Helalim🤍

1293 Words
Akşam çöktüğünde köyün üstüne yumuşak bir sessizlik indi. Davulun sesi uzaklarda yavaş yavaş sustu, kahkahalar yerini fısıltıya bıraktı. Misafirler birer birer dağılırken Polat Ağa’nın evinde kandiller yakıldı. Avluda son tabaklar toplandı, kapılar usulca kapatıldı. Halise ile Yakup için artık herkes gitmişti. Onları da yeni evlerine yolcu edildi kapıları kapatıldı. İki genç İlk defa aynı evde, aynı çatı altında yalnız kalıyorlardı. Oda sade ama huzurluydu. Duvarda eski bir kilim, köşede işlemeli bir sandık, pencerenin önünde ince tül perde Odanın ortasında yepyeni bir yatak yataklarin yani başında ahşap el yapımı Küçük komodinler ve üzerlerinde loş gece lambaları. Odada bir gardırop gardırop dolusuda kıyafetler. Ama çoğu bebeğe ait Halisenin elleriyle işlediği küçük örgülü yelekler patiler... Mum ışığı odayı altın gibi boyuyor, gölgeler duvarlarda ağır ağır dolaşıyordu. Halise yatağın kenarında oturuyordu. Gelinliğinin üstüne beyaz bir örtü almıştı. Başındaki duvak yüzünü yarı gizliyor, gözleri utangaç ama parlıyordu. Kalbi göğsünde hızlı hızlı atıyordu. Bebeği karnında hafifçe kıpırdıyor, sanki bu sessizliğin ardında göğsünü yaracak gibi atan heyecan dolu kalbi o da hissediyordu. Kapı usulca açıldı. Yakup içeri girdi. Bir an durdu. Halise’yi öylece görünce nefesi kesildi. Gün boyu kalabalığın içinde onu görmüştü ama şimdi başka bir şeydi bu. Şimdi Halise yalnızca gelin değil, yuvasıydı, emaneti, kaderiydi. Yavaş adımlarla yaklaştı. “Halise…” dedi fısıltıyla. Halise başını kaldırdı. Göz göze geldiler. O an odadaki her şey sustu sanki. Mumun çıtırtısı bile kalplerinin sesine karıştı. Yakup karşısında diz çöktü. Elleri titriyordu ama bakışı sakindi. “Bugün seni Allah’ın adıyla hayatıma aldım. Şimdi izin verirsen…” Halise hafifçe başını salladı. Yakup parmak uçlarıyla duvağın kenarına dokundu. Sanki kutsal bir emanete dokunur gibi yavaş ve dikkatliydi. Duvak ağır ağır açıldı. Halise’nin yüzü mum ışığında ortaya çıktı. Yanakları kızarmıştı, gözleri nemliydi. Yakup bir an konuşamadı. Sonra alnına usulca bir öpücük kondurdu. O öpücük ne aceleydi ne çekingen. İçinde dua vardı, şükür vardı. Halise’nin gözleri doldu. Yakup fısıldadı. “Hoş geldin kalbime.” Sonra bakışı yavaşça Halise’nin karnına indi. Bebek o sırada sanki onu hisseder gibi minik bir hareket yaptı. Halise hafifçe irkildi, gülümsedi. Yakup hayranlıkla elini uzattı. “Dokunabilir miyim?” Halise başıyla izin verdi. Yakup avucunu Halise’nin karnına koydu. Eli sıcak, kalbi daha sıcaktı. Bebek bunu hissetmişcesine yeniden kıpırdadı. Bu kez daha belirgin. Yakup’un yüzü bir anda aydınlandı. “Bak… Hissetti beni.” Halise gülümsedi. “Gün boyu böyle. Sanki her şeyi anlıyor.” Yakup eğildi. Dudaklarını Halise’nin karnına koyup minik bir öpücük bıraktı. “Aslan parçam,” dedi yumuşakça. “İster kız ol ister erkek… Sen benim canımdan bir parçasın. Kalbimin en kıymetli emanetisin. Sana gözüm gibi bakacağım. Kim sana kötülük düşünürse önce beni bulacak.” minik kalp bir kez daha hareket etti. Halise ile Yakup aynı anda gülümsediler. Halise’nin gözlerinden yaş süzüldü. “Bak Yakup efendi… Daha doğmadan seni tanıdı.” Yakup doğruldu. Bu kez Halise’nin alnına bir öpücük daha kondurdu. Sonra alnını onun alnına dayadı. Nefesleri birbirine karıştı. İkisinin de kalbi aynı ritimde atıyordu. Yakup fısıldadı. “Kalbimi çalan… hayallerimi süsleyen kadın… Sonunda kalbinde yer edinebilecek miyim bilmiyorum. Ama hayatına beni kabul ettiğin için sana sonsuz minnettarım.” Sesi titriyordu. Halise gözlerini kapadı, sonra açtı. Yakup’un yanaklarına dokundu. “Ben sana zaten vurgunum Yakup’um,” dedi. “Kalbim de, zihnim de senden önce sana ait oldu. Ama korktum. Sana doğru adım atarken seni yorarım, yük olurum diye korktum. Bebekle birlikte sana ağır gelirim sandım.” Yakup başını iki yana salladı. “Sen bana yük değil, rahmetsin.” Halise devam etti. “Ama şimdi buradayım. Evinde, kalbinde… Rabbime şükürler olsun. Yanında olmaktan huzur buluyorum.” Yakup Halise’yi yavaşça kendine çekti. Omzuna yasladı. Halise başını Yakup’un göğsüne koydu. Yakup’un kalbi hızlı hızlı atıyordu. Yakup saçlarını okşadı. “Bu ev artık senin. Bu kalp de senin. Benim evim sensin Halisem” Pencerenin dışından hafif rüzgâr esti. Tül perde usulca sallandı. Mumun ışığı titredi ama sönmedi. Odanın içine sıcak bir huzur yayıldı. Halise derin bir nefes aldı. “İlk defa korkmadan nefes alıyorum.” Yakup gülümsedi. “Çünkü artık yalnız değilsin.” Gece ilerlerken köy susmuştu. Orman karanlığa bürünmüş olsa da bu odanın içinde yalnızca dua, sevgi ve yeni bir başlangıcın kokusu vardı. Dışarıda gölgeler pusuda bekliyordu belki… Ama bu odada iki kalp birbirine siper olmuştu. Odadaki sessizlik biraz daha derinleşti. Mum ışığı Halise’nin yüzüne yumuşakça vuruyor, gölgeler duvarlarda ağır ağır geziniyordu. Halise ayağa kalkmak istedi ama gelinliğin ağırlığı adımlarını kısıtladı. Bir hamle yaptı, sonra durdu. Yakup bunu fark etti. “Bir şey mi oldu?” diye sordu. Halise utangaçça gülümsedi. “Sanırım… tek başıma çıkaramayacağım.” Yakup bir an ne yapacağını bilemedi. Elini nereye koyacağını, gözünü nereye çevireceğini şaşırdı. Kulakları kızardı. “Ben… ben yardım edeyim,” dedi ama sesi biraz karıştı. Yakup Halise’nin arkasına geçti. Gelinliğin ipleri, düğmeleri birbirine girmişti. Parmakları titriyordu. İlk kez bu kadar yakındı. Halise’nin nefesini hissediyordu. Saçlarından gelen hafif sabun kokusu Yakup’un başını döndürüyordu. İlk düğmeye uzandı. Parmakları Halise’nin omzuna hafifçe değdi. O an ikisi de bir an durdu. Halise nefesini tuttu. Yakup’un kalbi hızlandı. Sanki küçücük bir dokunuş bile elektrik gibi içlerinden geçti. Yakup boğazını temizledi. “Özür… istemeden oldu.” Halise başını hafifçe çevirdi. “Önemli değil.” Ama sesi de titriyordu. Yakup düğmeleri açmaya devam etti. Her ilmek çözüldükçe gelinlik omuzlardan ağır ağır kayıyordu. Halise’nin omuzları ortaya çıktığında Yakup bir an bakakaldı. Sonra sanki ateşe değmiş gibi hızla başını çevirdi. Bir anda geri geri yürüdü. “Ben… ben dışarı çıkayım. Sen giyin.” Bunu der demez kapıya doğru neredeyse koştu. Kapıyı açtı, dışarı çıktı ve tam kapının yanına sırtını yasladı. Kalbi küt küt atıyordu. Kendi kendine gülümsedi. Aptal bir âşık gibi. Ellerini yüzüne kapattı. “Yakup kendine gel,” diye fısıldadı. Ama duramıyordu. İçinde tuhaf bir sevinç vardı. Bir adam olmanın değil, bir yuvaya sahip olmanın sevinciydi bu. Kapının önünde beklerken ayaklarını yere vuruyor, bazen avucunu kalbine koyuyordu. Arada istemsizce gülümsüyor, sonra yine ciddi olmaya çalışıyordu ama olmuyordu. Halise içeriden seslendi. “Yakup efendi… hazırım.” Yakup derin bir nefes aldı. “Bismillah,” dedi ve kapıyı açtı. İçeri girdiğinde Halise sade, beyaz bir gecelikle karşısındaydı. Gelinliğin ağırlığı gitmiş, yüzü daha da yumuşamıştı. Karnı belli oluyor, ana olmanın ayrı bir nuru yüzüne vuruyordu. Yakup yine bir an durdu. Sonra gözlerini yere indirip gülümsedi. “Çok… çok güzel olmuşsun.” Halise mahcupça başını eğdi. “Sen de.” Yakup yatağın kenarına yöneldi. Ama içindeki heyecan hâlâ dinmemişti. Birden durdu. “Dur,” dedi kendi kendine. Seccadeyi sandıktan çıkardı. Mum ışığının önüne serdi. Halise şaşkınlıkla baktı. Yakup seccadenin üstüne geçti. “Şükür namazı kılacağım.” Halise’nin gözleri doldu. Yakup secdeye vardığında dudaklarından yavaşça döküldü: “Allah’ım… Bana Halise’yi, ve bebeğini emanet ettin. Bizi utandırma. Evimizi huzurla doldur.” Namaz bitince ellerini açtı, dua etti. Halise de oturduğu yerden içinden amin dedi. Yakup ayağa kalktı. Halise’nin yanına geldi. Gülümsedi. “Şimdi daha rahatım.” Sonra yatağın kenarına oturdular. İlk defa. Aynı yatakta, yan yana. İkisi de ne yapacağını bilmiyordu. Sanki koskoca oda küçülmüş, sadece kalplerinin sesi kalmıştı. Yakup yavaşça uzandı. Halise de yanına uzandı. Aralarında minicik bir boşluk vardı. İkisi de sırt üstü yatıyordu. Gözler tavanda ama zihinleri birbirindeydi. Bir süre sessizlik oldu. Sonra Yakup hafifçe döndü. “Uyuyabilecek misin?” Halise gülümsedi. “Sanmam.” Yakup da güldü. “Ben de." Biraz sonra Halise istemsizce Yakup’a doğru yaklaştı. Omuzları değdi. İkisi de bir an durdu ama sonra geri çekilmediler. Yakup cesaretini toplayıp küçük parmağını Halise’nin parmağına değdirdi. Halise elini çekmedi. Parmakları birbirine geçti. Kalpleri yeniden hızlandı. Halise fısıldadı. “Yakup…” “Efendim.” “İyi ki varsın.” Yakup gözlerini kapattı. “İyi ki geldin hayatıma.” Gece ağır ağır ilerledi. Dışarıda rüzgâr hafifçe esiyor, tül perdeyi usulca oynatıyordu. İçeride ise iki kalp ilk defa aynı ritimde sakinleşmeye başlıyordu. Uyku gelmeden önce Yakup son kez konuştu. “Halise… korkarsan uykunda bile buradayım.” Halise başını biraz daha Yakup’a yaklaştırdı. “Biliyorum.” Ve o gece, iki yürek ilk kez aynı sessizlikte, aynı duayla, aynı umutla uykuya daldı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD