TANITIM 🖤
◇Alihan◇
Toprak, kelimenin en gerçek anlamıyla benim hayatımın ekseniydi. Herkes bir şeyin peşinden koşar; kimi para, kimi itibar, kimi de sadece huzur ister. Bense yıllardır tek bir şeyin peşindeydim — babaannemin bana anlattığı, dedemin elinden alınan, şimdi bir başkasının tapusunda duran o topraklar.
Kadir'in evine geldiğimde saat gece on biri geçiyordu. Viski bardağını elime tutuşturmadan önce yüzüme öyle bir baktı ki, ne diyeceğimi zaten tahmin ettiğini anladım.
"Söyleme," dedi, elini havaya kaldırarak. "Duymak istemiyorum."
"Daha bir şey söylemedim."
"Yüzünden okunuyor Alihan. O bakışı biliyorum. En son o bakışla bakmıştın, üç ay sonra üç şirketi batırmıştın."
Gülmedim. Kadir on beş yıldır tanıdığım tek insandı belki de bana gerçekten "hayır" diyebilecek cesarete sahip olan. Bardağımı masaya bıraktım.
"Evleniyorum," dedim.
Sessizlik oldu. Kadir'in elindeki purosu havada asılı kaldı, sanki zaman durmuştu.
"Ne evlenmesi ya?" dedi sonunda, sesi yükselerek. "Sen mi? Alihan Demiroğlu mu evleniyor? Hangi kadın seni bu kadar hızlı ikna etti de—"
"Aşk falan değil," diye kestim sözünü. "Toprak için."
Kadir'in yüzündeki alay ifadesi yavaş yavaş ciddiyete döndü. Beni tanıyordu; biliyordu ki ben şaka yapmıyordum, hiçbir zaman yapmazdım. Purosunu söndürdü, öne eğildi.
"Anlat," dedi sadece.
Anlattım. Servet Bey'in — Defne'nin babasının — batağa saplandığını, borçlarının artık geri dönüşü olmayan bir noktaya geldiğini, ve o toprakların, benim yıllardır peşinde koştuğum o üç yüz dönümün, en sonunda elime geçebileceğini. Tek şartla: ailesinin adını taşıyan biri, o toprakta yaşamalıydı. Kan bağıyla değil, ama en azından soyadıyla.
"Kızıyla evlenmemi istedi," dedim. "On sekiz yaşında bir kız. Bu sene liseyi bitiriyor, üniversite sınavına hazırlanıyor."
Kadir'in kaşları çatıldı. "Daha çocuk yaşta bir kızla mı evleneceksin sen?"
"Kağıt üzerinde evleneceğim," dedim, sesimde en ufak bir tereddüt bile yoktu. "Beş yıl, belki daha az. Toprakların tapusu benim adıma geçtiği gün, anlaşmalı bir şekilde boşanırız. O kendi hayatına devam eder, ben de kendi hayatıma. Kimseye bir zararı dokunmaz."
"Kimseye zararı dokunmaz mı?" Kadir güldü ama gözlerinde alay değil, gerçek bir endişe vardı. "Alihan, sen bu kızın hayatından bahsediyorsun. On sekiz yaşında. Daha üniversiteye adım atmamış bir kız."
"Ailem zaten yıllardır evlenmemi istiyor," dedim omuz silkerek. "Annem her akşam yemekte aynı şarkıyı söylüyor — ne zaman torun göreceğiz, ne zaman bir yuva kuracaksın. Bu haber onları sevindirecek bile. Sorun çıkarmayacaklar."
"Ben ailenden bahsetmiyorsum ki. O kızdan bahsediyorum."
Bakışlarımı pencereye çevirdim. Dışarıda İstanbul'un ışıkları, her zamanki kayıtsızlığıyla parlıyordu. O kızın kim olduğunu, nasıl bir hayatı olduğunu düşünmemiştim bile — düşünmek istememiştim. Çünkü düşünmeye başlarsam, belki de bu kadar kolay karar veremeyecektim.
"O toprak," dedim yavaşça, "dedemin elinden zorla alındı. Babaannem bana bunu anlatırken gözlerinde hâlâ o günün acısı vardı, altmış yıl sonra bile. Ben o toprağı geri almak için gerekirse şeytanla bile anlaşma yaparım Kadir. Bir kızla evlenmek, benim ödeyeceğim en küçük bedel."
Kadir uzun süre sessiz kaldı. Sonra içkisini bir dikişte bitirdi.
"Umarım bildiğin şeyi yapıyorsundur," dedi sadece. "Çünkü bir insanın hayatını satın almak, toprak satın almaktan çok daha farklı bir şey Alihan."
Cevap vermedim. Çünkü o gece, kararımın ne kadar ağır bir yük taşıdığını bilmiyordum. Bilseydim bile, muhtemelen hiçbir şey değişmezdi.
Ertesi gün, Servet Bey'in evine gittim. Kağıtlar imzalandı, tarihler belirlendi. Nikah bir hafta sonrasına ayarlandı — büyük bir konakta, kalabalık bir törenle, herkesin gözü önünde.
O kızı hiç görmedim. Fotoğrafını bile istemedim. Çünkü benim için o an, sadece bir imza, bir tapu, bir zaferdi.
Keşke bilseydim, hayatımın en büyük yenilgisinin de aynı imzayla başladığını.