KARAR 💔

1604 Words
Verda geceyi derin bir uykuda geçirmişti. Günün ilk ışıkları odasının beyaz tül perdelerinden süzülürken, yavaşça doğrulup yatağından kalktı. Her sabah olduğu gibi erkenden mutfağa inmiş, sessizce kahvaltı hazırlıklarına başlamıştı. Yumurtaları haşlamış, peynir tabaklarını özenle süslemiş, taze demlediği çayın buharı mutfağı sarmıştı. Az sonra Zühre Hanım kapıda belirdi. Her zamanki gibi ilk işi, eksik bir şey bulmaktı. Ancak bu kez ne kadar dikkatle baktıysa da, kahvaltı masasında tek bir kusur bulamadı. Sofra eksiksizdi, Verda her şeyi kusursuz hazırlamıştı. Aktaş ailesi kısa sürede masada toplandı. Polat her zamanki ciddiyetiyle çayını karıştırırken, Acar saate baktı. “Toplantımız var, geç kalacağız.” dedi Acar, aceleyle birkaç lokma alarak. Polat da hemen ardından sandalyesini çekti. Ancak tam kalkacakken Zühre Hanım seslendi, “Verda, sen de kahvaltıyı bırak çarşıya in, eksikleri al.” Verda daha tabağındaki zeytinlere bile dokunmamıştı. Polat kardeşinin elini tutup kibar bir şekilde, “Anne, Acar gitsin. Ben Verda’yı bırakırım çarşıya.” dedi. Amacı açıktı, kardeşinin kahvaltısını yarım bırakmamasını istiyordu. Zühre Hanım sessizce başını salladı, Acar da aceleyle evden çıktı. Verda, abisine minnet dolu bir bakış attı. O sırada küçük kardeşleri Helin, sırt çantasını takıp kapıya yöneldi. “Dersim var, geç kalıyorum.” dedi gülümseyerek. Annesinin ve babasının yanağını öpüp çıktı. Verda o an başını eğdi, gözleri birden dolmuştu. Helin’in o sıcacık annelik sevgisine uzanışı, kendi içinde kapanmayan bir yarayı hatırlatmıştı. Çünkü Verda, hiçbir zaman annesini öpememişti. O temas, onun hayatında hep eksik kalan bir şeydi. Kendini toparlayıp hızlıca kahvaltı masasını topladı, bulaşıkları yerleştirdi. Ardınan abisiyle birlikte evden ayrıldı. Polat arabayı çarşının kenarındaki sokağa çekti. “İşin bitince ara beni, gelip alırım.” dedi yumuşak bir sesle. Verda başını salladı. “Tamam abi, sağ ol.” dedi. Polat uzaklaştığında Verda derin bir nefes aldı. Çarşının kalabalığı, sabah güneşinin altın rengi ışıklarıyla parlıyordu. Dükkanlar yavaş yavaş açılıyor, insanlar telaşla oradan oraya koşuyordu. Verda elindeki listeye bakarak adım adım alışverişini yapmaya başladı. Güzelliği dikkat çekiciydi, ince yapılı bedeni, mahcup bakışları ve sessizliğiyle çevresindekilerin ilgisini çekiyordu. Ama Verda, bu bakışlara alışkındı. Babasının katı kuralları ve Zühre Hanım’ın sertliği yüzünden en ufak bir yanlış hareketi, büyük bir meseleye dönüşebilirdi. Bu yüzden başını hep öne eğip işine odaklandı. O sırada başka bir yerde, Baran Demirhan hastanede yatağında yatıyordu. Ancak kulağına gelen bir haber, tüm dikkatini dağıtmıştı. Verda’nın çarşıya indiğini öğrenmişti. İçinde tanımlayamadığı bir heyecan kabardı, kalbinde bastıramadığı bir dürtüyle ayağa kalktı. Kıyafetlerini giyip arabasına atladı. “Bugün konuşacağım.” dedi kendi kendine. Bir süre sonra Verda, son alışverişini yapmak için kasaba girdi. Sipariş defterini çıkarıp, “Emin Bey, bunlar akşama kadar konağa ulaşır değil mi?” diye sordu. “Merak etme hanımım, hepsini yollarız.” dedi Emin Bey gülümseyerek. Verda teşekkür edip dönmek üzereydi ki, kapının eşiğinde biri durdu. O an kalbi bir anlığına durdu sanki… Karşısında Baran Demirhan vardı. Baran’ın gözleri, her zamanki gibi keskin ve kararlıydı. Verda’nın eli ayağına karıştı, ne yapacağını bilemedi. Dudakları titredi. “Müsaade eder misiniz, geçeyim?” diyebildi zar zor. Baran bir adım yaklaştı. Gözlerinin içine bakarak, alçak ama kararlı bir sesle konuştu, “Verda, seninle konuşmak istiyorum. Beş dakikanı ayır, lütfen.” Verda’nın yutkunduğunu, nefesini tuttuğunu fark etti. Gözleri bir an Emin Bey’i buldu ama Baran başıyla işaret etti. Emin Bey sessizce dükkandan çıktı, ikisi yalnız kaldı. Bir süre sadece sessizlik vardı. Kalplerinin sesi sanki dükkânın içinde yankılanıyordu. Sessizliği bozan Baran oldu. “Verda,” dedi derin bir nefes alarak, “ben sana aşık oldum. Aramızda düşmanlık var deme. Belki de bu aşk, sulh için bir fırsattır. Seni istemeye geleceğiz. Ama bil istiyorum, bu bir oyun değil. Seni bir bedel olarak değil, sevdiğim kadın olarak istiyorum. Seninle evlenmek istiyorum.” Verda’nın nefesi kesildi. Kalbi yerinden çıkacak gibiydi. Ne diyeceğini bilemedi. Baran’ın sesi, kararlılığı, gözlerindeki o içtenlik… her şeyi sarsmıştı içinde. Baran onun sessizliğine gülümseyerek baktı. “En kısa zamanda yeni bir hayat başlayacak, Verda. İkimiz için. Hazırlıklı ol.” dedi. Ceketinin cebinden küçük bir kağıt çıkarıp, Verda’nın titreyen eline sıkıştırdı. Üzerinde bir telefon numarası yazılıydı. “Aramanı bekleyeceğim, Verda.” diye fısıldadı ve dükkandan çıktı. Verda nefesini tuttu, ardından hızla dışarı çıktı. Kalbi delicesine atıyordu. Elindeki kağıda baktığında, parmakları titredi. “Beni seviyor…” diye geçirdi içinden. Dudaklarının arasından belli belirsiz bir cümle döküldü, “Demek ki ben de sevilebilirmişim…” O gün çarşı, onun için bambaşka bir renge büründü. Bir süre sonra Polat aradı. Verda hemen kendine geldi. “Abi, işim bitti.” dedi. Polat gelip onu aldı, eve bıraktı. Verda sessizce odasına çıkıp üzerini değiştirdi, ardından mutfağa geçti. Akşam yemeği için hazırlıklara başladı. Eti kesip tencereye koyarken, zihni hep aynı yere dönüyordu. Baran… Onun sözleri, bakışları, sesi… Verda ellerini yıkarken, Yüzünde belli belirsiz bir gülümseme vardı. “Arasam mı?” diye fısıldadı kendi kendine. Ama kalbi, çoktan kararını vermişti. Baran, görevini başarıyla tamamlamanın verdiği huzurla konağa döndü. Konağın kapısından içeri girer girmez herkes bir ağızdan konuşmaya başladı. “Baran, daha erkendi! Neden çıktın hastaneden?” diye söylendi kadınlar. Baran, kimseye aldırmadan sessizce, “Sonra konuşuruz... Yadem nerede?” dedi ve ağır adımlarla Zozan Hanım’ın odasına doğru yürüdü. Kapıyı tıklatmadan içeri girdiğinde, Zozan Hanım pencere kenarında, elinde tespihiyle oturuyordu. Yüzündeki çizgiler yılların yükünü taşırken, gözlerinde hâlâ bitmeyen bir hırs parlıyordu. Baran, annesinin önüne geçip diz çöktü. Büyük bir gururla elini öpüp başına koydu. “Verda ile konuştum yadem,” dedi derin bir nefes alarak. “Seni seviyorum dedim... İnandı.” Zozan Hanım’ın dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı. Elini uzatarak Baran’ın başını okşadı. “Aferin Baran,” dedi tok bir sesle. “Şimdi git, Alev’i getirmek için hazırlıklara başla. Düğün sabahı gidip alacaksın onu.” Baran, yüzünde büyük bir mutlulukla başını kaldırdı. “Sağ ol yadem,” deyip odadan ayrıldı. Kapı kapandığında, Zozan Hanım yerinden kalktı. Komodinin üzerindeki eski bir fotoğrafı eline aldı. Fotoğrafta genç yaşta kaybettiği oğlu Kadir vardı. Gözleri doldu, sesi titreyerek konuştu, “Tıpkı senin gibi hayal kırıklığı yaşayacak o kadının kızı... Oğlum, onlar yüzünden sen bu hayattan kopup gittin. Ama merak etme, biricik kızları bedelini ödeyecek. Benim döktüğüm gözyaşının bin mislini dökecekler.” O anda yersiz bir huzur hissetti. İçinde yıllardır biriken acı, yerini intikamın soğuk tatminine bırakmıştı. Oğlunun kanını yerde bırakmamaya yemin etmişti. Artık sıra karşı tarafın yıkılmasındaydı. İki konakta da gergin bir bekleyiş vardı. Ağalar toplanacak, husumetin bitmesi için görüşecekti. Baran ve Yusuf, Demirhan ağalarının öncülüğünde Aktaş Konağı’na gitmek üzere yola çıktılar. Hava ağırdı, sanki gökyüzü bile olacakları hissediyor gibiydi. Aktaş Konağı’na vardıklarında, kapıda Hasan Ağa onları karşıladı. Kısa süre sonra Bedir Ağa ve Ahmet Ağa da geldi. Artık toplantı başlayabilirdi. Büyük salonun ortasında uzun ceviz masanın etrafında herkes yerini aldı. Hasan Ağa, başını kaldırıp ağırbaşlı bir ses tonuyla konuşmaya başladı, “Sebebi olmayan bir husumet var iki aşiret arasında. Bu, hem bize hem toprağımıza zarar verir. İsteriz ki sulh olsun.” Bedir Ağa ve Ahmet Ağa, başlarını onaylarcasına salladı. Hasan Ağa’ya hak veriyorlardı. Bilal Ağa, yanında oturan oğlu Polat’a baktı. “Bizim de amacımız sulh olması. Düşmanlık kimseye fayda sağlamaz,” dedi. Hasan Ağa elini kaldırarak devam etti, “Biliriz herkes sulh ister. O halde Baran Demirhan ile Verda Aktaş evlensin. Bu düşmanlığa bir son verilsin.” Söz bitmeden Polat öfkeyle araya girdi, “Verda olmaz!” dedi sert bir sesle. Bilal Ağa da hemen karşılık verdi, “Verda olmaz! Helin büyüktür, büyük dururken küçük verilmez.” Polat, kardeşinin düşman evine gelin gitmesini istemiyordu. Verda’nın narin kalbi o konakta daha da kırılır, ruhu ezilirdi. Bunu biliyordu. Ama babası farklı düşünüyordu, Helin’i vermek daha mantıklıydı. Hasan Ağa, soğukkanlı bir tavırla araya girerek, “Zozan Demirhan, ya Verda ya da kan diyor,” dedi. Bu sözler salona ağır bir sessizlik getirdi. Polat başını eğip burun kemerini sıktı, gözlerini kapattı. “Verda’yı özellikle istiyorsa, bunda bir iş var,” diye düşündü. Ardından başını kaldırıp, “O zaman Yusuf ile Verda evlensin,” dedi. Yusuf’un kalbi bir anda yerinden çıkacak gibi atmaya başladı. O, Verda’yı imkânsız görmüştü hep, ama şimdi kader sanki önünde yeni bir kapı aralıyordu. Tam o anda Baran, sert bir ses tonuyla, “Öyle bir şey olamaz!” diye haykırdı. Hasan Ağa da başını sallayarak onu onayladı. Yusuf’un içindeki umut fırtınaya döndü. Kalbinde sessiz bir isyan, gözlerinde çaresizlik vardı. Konuşamazdı, susmak zorundaydı. Bilal Ağa son bir umutla söze girdi, “O hâlde Baran’ın kardeşi Hülya da oğlum Polat’la evlensin.” Polat dişlerini sıktı, gözleri öfkeyle parladı. Baran ve Hasan Ağa birbirlerine baktılar. Ardından Hasan Ağa sakin bir sesle, “Bunun kararını Zozan Hanım verir,” dedi. Baran başını eğip “Müsaade ederseniz, yademi arayayım,” diyerek salondan ayrıldı. Avluya indi, cebinden telefonunu çıkarıp Zozan Hanım’ı aradı. “Yadem,” dedi, sesi gergindi. “Verda’yı vermek için Hülya’yı istiyorlar.” Zozan Hanım bir süre sessiz kaldı. Ardından soğuk bir kararlılıkla, “Kabul,” dedi. İntikam uğruna kendi torununu bile harcamaktan çekinmedi. Kendi kendine, ‘Hülya akıllı kızdır, Polat’ı etkisi altına alır. Rahat eder,’ diye düşünerek vicdanını susturdu. Baran telefonu kapatıp derin bir nefes aldı. Tam geri dönecekken mutfaktan çıkan Verda’yı gördü. Göz göze geldiler. Verda’nın kalbi hızla çarpmaya başladı, yüzü kızardı, başını eğdi. Baran ise içinden, “Tuzağa düştü…” diye geçirdi. Salona döndüğünde herkesin gözü üzerindeydi. Yerine oturup kısa ama net bir şekilde, “Kabul ediyoruz,” dedi. Yusuf, o an bir kez daha yıkıldı. Kalbinde sessiz bir feryat vardı, umutları, düşleri bir anda kül olmuştu. Bilal Ağa memnundu. Oğlu Polat evlenince Demirhan aşiretiyle akrabalık kurulacak, bu düşmanlık yerini bağa bırakacaktı. Hem Verda onun öz kızı değildi,babasının kim olduğunu bilmiyordu. İlahi bir tesadüf gibi görünse de aslında kader, tüm taşları yerine koyuyordu. Zozan Hanım, içini saran intikam ateşiyle hareket ediyor, Bilal Ağa ise kan bağı olmayan kızını gözden çıkararak kendi çıkarını düşünüyordu. İkisinin de bilmediği bir gerçek vardı, Verda’nın anne ve babası çoktan toprak olmuştu ve bu sırrı bilen kimse kalmamıştı. Birtek kader yardım edebilirdi Verda'ya bundan sonra, yalanlar içinde yaşayan bir genç kız için daha kötüsü olabilir miydi?....
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD