Apartmandan çıktığımızdan beri ikimiz de dut yemiş bülbül gibiyiz. Susuyoruz ama aynı şeyi düşünüyoruz eminim. İnsanların dışarıya yansıttıkları hal-i pürmelallerinin altında kim bilir ne dertler var?
" Hadi Ceydoşum gidelim de şu anahtar işini halledelim. Hikmet amcanın büfesi az ilerde, o bize yol gösterir."
" Gidelim Zehra kurban. Az önce ne oldu yukarda ya? Ayşe teyzenin engelli çocuğu mu var?"
" Evet maalesef. Dün kontratı imzalamak için evine gittiğimde gördüm ben de. Bizden yaşça büyük gibi duruyor ama en fazla üç, bilemedin dört yaş. Sonradan olmuş belli. Ayşe teyze eşinin trafik kazasında öldüğünden bahsetmişti. Belki de aynı kazada yaralanıp bu hale geldi ondan pek emin değilim."
" Yazık ya. Tek başına bir kadın için ne kadar zordur şimdi. "
" Öyledir elbet. Allah kolaylık versin."
Ancak bu kadar bir konuşma geçti aramızda. Sonrasında Hikmet amcanın dükkanına gidip, onun da yönlendirmesiyle sağlam bir çilingir bulduk. Akşam üzeri tekrar gelip çilingirin kilit yuvasını değiştirirken başında bekleyeceğiz. Tabi bu görev de evin erkeği olarak benim üzerime düşüyor. Ceyda hanım evdeki eşyalarını ancak toplarmış.
Allahtan öğleden sonra çok fazla yoğunluğumuz yok da ben de babamın bana gönderdiği parayla bir kaç eşya bakarım. Evi tuttuğumuz mahallede uygun eşyalar satan bir spotcu var demişti Hikmet amca. Şaka maka bizim de bir evimiz oluyor. Gece ışık yaktım da ders çalıştım diye kimse sızlanmayacak kızım. Sabaha kadar anatomi sözlüğü ile dans edebilirsin.
" Hadi Zehra birer tost yaptıralım kantinden. 20 dakika kalmış derse anca karnımızı doyururuz."
" Anam ben midemin varlığını hepten unuttum ya. Sen demesen açlığım aklıma gelmeyecek."
" Zaten açlığın ne zaman aklına geldi ki senin? O kadar az yemek yemeyle nasıl yaşıyorsun anlamış değilim."
" Bünyem böylesine alışık kızım. Çocukluğumdan beri böyleyim. Annem az koşturmadı kaşık elinde."
" Yazık kız Güler sultana. Al yanaklı tontişim benim."
" Hamdi abi bize iki karışık, iki de duble çay. Gel şöyle cam kenarında boş masa var oraya geçelim."
" Belki okul başladı başlayalı ilk defa cam kenarında masa denk geldi farkında mısın?"
" Vallahi hiç dikkat etmedim. Neresi boşsa oraya oturdum."
" Kızım zaten hiç etrafına bakmıyorsun ki. Ot gibi geldin, ot gibi gideceksin."
" Dikizci miyim ben Ceyda? Bana ne etraftan?"
" Erhan hala seni soruyor bu arada. Sadece kahve teklifini kabul etsen ne kaybedersin ki?"
" Hoşlanmıyorum o adamın hareketlerinden. Son sınıf ama sanki uzman olmuş gibi havalar, alt sınıfları eziklemeler falan. Hiç bana göre değil."
" Belki yanlış tanıyorsun çocuğu. Göründüğü kadar ukala değildir belki, tanımadan bilemezsin."
" Kızım sen doktorluğu bırakıp çöpçatanlığa mı başladın allasen? İstemiyorum, hoşlanmıyorum diyorum zorla mı?"
" İyi be bir şey demedim. Hadi zıkkımlan da Feraye'nin dersine geç kalmayalım. Rüyalarıma giriyor histoloji."
Ah kimin korkulu rüyası değil ki? Hızlıca yediğimiz tost ve sıcak sıcak içtiğimiz çaydan mı bilmem midemde garip bir ağrı peydah oldu ve ders boyunca da sıkıntısı sürdü. Dersten de bir şey anlamadım. Bir de eve gidip kilit işini halletmem gerekiyor şimdi. Cüzdanımda yeteri kadar para olduğu için bankamatiğe gitmeme gerek yok. Zaten eşyaları da banka kartıyla hallederim diye umuyorum. En iyisi otobüsle uğraşmayıp bir taksiye atlamak. Ama bu taksi rahatlığına alışmasak iyi olacak.
Mahalleye geldiğimde ilk iş olarak Hikmet amcanın bahsettiği spot eşya satan dükkana uğradım. Hikmet amca meğer buraya da yetişmiş. Adamcağız neye ihtiyacım varsa hepsini uygun fiyata ayarladı. 4 kapılı bir gardrop, 4 çekmeceli bir şifonyer, Bir çalışma masası, bir kitaplık ve tek kişilik baza ve yatak aldım. Üstelik babamın yolladığı para yetti de arttı bile. Öyle ki kalan ile iki aylık mutfak masrafımızı karşılayabiliriz.
Büfeye geldiğimde ilk işim Hikmet amcaya teşekkür etmek oldu. Daha iki gündür tanıdığı bir insana böyle babacan yaklaşması pek de sık rastlanan bir şey değil neticede bu devirde. Sözleştiğimiz gibi çilingir de bekletmeden geldi. Ya biz Allah'ın sevgili kuluyuz, ya da annemiz bizi Kadir gecesi doğurdu. İşimizin bu kadar rast gitmesinin başka açıklaması olamaz. Çilingir işini bitirip gittikten sonra midemdeki ağrı biraz daha kendini belli etmeye başladı. Öyle ki alnımdan terler süzülüyor ve kendimi aralıklarla iki büklüm bir şekilde buluyorum. Güç bela ikinci kata, Ayşe teyzenin kapısına indiğimde daha fazla dayanamayarak merdivene çöküp oturdum. Kendi kendimin teşhisini koyacak kadar bile kendimde değildim nerdeyse. Gücümü toplayıp Ayşe teyzenin kapısına bir iki güçsüz yumruk darbesi indirdim, inşallah duyar dedim ama içerden hiç ses gelmedi. Başka kimseyi de tanımadığım için kapılarını çalmaya cesaret edemedim. Şu an ihtiyacım olan tek şey bir bardak şekerli ılık su. Sanki ona ulaşamazsam daha da kötüleşecek gibi hissediyorum. Şansımı tekrar denemek için bir daha vurdum kapıya ve kapının arkasından homurdanma tarzı sesler işittim.
Tam vazgeçmiş zor da olsa merdivenlere yönelmiştim ki; Koltuk değnekleriyle güçlükle ayakta durmaya çalışan, uzun boylu gözlüklü, saçı başı dağılmış ve yüzünde acı çeker bir ifade bulunan, adının Harun olduğunu öğrendiğim genç adam açtı kapıyı. İkimizin de suratında acı çeker bir ifade olması belki dışarıdan komik gözükebilirdi ama siz bir de bize sorun.
" Sen mi geldin? Yine ne var? Üst katı kiraladınız diye biliyorum ama bu kapıdan ayrılmıyorsun."
" Şey ben özür dilerim. Kendimi pek iyi hissetmiyorum da, Ayşe teyze evdeyse bir şey rica edecektim. Rahatsız ettim, özür dilerim."
" Ne oldu, neyin var? Rengin atmış senin."
" Sanırım mide spazmı geçiriyorum."
" Peki neye ihtiyacın var? Geç içeri al istediğini"
" Sadece şekerli su içmem gerekiyor."
" Tamam işte, ne lazımsa geç de al. Acı çekmeye devam mı etmek istiyorsun anlamadım ki!"
Canım burnumda olmasa sana ağzının payını verirdim de, dua et sana ihtiyacım var. Ah Ayşe teyze oğlunu kendi kaderine terk edecek zamanı mı buldun sen de?
" Yine ne homurdanıyorsun kendi kendine? Geç mutfak şurada ne istiyorsan al. Annem birazdan gelir."
" Allah razı olsun, çok yardımcı oldun."
" Dalga mı geçiyorsun benimle? Elimden ve hatta ayağımdan gelen bu kadar küçük hanım. Geç ne yapıyorsan yap sonra da bas git işine."
Ya Sabır! Allah'ım sen kimseyi çaresiz bırakma ne olur.
Tek kelime daha etmeden dönüp odasına girdi ve kapıyı yüzüme çarptı resmen. Ayşe teyzem senin gibi pamuktan nasıl böyle bir kirpi doğar anlamış değilim. Bir an önce şu şerbeti içip de gitmem lazım buradan. Anahtar sesi mi o? Ayşe teyze geldi sanırım. Hay Allah uygunsuz bir durumda mı kaldım acaba ben şimdi? Ben yokken ne işin var burada senin derse?
" Aaa Zehra kızım. Sen burada mıydın? Ne zaman geldin? Senin yüzünün hali ne böyle, kireç gibi olmuş suratın."
" Şey Ayşe teyze midem kötü oldu da biraz. Şekerli su içersem iyi gelir diye sana gelmiştim ama kapıyı oğlunuz açtı."
" Harun? Harun mu açtı kapıyı? Ama nasıl?
" Koltuk değnekleri ile geldi açmaya."
" Allah'ım sana şükürler olsun."
" Niye öyle dedin ki Ayşe teyze?"
" Geç kızım, geç salona otur sen ben de geliyorum şimdi."
Allah Allah neler oluyor şimdi burada Allah aşkına? Ben ne için geldim, neyin içine düştüm böyle?
" Kızım rahatına bak, yaslan arkana. Limonata yapmıştım serin serin içelim beraber."
" Ayşe teyze, yanlış anlamazsan bir şey sorabilir miyim? Demin neden o kadar şaşırdın?"
" Bak kızım, Harun pek bahsetmemden hoşlanmıyor ama biz artık yüz yüze bakacağız. İki sene önce arkadaşlarıyla mezuniyetlerini kutlamaya gittiler bir gece. İçmişler de haliyle. Arabayı kullanan arkadaşı direksiyon hakimiyetini kaybetmiş, karşı şeride geçmişler. Oradan gelen arabayla kafa kafaya çarpışmışlar. Maalesef çocukcağız kurtulamadı. Harun'um da böyle bir aksilik yaşadı işte. Ne tedaviyi kabul ediyor ne de insan içine çıkmak istiyor. Doktor sinirleri zedelenmiş, fizik tedavi ile yeniden yürüyebilir dedi ama o hiç ümitli değil. Aksine iyice içine kapandı. Arkadaşına ayrı üzülüyor, durumuna ayrı. Anlayacağın işim hiç kolay değil. Şaşırdım, çünkü koltuk değneği kullanmayı da reddediyordu. Bu yüzden sen öyle deyince çok şaşırdım ve mutlu oldum."
" Anladım Ayşe teyze. İşiniz zor, Allah kolaylık versin. Psikolojik yardım almayı denediniz mi? Böyle durumlarda oldukça işe yarıyor."
" Denedim ama kabul ettiremedim bir türlü kızım. Kapattı kendisini odaya iyice, kesti dünyayla olan bağlantısını. Gül gibi mesleği var halbuki. Okudu mimar oldu, daha öğrenciyken şirketler peşinde koşuyordu, yarışmalar kazandı. Ama şimdi hiç biri gözünde değil. Çok üzülüyorum kızım, çok."
" Ne diyebilirim ki Ayşe teyze? Keşke elimden bir şey gelse."
" Ne gelsin kızım? Sen de kendi derdindesin bu koca şehirde. Ama bazen diyorum ki bir arkadaşı olsa, bıkmadan usanmadan, onun aksiliklerine aldırmadan yanında olsa, derdini paylaşsa hiç değilse. Sade benle olmuyor kızım. Ana oğul arkadaş olmuyor. Neyse kızım senin de kafanı şişirdim. Nasıl oldun daha iyi misin yavrum?"
" Evet daha iyim Ayşe teyze, sağol. Eşyamı aldım, kilidi de değiştirdik. İşte midem kötü olunca sen evdesindir diye geldim, şekerli su içersem iyi gelir diye. Geldi de çok şükür. Ben artık gitsem iyi olacak, hava kararmak üzere, Cumartesi biz sabahtan geliriz artık temizlik için."
" Oh yavrum, aman iyi olun, iyi bakın kendinize. Cumartesi gelsin de hayırlısıyla yerleşin evinize. Bir şeye ihtiyacınız olursa da zili çalmaktan çekinmeyin. Demin aceleyle çıktım, birinci kattaki Hafize ablaya iğne yapmaya. Hemşire emeklisiyim ben. Pek sevindiler sizi duyunca. Doktor kızlar geliyormuş diye bir mutlular görmen lazım."
" Aman estağfirullah, biz daha öğrenciyiz. Senin hemşire olduğunu bilmiyordum, erken emekli olmuşsun Ayşe teyze, daha gençsin."
" Daha çalışırdım ama, Harun böyle olunca bıraktım ben de. Oğlumla ilgileniyorum, gözüm arkada kalmıyor."
Türk örf ve adetlerinin vazgeçilmezi olan, vedalaştıktan sonra bir saat kapı önü sohbeti ritüelini atlasak olmazdı, biz de atlamadık haliyle. Güçlükle vedalaşıp ayrıldık Ayşe teyzeyle ve otobüsün arkasından koşmak zorunda kaldım neredeyse. Yurda geldiğimde midem hafif hafif bulanmaya devam ediyordu. Yemek saatini mecbur atladım. Bir hekim adayı olarak elbette biliyorum, düzensiz beslenmenin zararlarını ama ben de her terzi gibi kendi söküğümü dikemiyorum. Yemeğe inmediğim için banyo saatine yetişecek kadar şanslıydım bu gün. Uzun uzun duşumu aldım ve odaya çıktım. Okulda aldığım notları temize çekmem gerek ama kendimi o kadar bitkin hissediyorum ki; mecalim yok. Bir iki saat uyuyabilsem kendime gelirim sanki. Sonra da şansım yaver giderse çalışma odasında yer bulur sabaha kadar ineklerim.
Nasıl uyumuşsam gözümü açtığımda sabah ezanı okunuyordu. Havanın aydınlanmasına da bir saat vardı. Bu saatten sonra çalışma odasına gidemezdim zaten. Bu gün ders sabah 8'de başlıyor. Ancak kendime gelir, kahvaltı falan ederim. Bu kez canım mideme açlıkla işkence etmeyeceğim.
Dışarısı yağmurlu bugün. Size kendimle ilgili bir sır daha vereyi mi? Islanmayı hiç sevmem. Yağmurlu günlerde ekstra kasvetli olurum, içim daha bir sıkılır, batıl inanç mı bilmem ama bütün aksilikler beni bulur. Allah'ım al sıkıntımı içimden. Bugün hiç bir aksilik olmasın ki yarına gücüm yerinde olsun. Evimize taşınıyoruz ya hu.
Ben bu sabah aksiliği kendi ağzımla çağırmış gibi oldum ama bugün ne hikmetse aksilik olarak değerlendirebileceğim tek şey; derse geç kalıp azar işitmem oldu. Şimdi odamda, kızların meraklı bakışları arasında dolabımı topluyorum. Evet; onlara son ana kadar hiç bir şey söylemedim. Çünkü bu bilgiyi öğrenmeyi hak edecek bir samimiyet yok aramızda. Yarın sabah Ceyda'nın ailesi önce evinden onu alacak, sonra da benim eşyalarımı almak için buraya gelecekler. Babası annesi ve asker olan abisi geliyormuş yaşayacağı evi görmeye. Anne ve babasını tanıyorum ama ben onlara gittiğimde abisi görevde olduğu için karşılaşmamıştık hiç. Aslına bakarsanız yeni insanlarla tanışmak beni hep geriyor. Ama Ceyda'nın hatırına bir kaç saat katlanacağım. Etrafta bir şeyim kalmadığına ve yarın giyeceklerimi de ayarladığıma göre şimdi uyuyabilirim. Okuldan geldikten sonra yurtla bütün ilişiğimi kestiğim için sabah sadece valizimi alıp çıkacağım. Heyecandan uyuyamayacak gibiyim ama benim dirayetim kafam yastığı görene kadar. Allah'ım ne olur bundan sonra her şey çok güzel olsun. Bizi utandırma, ailemize karşı mahcup etme.
Sabah 8 gibi Ceyda geldiklerini haber verdi ve neredeyse koşarak aşağı indim. Onlar gelmeden valizlerimi indirip güvenlik kulübesinin yanına koymuştum zaten. Ceyda arabadan inmiş bana el sallıyordu. Eşyalarımı gösterip buraya gel diye işaret yaptığımda, şoför koltuğundan genç birisi indi. Ceyda'ya inat oldukça uzun boylu ve yapılı birisiydi. Saç tıraşı ve sert çehresi bile ben askerim diye bağırıyordu. Ceyda'nın abisi olduğunu hemen anladım. İkisi birlikte yanıma geldiler ve selamlaştık. Ama adamın gözlerindeki bakış ensemdeki tüyleri havaya dikti. İlk önce baştan aşağı süzüp, gözlerimde sabitledi bakışlarını. Rahatsız olmadım desem yalan olur.
" Demek bizim Ceyda'nın anlata anlata bitiremediği arkadaşı sensin. Gözlerin tıpkı anlattığı gibi benzersiz. Daha önce hiç görmemiştim böyle bir renk. Ben Cenk bu arada, anladığın üzere bu çitlembiğin abisiyim."
" Memnun oldum Cenk abi. Ben de Zehra." Hiç öyle abi deme lazım olur falan demeyin. Ben baştan aklımdaki ünvanı yapıştırayım da ayağını denk alsın.
" Hadi gidelim bir an önce de evinize yerleşin, benim akşam dönmem gerekiyor karargaha geçeceğim."
Çift kabin, hayvan gibi bir kamyonetin arka koltuğuna Sevda teyzenin yanına oturduk. Hoş geldin, beş gittin, anan giller nasıl faslı da geçtikten sonra kısa süren yolcuğumuzu yeni yuvamızın sokağında tamamladık. İlk izlenim tam not aldı Ceyda'nın ailesinden. Cenk abi bir kolunun altına Ceyda'yı, diğerine beni almıştı ki; o an izlendiğime dair bir his doğdu içime ve başımı kaldırma ihtiyacı hissettim. Ayşe teyzenin balkonunda gözlerini aşağı dikmiş, bütün karanlığı ile bana bakan Harun ile çakıştı bakışlarımız. İyi de ben ne suç işledim ki dizlerim titredi?