anamdan isteyecekmiş beni. Kulağımda hala çınlıyordu o sözleri, “Bu hasat bitsin gülüm, Anama diyeceğim babandan isteyeceğiz seni. Telli duvaklı gelinim olacaksın, söz!” O anı hatırladıkça içimde bir sıcaklık beliriyordu. Çok direndim başta, “Olmaz Kadir,” dedim. “Ben sana denk değilim.” Ama o dinlemedi, inat etti. “Sevdim seni gülüm, suç mu? Mihriban, senden başkasını görmez gözüm,” demişti. Nasıl karşı koyabilirdim? Gönlüm onun olmuştu bir kere. Bir yıldır süren bu sevda, gecemi gündüzümü Kadir’e bağlamıştı. Onsuz nefes almak bile zor geliyordu artık. Tam o sırada babamın sert sesi yankılandı evin içinde, “Mihrimah!” İrkilip düşüncelerimden sıyrıldım. Yataktan hızla kalktım. İki odalı küçücük bir evde yaşıyorduk. Abim Selim askerdeydi; birkaç ay sonra gelecekti. Annem Hatice, küçük mutfakta kahvaltıyı hazırlamaya çalışıyordu. Elini yüzünü sile sile telaşla hareket ediyordu. Koşup yanına gittim, yardım etmeye başladım. Babam Yakup… sert bir adamdı. Gaddardı. Annem kahvaltıyı biraz geç hazırlasa, el kaldırmaktan çekinmezdi. Annemin yüzündeki morluklar, çoğu zaman sessizliğin rengiydi. Kahvaltı sessiz geçti. Sadece kaşık sesleri yankılanıyordu. Annem bana dönüp yumuşak bir sesle, “Kahvaltıyı hızlıca yapalım, tarlaya gidelim kızım,” dedi. Ben de gülümseyip, “Tamam anacığım,” dedim. İçim kıpır kıpırdı. Bugün Kadir’i görecektim. Tarlaya gitmek artık sadece iş değil, kalbimin çarpıntısı olmuştu. Tam o sırada babam sessizliği bozdu. “Akşam Bilal Ağa gelecek,” dedi. “Tarladan gelince hazırlık yapın.” Annem şaşırdı. “Niye gelecek ağam?” diye sordu. Babam, gururlu bir ifadeyle yanıtladı, “Mihriban’ı istemeye geliyor. Başımıza devlet kuşu kondu.” Annemin yüzü bembeyaz kesildi. “Ağam, ama Bilal Erdoğan’ın evli karısı var, dördüncüye de hamile… Kızımız kuma mı olacak?” Babam öfkeyle elini masaya vurdu. “Sus kadın! Kızın kuma muma, ağa karısı olacak! Mihriban’ı ver, dile benden ne dilersen, dedi. Ben de kabul ettim. Hadi, kalkın gidin!” Babamın sözleri boğazıma bir yumru gibi oturdu. Annem bana sarıldı, sesi titriyordu, “Dur hele kızım… Allah büyük. Bir çıkış yolu elbet bulunur.” Ama ben biliyordum… Ağa’nın sözü dağ gibiydi. Kimse karşısında duramazdı. Şimdiye kadar isteyenim çok olmuştu ama bu başkaydı. Bilal Ağa ile baş edemezdim. İçim sıkışıyordu. Ne yapacağımı bilemiyordum. Tek çarem vardı: Kadir’le konuşmak. Tarlada herkes fıstık toplama telaşındaydı. Ağustos sonu olmasına rağmen hava hala kavuran bir sıcak vardı. Ter alnımdan süzülürken içimden bir karar verdim. Arkadaşım Ayşe’ye dönüp, “Ayşe, ben tuvalete gidiyorum,” dedim. Ayşe başıyla onayladı. Ben hızlı adımlarla tarladan uzaklaştım. Kadir de fark etmişti beni, arkamdan geldi. Biraz ötede, dinlenmek için kurduğu küçük çadıra girdik. Kadir beni görür görmez sarıldı. “Gülüm, çok özledim seni,” dedi. Benimse hıçkırıklarım boğazıma düğümlenmişti. Sesimi duyunca çenemi tuttu, başımı göğsünden kaldırdı. “Ne oldu gülüm, niye ağlıyorsun?” Kelimeler dudaklarımdan dökülürken sesim titriyordu, “Kadir… Babam sabah söyledi. Bu akşam Bilal Ağa beni istemeye gelecekmiş.” Kadir’in gözlerinde öfkenin kıvılcımı parladı. Yumruklarını sıktı. “Bırakmam seni kimseye!” dedi. “Madem öyle, ben de akşam anama derim seni sevdiğimi. Biz gelir isteriz. Bizim olduğumuz yerde sesini çıkaramaz Bilal Ağa.” “Kadirim…” dedim, gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken ona sarıldım. Kadir beni kucağına aldı, yere oturdu. Daha önce de burada, bu çadırda birlikte olmuştuk. Şimdi yine onun kollarındaydım. Her dokunuşu sevgiyle sarıp sarmalıyordu beni. Dışarıda çalışanların uzaktan gelen sesi vardı, içimdeyse kalbimin çarpıntısı. Bir süre sonra üzerimizi giyinirken Kadir gülmeye başladı. Kaşlarımı çattım. “Neden gülüyorsun Kadirim?” “Gülüm,” dedi gözlerini kısıp, “Bilal Ağa olmasa da ben artık sensiz duramaz oldum. Hem… belki…” Kaşlarıyla karnımı işaret etti. “Belki bir bebeğimiz olur.” Kalbim sıkıştı, ellerim titredi. “İnşallah Kadirim. Senden bir çocuğum olsun, Allah canımı alsın, gam yemem.” Kadir hemen susturdu beni. “Ölüm deme gülüm, ağzına yakışmıyor.” Başımı göğsüne yasladım. Sessizlik aramızda dolaşan tek sesti. Sonra alnımdan öptü, o sıcak, tanıdık öpücüğüyle. “Git şimdi,” dedi. “Gören olmasın. İçini ferah tut bana güven." Etrafı kolaçan edip çadırdan çıktım. Ama içimde bir sıkıntı vardı. Allah biliyor ya, içim tuhaf olmuştu. Bilseydim bir daha göremeyeceğimi… bırakıp gider miydim? Ya da o, beni yollar mıydı? Tarlada yerime döndüm. Annem bir şeyler söylendi ama dinlemedim. “Karnım ağrıyor ana,” deyip susturdum. Güneş batarken, yorgun ellerimle son fıstıkları toplarken uzakta Kadir’i gördüm. Göz göze geldik. Uzun uzun baktım ona… Bu bir veda değil di ama canım niye böyle yanıyordu, bilmiyordum. Eve geldik. Annem mutfağa girdi, ben de oturduğumuz odayı toparlamaya başladım. İçimde garip bir his vardı, hem huzurluydum hem de tarifsiz bir huzursuzluk çökmüştü yüreğime. Kadir’im beni yarı yolda bırakmazdı, bundan emindim. Ama ne gariptir ki, o güven duygusunun arasında sanki kalbimin bir yanı sıkışıyor, nefes almakta zorlanıyordum. Sanki kötü bir şey olacaktı… Akşam ezanı okunalı bir saat olmuştu ki, dışarıdan araba sesi duyuldu. Kapı açıldı, babamla birlikte Bilal Ağa içeri girdi. O an içimi tarif edemediğim bir tiksinti kapladı. Bilal Ağa’nın üzerimde gezdirdiği gözleri, yüzündeki pis sırıtması midemi bulandırdı. Onun bakışları insanın içine işliyor, kirli bir niyetin izlerini taşıyordu. Babam ve o mendebur adam içeri geçip oturdular. Annemle ben mutfakta sessizce bekliyorduk. Ne konuşacaklarını biliyorduk ama içime doğan korku büyüyordu. Bir süre sonra babamın tok sesi yankılandı, “Hatice! Bak buraya!” Annem derin bir nefes aldı, el mecbur ayağa kalktı. Titreyen elleriyle başörtüsünü düzeltti ve kapıya yöneldi. Ben yerimde donakalmıştım. Dakikalar sonra içeriden annemin boğuk sesi geldi, ardından çığlığı yankılandı, “Ahhhh!” O sesi duyduğum anda yüreğim yerinden fırlayacak gibi oldu. Kalbim göğsümden çıkacak gibiydi. “Bir şey oldu…” dedim kendi kendime, “Kötü bir şey oldu!” Annem mutfağa döndüğünde gözleri şişmiş, yüzü bembeyazdı. Elleri titriyordu. Dudakları aralandı ama sesi zar zor çıktı, “Kızım… baban… baban senin Bilal Ağa’yla imam nikahını kıydırmış. Camiden geliyorlarmış şimdi. Bilal Ağa… seni alıp götürecekmiş…” Duyduklarım beynimde yankılandı. Cümleler birbirine karıştı. “İmam nikahı… alıp götürecekcekmiş…” Bu kelimeler kulaklarımda dönüp duruyordu. Nefesim kesildi, dizlerimin bağı çözüldü. Birden bağırdım, avazım çıktığı kadar: “Gitmem! Ölürüm de gitmem!” Babam mutfağa bir hışımla girdi. Gözleri öfkeyle kıpkırmızıydı. Ne söylediğini anlamadan üzerime yürüdü, beni kolumdan yakalayıp tokat attı. “Sus! Kız kısmı babasına karşı gelmez! Ne dersem o olur!” diye bağırıyordu. Yere düştüm, ama inat ettim. Ağzımdan sadece aynı sözler döküldü, “Gitmem! Gitmem!” ama babam vurmaya devam etti. Sonrasını hatırlamıyorum… Her şey karardı. Gözlerimi açtığımda bilmediğim bir odadaydım. Tavan tahta, duvarlar düzgün sıvalı idi. Yatağın üstünde yatıyordum. Başım zonkluyordu. Panikle doğruldum, etrafa baktım. Kimse yoktu. Vücudumun her yerini yokladım, üzerimdeki elbiseler aynıydı ama kalbim delice çarpıyordu. “Beni nereye getirdiler?” dedim fısıltıyla. Sonra ayağa kalktım, kapıya yöneldim. Yumruklamaya başladım. “Açın! Kapıyı açın!” diye bağırdım. Bir süre sonra dışarıdan bir anahtar sesi geldi. Kilidin çevrilme sesi duyulunca birkaç adım geri çekildim. Kapı yavaşça açıldı. Karşımda o pis suratlı herif, Bilal Ağa duruyordu. “Karım uyandı demek…” dedi, sırıtarak. Mideme bir yumruk yemiş gibi oldum. Onu görmek bile midemi bulandırdı. Geriye doğru adım attım. Odaya girdi, kapıyı ardından kapatıp kilitledi. “Korkma Gül Goncam.” dedi, sesinde iğrenç bir yumuşaklık vardı. “Sana zarar vermem. Artık karımsın. Aynı yastığa baş koyacağız.” “Ben seni istemiyorum!” dedim titreyen bir sesle. Sesim hem öfkeliydi hem korku dolu. Bir adım daha attı bana doğru. Elini kaldırdı. Vuracak sandım. Kollarımla yüzümü korumaya çalıştım. Ama vurmadı. Elini saçlarıma uzattı. “Korkma dedim ya Gül Goncam…” diye fısıldadı. “Sana kıyar mıyım hiç? Sadece… beni isteyene kadar bekleyeceğim. Buda fazla sürmez, benim olman için sabrım çok değil.” Nefesim hızlandı. Ellerim buz kesmişti. Dizlerimin bağı çözülmek üzereydi. Onun sözleri boğazıma düğümlendi. Bir yandan “Allah’ım kurtar beni…” diye dua ediyordum içimden, diğer yandan aklımda tek bir şey vardı, Kadir. Kadir'im duyarsa… O duyarsa beni kurtarırdı. Ne olursa olsun, Kadir’im beni yarı yolda bırakmayacağına inanıyordum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD