Sabah gözümü açamadım; içkiye alışık olmayan bünyem darmadağın olmuştu. Derin bir iç çekip yataktan doğruldum, yürüyüp banyoya geçtim. Aynaya baktım; yorgun, kırgın bir gülümseme kondurdum yüzüme. “Hadi oğlum, git ve görmen gerekeni gör…” diye fısıldadım kendi kendime. İçimde beliren yangının izleri hala taze, ciğerlerimi kavuruyordu. Soğuk suyun altına kendimi bıraktım, su vücuduma çarpınca sanki düşüncelerim biraz olsun dağıldı. “Ne olurdu lan, benimle evlenseydi,” diye haykırdım, banyo fayansına art arda yumruklar salladım. Yumruğun acısı zihnimi dağıtmıyor, sadece sinirimi bir süreliğine yatıştırıyordu. Boşunaydı, isyan edip durmak, durumun değişmesini sağlamıyordu. Verda, artık kuzenimin karısıydı. “Aklını başına al,” sözünü defalarca tekrar ettim kendi kendime ama ne kalbim ne

