2. Bölüm: Yasaklanan Gülüşler✓

940 Words
​Eski sırt çantasına birkaç parça eşyasını doldurduğunda artık yola çıkmaya hazırdı. Zaten kendine ait şahsi eşyası pek yoktu. Hayatı, başkaları tarafından ona verilenlerden ibaretti. Annesinin, "babandan sana kalan tek hatıra" diyerek verdiği küçük tahta araba, bir adet asker künyesi, bir de her gördüklerinde öfkeyle laf ettikleri, hatta annesinin bir kaç defa parçaladığı o kitapları... ​Esved, ilkokuldayken bir keresinde hayatın neşesine kapılma gafletinde bulunmuş, arkadaşlarıyla gezmiş, hoşlandığı o örgülü saçlı kızın ona okuması için verdiği kitabı eve getirmişti. Kızın, ona bakarken kızaran tatlı yüzünü düşünerek kitabı eline almıştı ki, annesi ağlayarak odaya dalmış ve elinde tuttuğu o rengarenk kapağı olan o kitabı görmüştü. Sonrası ise tam bir yıkımdı. Annesinin, gerçekleri yüzüne vura vura haykırışı ve "Sen nasıl hayırsız bir evlatsın ki, bize emanet edilen acıya ihanet ediyorsun!" diyerek o kitabı elleriyle paramparça edişi hala zihnindeydi. Sadece dokuz yaşındaydı ve yine sadece normal insanların hissettiği gibi bir mutluluk istemişti Esved. Ama acıya gark olmuş hayatlarında buna asla izin yoktu. O günden sonra, bir daha ne o gidebilmiş , ne de küçük kız yanına yaklaşmıştı. ​Esved o zamanlar nedenini bilmiyordu. Onu görünce yolunu çeviren, yüzüne dahi bakmayan kızın, kitabına sahip çıkamadığı için ona küstüğünü sanmıştı. O mahcubiyetinden bir daha kıza bakmaya cesaret edememişti. Oysa gerçekler çok daha tatsız çok daha sarsıcıydı; annesi okula gitmiş, küçük kıza ve ailesine küfürler yağdırarak "Kızınıza söyleyin, oğlumdan uzak dursun!" diyerek yeri göğü inletmişti. ​O günden sonra Esved, ailesinin ona reva gördüğü o koyu yalnızlığa mahkûm oldu. Hep öyleydi de oda mücadele etmeyi bırakmıştı aslında. O günden sonra zamanın nasıl geçtiğini bilemedi zaten. Mutlu olmayı, birilerini mutlu görmeyi unutalı uzun zaman olmuştu. O lanetli konak içine giren herkesin ışığını söndürmeye yeminliydi çünkü. Ne zaman dudakları hafifçe kıvrılacak olsa, sanki büyük bir suç işlemiş gibi bir hicap duyar hemen başını önüne indirirdi. Görmese de bilirdi, annesinin ve dedesinin zehirli bakışlarını üzerinde olduğunu. Sevincini de, kederini de kimseye belli etmeden sadece kendi içinde yaşamaya alışalı yıllar olmuştu yani. ​Yaşananlar zihninde film şeridi gibi geçip giderken yatağın alt ucuna oturmuş, kollarını dizlerine dayamışdı. Kendini toparlamak adına avuçlarını yüzüne bastırıp aşağı yukarı sertçe sıvazladı. Derin bir nefes alıp, artık bu hayatlarına yer etmiş kasvetin, birazdan çıkacağı bu uzun yolculukla ve yapacağı o eylemle son bulacağını kendine bir kez daha hatırlattı. Kapısının vaktin dolduğunu hatırlatmak adına calınmasıyla birlikte hızlıca ayaklandı. Sırt çantasını omzuna taktıktan sonra odasına son bir kez yabancı bir yer gibi baktı ve dışarıda, kendisini uğurlamak için sabırsızlıkla bekleyen ailesine doğru kararlı adımlarla yürümeye başladı. Aşağı indiğinde onu bir infaz mangası sessizliğiyle, bekleyenleri görünce duraksamadan yanlarına ilerledi. Babasının ölümünden sonra annesiyle evlenen amcası Şehmuz, ağabeyi Rıza ve annesi bekliyordu. Dedesi, yeni bir uğurlamaya gerek duymamıştı; ne de olsa yıllardır her nefesinde bu günü tembihlemişti Esved’e. Esved önce, hiç istemese de amcasının eline vardı. Midesi bulansa da, başka şansı olmadığını bildiğinden eğilip o eli öptü. Amcasının "Eyvallah aslanım!" diyerek sırtını pat patlayan gür sesi kulaklarında yankılanırken, Esved dişlerini sıktı ve tuttuğu eli bırakıp annesine döndü. Annesi, gözyaşları içinde kollarını oğlunun boynuna doladı. Esved, çocukken bu sarılmaya ne kadar çok muhtaç olduğunu hatırladı o an. Ama şimdi büyümüştü ve biliyordu ki ruhundaki bu derin sızı, ve boşluk hiçbir sarılmayla geçmeyecekti. Annesi, Esved’in tüm düşüncelerini haklı çıkarırcasına, o bozuk aksanıyla kulağına "Müjdeli haberini bekliyor olacağım oğul..." diye fısıldadı. İran’dan göçmen olarak gelmiş, ailesi tarafından reddedilme pahasına bir sevdaya tutulmuş olan bu kadın, tüm itirazlara , tüm engellemelere rağmen Aziz Beyin gözdesi olarak bu konağa gelin gelmişti. Yaşadığı tüm zorluklara, elti kıskançlığına ve dahi kaynana eziyetine bile aşkının hatrına hepsini hoş görmüştü. Ancak kocasının ani ölümüyle her anlamda yarım kalmış, ömür boyu sürecek bir yas başlatmıştı. Şimdi ise amcasının ikinci karısı olarak bu evde, sadece nefretiyle ayakta duruyordu. Esved, avucuna tutuşturulan soğuk metalle bir an için irkildi. Annesinin eline gizlice bıraktığı silahı sıkıca kavrayıp kaldırdığı ceketin altından beline hızlıca yerleştirdi. Tam o sırada yukarıdan gelen ağlama sesiyle bakışları merdivenlere kaydı. Annesinin amcasından olan altı yaşındaki kızı Dila'ydı bu . Esved, bu evdeki abisinden sonra tek masum, tek temiz varlık olan küçük kardeşine sarılmak için can attı; ama annesi hemen kızı kucakladığı gibi yukarı çıkardı. Onu da bu karanlığa bulaştırmak istemiyor gibi. Esved son olarak ağabeyi Rıza’ya döndü. Aralarında yaptıkları anlaşmadan dolayı aile içinde birbirlerinden uzak dursalar da, belki de bu birbirlerini son görüşleriydi. Rıza elini uzattığında, Esved itiraz etmeden o eli öpüp alnına koydu. Rıza, parmaklarını kardeşinin ensesindeki saçlara takıp sertçe sıkarken, "Hadi aslanım... Vazifeni yerine getir, sonra bu yası senin davullu zurnalı düğününle bitirelim" dedi büyük bir ciddiyetle. Bu sözler üzerine Esved’in bakışları üst kattaki balkona çevrildi. Orada, beşik kertmesi ve müstakbel eşi olacak olan amcasının kızı Rojda duruyordu. Kollarını göğsünde birleştirmiş, Esved’e bir kurtarıcıya değil de, bir görevi yerine getirecek memura bakar gibi bakıyordu. Aile meclisi yaptıkları toplantı sonrası büyük kararı vermişti. Babasının katili öldüğü gün, Esved’in düğünü yapılacaktı. Rojda’yla çocukken hiç geçinemezdi. Ne zaman eline lezzetli bir yiyecek geçmiş olsa Rojda ağlayıp sızlar, Esved'in elinden alamayacağını bilse de onu dövdürerek yediğini ona da zehir ettirirdi. Esved her ne kadar onu kardeşi gibi görmek istese de, karar verilmişti ve onun buna uymaktan başka seçeneği yoktu. Ailesi için... Yoksa bu evde taş duvarlara çarpan feryadı hiçbir zaman duyulur olmamıştı. Rıza, cebinden bir deste para çıkarıp Esved’in eline tutuşturdu. "Şimdilik bununla idare et, oraya yerleşince yine gönderecem ben sana," dedi kısık bir sesle. Esved cevap vermedi. İnat etmeyi, itiraz etmeyi bırakalı çok olmuştu. O artık rüzgarın önünde savrulan bir yaprak gibi, kaderin onu sürüklediği yere gitmeye kararlıydı. Çantasını yerden alıp kapıya doğru yürüdü. Kendisini otogara götürecek arabaya binmeden hemen önce durdu. Bakışlarını kurşun gibi ağır gökyüzüne çevirdi. Belki duyulmayacağını biliyordu ama insanoğluydu işte; yine de bir "aman" diledi yaradandan. İçindeki cılız umut, sönmek üzere olan bir mum alevi gibi titriyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD