YUSUF’UN ANLATIMIYLA Antalya’ya gelmek istemiyordum aslında… Şehrin kalabalığı, bu nemli hava, bitmek bilmeyen toplantılar… Tıp kongresi olmasa asla gelmezdim. Mecburen geldim. Kendime bir söz vererek, Bu gece son. Yarın akşam Verda’nın yanında olacağım. Onun kokusu, sesi, gülüşü… İçimi kıpır kıpır yapan da işte buydu. Bir de yapacağım sürpriz… Onun vereceği tepkiyi merak etmek kanımı kaynatıyordu. Verda için güzel bir at aldım. Bembeyaz… Tıpkı Verda gibi saf, duru, zarif. Adını da “Zümrüt” koydum. Çünkü Verda’nın gözleri… Allah’ım, o gözlere ne isim konsa yakışır ama bu atı görünce ilk aklıma düşen “Zümrüt” oldu. Harun atı teslim alıp çiftliğe götürdü, Kehribar’ın yanına koydu. Kehribar’a yoldaş olacaktı Zümrüt. İçimden “Umarım Kehribar’ı sevdiği gibi Zümrüt’ü de sever,” diye geçirdim.

