8.BÖLÜM

2322 Words
Jennifer hafızasını ne kadar zorlasa da dün geceye dair tek bir saniyeyi bile hatırlayamıyordu. Kendisinden başka hiç kimse için önemli olmayan bir doğum gününde bu kadar içecek ne vardı sanki? Ha tabi bir de Samantha için. Ryan kapıdan çıktıktan sonra bir müddet yaşadıklarını düşündü, daha doğrusu yabancı bir kadına yaşattıklarını. Kendi hatalarının bedelini hiç tanımadığı bir kadına ödetmek kesinlikle adil değildi. Ama hayatın zaten kendisi adil miydi ki? Hem onunla yatmış bile olsa bu dünyanın sonu değildi ki! "Merhaba yakışıklı!" Ryan karşı daireden çıkan, saçları bir sürü tuhaf cisimle sarılı kucağında yavru kediyle duran, sabahlıklı kadını gördüğünde birdenbire irkildi. "Merhaba Bayan." "Sen Jennifer'ın arkadaşı mısın? Seni daha önce buralarda hiç görmemiştim" "E-evet şey arkadaşıyım" kadının onu baştan aşağıya süzmesi garip gelmişti. "Hm mm. Pek de yakışıklıymışsın. Adın ne senin bakayım? Nereden tanışıyorsunuz Jennifer'la iş yerinden mi? Yoksa okuldan mı?" Ah Tanrım! Bu kadın ne çok soru soruyordu böyle. Bir an önce buradan gitmeliydi. "Adım Paul. Evet, Bayan okuldan arkadaşıyım. Öylesine uğramıştım. Size iyi günler dilerim. " diyerek asansörü beklemeden merdivenlerden koşar adım inmeye başladı. Arkasından ise, kadın hala konuşmaya devam ediyordu. Ne gün ama! Cebinden çıkardığı telefonunu açarak arkadaşlarından birine ulaşmaya çalıştı. Dün geceden beri telefonu kapalıydı ve John'u çok merak ediyordu. Hatta Billy de. Acaba adamların elinden kurtulabilmeyi başarmışlar mıydı? Bunu öğrenmeden kaldıkları yere gitmesi tehlikeli olabilirdi. Neyse ki uzun bir çalıştan sonra telefon açılmıştı. Cevap veren Billy'di. "Hey dostum neredesiniz?" "Asıl sen hangi cehennemdesin Ryan! Tanrı aşkına öldün sandık" "Ben iyiyim merak etmeyin. Kurşun sıyırmış. Asıl John nasıl? Nasıl kurtuldunuz?" "John oldukça iyi dostum. Tanrının sevgili kuluymuş. Adamları otobana çıkarak atlatmayı başardık. Sen neredesin peki Moonlight hala sen de mi?" "Sorun yok! Gelince konuşuruz. Her zamanki yerde misiniz?" "Evet dostum" "Pekâlâ! Bir saate yanınızda olurum" ###### Kapının çalınmasıyla yerinden sıçrayan Jennifer, kendini o lanet kapıyı açacak güçte bile hissetmiyordu. Sabahtan beri yaşadığı ruhsal gerginlik onu dakikalardır oturduğu koltuğa adeta çivilenmiş gibiydi. Ağır adımlarla kalkarak ısrarla çalan kapıyı açtığında, "Tanrı aşkına Jenny, neden kapıyı bu kadar geç açtın?" "Sen miydin Samantha girsene!" "Geleceğimi unutmuş gibisin," "Kusura bakma biraz dalgınım." içeriye giren Samantha Jennifer'ın yüzünü incelemeye devam ediyordu. "Neyin var senin hasta falan mısın?" "Hayır. Başıma gelenleri asla tahmin edemezsin. Otursana!" "Neler oluyor tatlım. Yüzün bembeyaz olmuş. Hayalet görmüş gibisin" Jennifer arkadaşına bir kahve yaparken kendi kahvesini de tazelemişti. Belki kafein komasına girerse, Tanrı bilir hafızası da silinirse yaptıklarının utancından kurtulabilirdi. Bütün dikkatiyle kendisini dinleyen arkadaşına aslında hiç tanımadığı bir adamdan duyduklarını, yaşadıklarını hatırlamadığını da ekleyerek anlattığında Samantha camları titreten bir çığlık attı. "Ne? Aman Tanrım! Çıldırmış olmalısın Jennifer bu anlattıkların gerçek olamaz" "Ne yazık ki durum bu Sam." "Ama buna inanamıyorum, ben. Oh Tanrım o jöle kafayı boynuzladığına." kocaman bir kahkaha patlattı. "Ne saçmalıyorsun sen? Biraz ciddi olamaz mısın? O benim nişanlım. Ben burada yapmamış olmayı diliyor iken," "Bu söylediklerin doğruysa eğer sen çok hızlı bir çapkınsın güzelim. Ama seni kapıdan girerken gördüğüme yemin edebilirim." "Belki de daha sonra çıkmışımdır?" "Belki de. Yani, demek seni kapkaççılardan kurtarırken yaralandı ha! Ah! Çok romantik." Ellerini birbirine kavuştururken saçtığı neşe görülmeye değerdi doğrusu. Jennifer ise onun bu haline hiç bir zaman anlam verememişti. Tıpkı şimdi veremediği gibi. "Eğlenmen bitti mi Sam?" "Aslında hayır. Adam nasıldı? Yakışıklı mı? Yoksa değil mi? Yatakta iyi miydi? Poposu ve kasları sıkı mıydı? Hepsini öğrenmek istiyorum ancak yetişmem gereken bir uçak var biliyorsun. Tıp balosuna Las Vegas'a gidiyorum. Eşlik etmemi bekleyen bir yakışıklı var. Eğer hatırlarsan parlak pullu çantanı almaya gelmiştim." "Ah! Sanırım bunu hatırlıyorum." Samantha bu sözlerinde ciddi bile olsa hatta yaşadıklarını hatırlıyor olsaydı da ona bunları asla anlatmazdı. Gözlerini devirerek yatak odasındaki komodinden küçük el çantasını alarak salona geri geldiğinde, "Çok teşekkür ederim tatlım! Baloda çok şık olmak istiyorum. Eric'in aklını başından almalıyım" diyerek kıkırdadı ve "Bu akşamki mezunlar yemeğine katılamayacağım için çocuklardan benim adıma Özür dile! Döndüğümde senden dedikoduları alırım." Of hayır! Bugünkü mezunlar toplantısı. İşte bu tamamen aklından çıkmıştı. Dün gece üzerine bir kuyruklu yıldız düşse ancak bu kadar bela üst üste gelebilirdi. Elini alnına vurdu. "Olamaz! Ben bunu tamamen unuttum." "Tamam, sakin ol! Bay jöle kafayı ara ve söyle hemen" "Onun adı Peter!" "Her neyse!" omuz silkti ve ekledi " Sakın gitmemezlik yapma yoksa o Luisa denen sürtük bütün sene dedikodumuzu yapar! Bunu unutma! Çok acelem var tatlım kalıp seninle giyeceğin kıyafeti seçmeye yardım etmek isterdim ancak geç kalıyorum. Üzgünüm!" "Sorun değil Sam. Git tabi ki! Ben hallederim" İki arkadaş kendilerine özgü sarılmalarıyla kucaklaştıktan sonra Samantha kapıdan çıktı. Güvenlik görevlisi gibi her kapı açıldığında ortalığa fırlayan Bayan Heatman 'a selam vererek asansöre çağırdı. "Bugün çok güzelsiniz Bayan Heatman!" Tanrı aşkına yanakları mı kızardı o ihtiyarın! Kahkahalara asansöre bindi. "Teşekkür ederim tatlım. Ah bu kız gerçekten çok samimi Jennifer. Arkadaşların bir harika! Hele bugünkü o yakışıklı çocuk! Tanıştık adı Paul'muş. Doğrusu pek bir nazikti." Olamaz! Apartmandaki komşularla da ahbaplık mı etti bu adam! Tanrının cezası! Bayan Heatman hiç susmayacaktı sanırım. "Bayan Heatman. Çok özür dilerim bugün katılmam gereken özel bir yemek var ve hemen hazırlıklara başlamalıyım" "Ah! Anlıyorum tatlım. Sabahki şu hoş çocukla mı?" Kollarını kavuşturan Jennifer, dişlerini sıkarken gözlerini devirdi. "Hayır, Bayan Heatman. Senelik bir mezuniyet toplantısı" "O gelmiyor mu yani? Ama bana okuldan arkadaş olduğunuzu söylemişti" yaşlı kadının kafası karışmış gibiydi. "Hayır, Bayan Heatman. Geleceğini sanmam!" Cehennemin dibine gitse daha memnun olurdum! "Anlıyorum canım. Yemek dedin değil mi? Biz de mezunlarla toplanırdık her yıl Santa Monica'da. Ah sizde mi oraya gidiyorsunuz yoksa?" "Hayır, Bayan Heatman. California Hotel 'inde. Şimdi müsaadenizle" kadın daha konuşma fırsatı bulamadan kapı suratına kapanmıştı bile. Bu kadın katil nasıl olunur adlı sorunun hem cevabı hem de baş kurbanı olabilecek kapasitedeydi. Neyse ki işkence bitmişti. Şimdi Peter’i arayarak yemek için onu almasını söylemeliydi. Telefon çaldıktan sonra cevap veren ses, "Selam. Ben Peter. Size şu an cevap veremiyorum. Lütfen bip sesinden sonra mesaj bırakın." "Selam Peter! Sana bu akşamki mezunlar yemeğini söylemeyi unuttum. California Otelinde. Ama sanırım yalnız gideceğim. Mesajımı alınca beni ara!" Tanrı aşkına! Neden kapalıydı ki şu kahrolasıca telefon. Şimdi oraya yalnız gitmek zorunda kalmak bugünün lanetli olduğunu kesinlikle kanıtlıyordu. Ah! Birde Charlie'nin yerinden Camaro'sunu almalıydı. Hemen duş alıp hazırlanmazsa kesinlikle yetişemeyecekti. ............ Anahtarla kapıyı açtığında içeriden hiç ses gelmemesi oldukça tuhaf gelmişti. En azından cızırtılı televizyondan gelen bir beysbol maçı sesi her zaman evin bir müdavimi gibiydi. "Hey!" diye seslendi Ryan. "John? Billy?" bu işte bir gariplik vardı. "Ben geldim çocuklar!" Yavaş adımlarla belindeki silahı çıkararak öne doğru doğrulttu ve odaları adımlayarak aramaya devam etti. Küçük holden oturma odasına geldiğinde sandalyede bağlanmış halde arkadaşlarını gördüğü anda kafasına dayanan silahın tetik sesini duydu. Siktir! Birer silah da onların tepesinde duruyordu. Kolları ve ağızları geriden bağlı halde Gözlerinde üzgünüm dostum! İfadesi olan arkadaşlarına sıkıntılı bir bakış attı ve ellerini teslim olurcasına havaya kaldırdı. Arkadan gelen güçlü sesle irkildi. "Vay vay vay! Sonunda gelebildin demek! Biz de seni bekliyorduk Ryan. Arkadaşlarını özledin mi?" Kahretsin! Steve Marks! 8.BÖLÜM Kahretsin! Steve Marks! "Demek beni atlatabileceğinizi sandınız ha!" Steve, elindeki silahla Ryan'ın görebileceği mesafeye çekilirken iki adamı da Ryan'ın kollarından sıkıca kavramış ve elindeki silahı almışlardı. Ryan bir kaç kez kollarını oynatmaya çalıştıysa da kıpırdaması imkânsızdı. Adamların vücut ölçüsü Ryan'ın iki katıydı. "Doğrusunu söylemek gerekirse yeteneklerinizi fazla hafife almışım Miller. Oldukça iyi iş çıkardınız. Ancak yoluma taş koyduğunuz için tam bir ahmak olmalısınız. Ya da belki de artık ciğerlerinizden nefes almak istemiyorsunuzdur!" Steve'in yüzündeki alaycı soğuk bakış oldukça sinir bozucuydu. Karşısındaki kişiye psikolojik baskı yapmaya bayılırdı. Bu onun daha sonra yapacakları için verdiği bir sinyal gibiydi. Ve sonu asla iyi bitmezdi. "Ya da belki de senin bu işi şu aptal adamlarınla beceremeyeceğini düşünmüşüzdür. Buna ne dersin?" Bu sözü söylediği anda adamlardan biri yumruğunu Ryan'ın karnına savurdu. Acıyla öne doğru eğildiğinde, inleyerek güçlükle nefes almaya çalışıyordu. Steve Dur! Der gibi tek elini havaya kaldırdı. "Ryan. Eski dostum. Bu sözlerle beni incitebileceğini mi sanıyorsun? Sana kızgın olduğumu mu düşünüyorsun? Kesinlikle hayır. Sana kızgın falan değilim." Ryan ve arkadaşları gözlerini odanın içinde ağır adımlarla dolanan adamdan ayırmazken, söyledikleri karşısında şaşırmışlardı. Her zamanki gibi siyah takım elbiseli ve oldukça ürkütücü bakışlara sahip olan Steve, kibirli duruşunu asla bozmazdı. "Ne demek istiyorsun?" "Moonlight 'ı çaldığın için sana bir teşekkür borçluyum dostum. Tom Brother'ın değerli elmasını çalabilmek için onun güvenini kazanıp, villaya sızmayı başarmak hiç de kolay olmadı doğrusu. Ancak senin bu işi bu kadar çabuk halledebileceğini bilseydim, böyle bir zahmete katlanmazdım. O gece benim orada olabileceğimi hesaba katmamış tınız değil mi?" sinsice güldü. "Şimdi elmasımı geri istiyorum. Hemen!" "Elmas bende değil" Steve başıyla işaret verdiğinde adamlar Ryan'ın üzerini aramaya başladılar. Elmasın üzerinde olmadığını gördüğünde Steve Marks bu kez gerçekten sinirlenmişti. "Elmasım nerede?" diye bağırdığında Ryan ona cevap vermedi. Steve Marks'ın ikinci bir baş hareketiyle, adamlardan diğeri de çelik gibi güçlü bir yumruğu daha Ryan'ın karnına indirdiklerinde Ryan artık nefes alamıyordu. Piç kurusu! Kendini sıkmaktan alnında ter damlacıkları oluşmuştu. Steve, Ryan'ın yüzünü eliyle sıkarak gözlerine bakmasını sağladı. "Sana elmasım nerede dedim" "Onu sakladım. G-güvenli bir yerde." eliyle çenesini öyle bir sıkmıştı ki, Ryan bunları söylerken dudaklarını oynatamamıştı. Adamın içi rahatladı. Ve elini Ryan'ın çenesinden çekti. "Güzel! O halde gidip hemen getir! Yoksa arkadaşlarının beynini dağıtırım. Eğer kaçmaya kalkarsan aynı cehenneme seni de postalarım, bunu sakın unutma!" Ryan onaylamak için sadece başını sallayabilmişti. "Bırakın!" Steve Marks'ın adamları Ryan'ı bıraktıklarında yediği yumrukların ağırlığıyla yere yığıldı. "Şimdi git. Elması bana getirmen için yirmi dört saatin var. Süre bittiğinde elmasla birlikte gelmezsen, önce arkadaşlarının sonra da senin mideni kurşunlarla doldururum." Ryan, arkadaşlarının korkmuş bakışlarına derin soluk alıp vererek temin edercesine baktıktan sonra, güçlükle yerinden doğruldu. Steve Marks 'a içinden savurduğu küfürler ve ağır -aksak adımlarla evden dışarı çıkarken arkasından gelen sesi duymamıştı. "Takip edin!" .................. "Selam Charlie!" "Selam Jennifer! Nasılsın bakalım?" "Dün gecekine göre daha iyiyim sağ ol" Charlie güldü. Gülerken göbeği de onunla aynı ritimde hareket ediyordu. Ellili yaşların sonunda saçı sakalı birbirine karışmış bir adamdı. Etrafındaki herkes onu çok severdi. İşlettiği bu küçük bar onun evi gibiydi. Zaten en sevdiği karısı da hayata gözlerini yumduktan sonra hiç kimsesi kalmamıştı. Şimdi gündüzleri atıştırmak için, akşamları da içmeye gelenlerle muhabbet etmek elinde kalan tek şeydi. Giydiği kırmızı oduncu gömleğiyle, başından hiç çıkarmadı şapkasıyla barın arkasındaki yerini almış Jennifer ile sohbet ediyordu. "Akşam Sam'la oldukça iyi vakit geçirmiş gibiydiniz. Bu arada dün gece burası fazlasıyla doluydu ve sizinle pek ilgilenemedim. Yaş günün kutlu olsun J." Jennifer içtenlikle gülümsedi. "Ah evet? Sağ ol Charlie. Teşekkürler. Sanırım biraz fazla kaçırdım. İçki bana pek yaramıyor, bilirsin. Bu arada arabamın anahtarı sendeymiş, onu almaya gelmiştim." "Tabi. O kadar çok içtin ki seni eve Samantha bırakmak zorunda kaldı. Ben de çocuklara, arabanı arka tarafa çekmelerini söyledim. Sana ne ikram edeyim?" "Sağ ol Charlie. Acelem var. Gitmeliyim" Onların sohbeti esnasında, barın üst duvarında asılı olan televizyondan öğlen haberlerinin sesi geliyordu. Spikerin konuşması ortamın sessizleşmesine sebep oldu. Jennifer ve Charlie de sohbete ara verip, dinlemeye başladılar. "Dün gece yarısı Brother Malikânesinde yapılan soygunda, Tom Brother'ın değerli elması Moonlight çalındı. Manevi değeri biçilemezken, maddi değeri 1 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilen elmasın nasıl çalındığına dair henüz bir bilgiye ulaşılamadı. Hırsızlarla güvenlik görevlilerinin arasında çıkan silahlı çatışmada iki hırsızın yaralanmalarına rağmen kaçmayı başardıkları tespit edildi. Yetkililer hırsızların eve nasıl girdiklerini ve güvenlik sistemini nasıl devre dışı bıraktıklarını araştırırken tüm malikânedekiler sorguya alındı. Bütün eyalet polisi, kimlikleri belirlenemeyen ve üç kişi oldukları tespit edilen hırsızların peşinde. Ben Rebecca Turner, Kanal A.w.S. Den bildiriyorum. Daha sonra gelişmelerle karşınızda olacağız" "Vay canına piç kuruları çoktan dünyanın öteki ucuna kaçmışlardır bile. " Charlie bunu söylerken yine göbeğini oynatarak gülüyordu. "Her neyse ne diyorduk!" "Anahtarlar Charlie." "Ah! Evet." .............. Jennifer nihayet evine gelerek hazırlıklarını tamamlamıştı. Üzerine oturan göğüs dekolteli kırmızı elbisesini giyerken saçlarını da omuzlarına düşecek şekilde salık bıraktı. Ayna karşısında yaptığı makyaj ve sıktığı parfümle artık geleneksel mezuniyet yemeğine hazırdı. Yüksek topuklu ayakkabılarını da giyerek makyaj masasından kalktı. Henüz Peter onun mesajına karşılık vermemiş olduğundan hiç istemese de o yemeğe yalnız gitmek zorundaydı. Keşke Samantha burada olsaydı. Şimdi Luisa, Rebecca ve Susan onu, nişanlısının neden gelmediğine dair soru yağmuruna tutacaklardı. Ah tabi o şapşal Maggie de. Her sene yalnız katıldığı yemeğe ilk defa çift olarak katılmak tek arzusuydu. Her zamanki gibi Peter, yine onu tek başına bırakmıştı. Son kontrollerini ayna karşısında yaparken kendi iç sesine cevap verdi. "Bol şans Jenny!" ………………. "Lanet olsun! Lanet olsun!" Ryan, nasıl olup da Steve Marks 'a yakalanmış olduklarını bir türlü hazım edemiyordu. Eğer dediğini yapmazsa kesinlikle arkadaşlarını gözünü kırpmadan öldüreceğini biliyordu. "Canın cehenneme, seni pislik herif!" Şimdi eli kolu bağlı halde duran arkadaşlarını kurtarmanın tek yolu o elması Steve Marks 'a geri vermek olduğundan öfkesinden yolda gördüğü her şeye tekme savuruyordu. Nihayet geldiği yüksek katlı binanın merdivenlerini çıkarken elinden geldiğince sessiz olmaya çalıştı. Daire kapısının önüne geldiğinde kapıyı çalıp çalmamakta tereddüt etti. Belki de içeriye kendi bildiği yöntemlerle girmeliydi. Önce kulağını kapıya dayayıp ses gelip gelmediğini kontrol etti. Güzel! Ses yok! Daha sonra cebinden çıkardığı maymuncukla kapı kilidini zorlamaya başladı. "Merhaba yakışıklı" Siktir! Ryan olduğu yerde donup kalmıştı. Bu sesi tanıyordu. Korkuyla arkasını döndüğünde yaşlı kadınla göz göze geldi. "Ah merhaba Bayan???" ismini bilmiyordu ki. Kadın bunu anlamış olacak, "Silvia. Silvia Heatman" cevabını verdi. "Evet, Bayan Heatman. Ben. Şey. Jennifer 'a bakmıştım." "Lütfen bana Silvia de!" bu yaşlı kadın ona kur mu yapıyordu yoksa? Tanrım! "Tamam. Peki Silvia!" "Jennifer mezuniyet yemeğine gitti. Senin de şu anda orada olman gerekmez mi? Aynı okulda okuduğunuzu sanıyordum?" "Ah! Evet, mezuniyet yemeği. Tabi. Ben de onun için gelmiştim. Yemeğin nerede olduğu aklımdan çıkmış. Belki o ve nişanlısıyla gidebilirim diye düşünmüştüm." Ryan'ın sempatik tavırları kadını ikna etmişe benziyordu. "Jennifer yalnız gitti. O nişanlısı olacak adam yanında yoktu" ve "her zamanki gibi" diyerek mırıldandı yaşlı kadın. "Ah! Anladım." Asansörün kapısın açılmasıyla sohbetleri bölünürken lise çağlarında bir genç elinde içinde giysilerin saklandığı büyük poşetlerle belirdi. Yaşlı kadın, "Hayırdır Michael?" dediğinde genç çocuk Ryan'ı tanımadığı için onu tepeden tırnağa süzmekle meşguldü. Daha sonra kendini toparlayarak, "Şey Bayan Heatman. Bayan Page'in kıyafetlerini getirmiştim. Ve bir de üst kattaki Bay Jordan’ın smokinlerini. Bayan Page, almaya gelmeyince babam benimle yolladı." "Jennifer evde değil Michael. Daha sonra getirirsin. Seni tanıştırayım bu Bey, Bay Paul. Jennifer'ın arkadaşı." Genç çocuğun elini sıkan Ryan'ın kafasındaki plan şekillenmeye başlamıştı artık. "Merhaba Michael. O poşetlerde smokin mi var demiştin?" "Evet" diyen çocuk şaşkın gözlerle Ryan'ın yüzündeki tebessümü çözmeye çalışıyordu. "Ve Silvia. Yemek neredeydi demiştin?" "Büyük California Hotel'inde!"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD