Sabahın ilk ışıkları odayı doldurmaya başladığında, Hülya hevesle gözlerini açtı. Yanında uzanan Polat'ın varlığı, değer görmenin kanıtıydı, bu hissi iliklerine kadar hissediyordu. Yüzünde belli belirsiz, huzurlu bir tebessümle, Polat'ın sıcak, çıplak göğsünü nazikçe okşadı ve ardından dudaklarına yumuşak bir öpücük kondurdu. Bu esnada, Polat da sabah ereksiyonuyla uyanmıştı ve Hülya'nın bu ateşli dokunuşu, onu harekete geçirdi. Vakit kaybetmeden kendini Hülya'nın üzerine atarak dudaklarını tutkuyla öpmeye başladı ve erkekliğini nazikçe Hülya'ya doğru bastırdı. Nefesi hızlanarak sordu, "Ağrın var mı güzelim?" Hülya, gözlerini araladı, bakışları kararlılıkla doluydu, "Yok Polat, seni istiyorum," diye fısıldadı. Hülya'nın bu cesur ve arzulu halleri, Polat'ın kendi isteğiyle birleşince,

