Jennifer hafızasını ne kadar zorlasa da dün geceye dair tek bir saniyeyi bile hatırlayamıyordu. Kendisinden başka hiç kimse için önemli olmayan bir doğum gününde bu kadar içecek ne vardı sanki? Ha tabi bir de Samantha için.
Ryan kapıdan çıktıktan sonra bir müddet yaşadıklarını düşündü, daha doğrusu yabancı bir kadına yaşattıklarını. Kendi hatalarının bedelini hiç tanımadığı bir kadına ödetmek kesinlikle adil değildi. Ama hayatın zaten kendisi adil miydi ki? Hem onunla yatmış bile olsa bu dünyanın sonu değildi ki!
"Merhaba yakışıklı!"
Ryan karşı daireden çıkan, saçları bir sürü tuhaf cisimle sarılı kucağında yavru kediyle duran, sabahlıklı kadını gördüğünde birdenbire irkildi.
"Merhaba Bayan."
"Sen Jennifer'ın arkadaşı mısın? Seni daha önce buralarda hiç görmemiştim"
"E-evet şey arkadaşıyım" kadının onu baştan aşağıya süzmesi garip gelmişti.
"Hm mm. Pek de yakışıklıymışsın. Adın ne senin bakayım? Nereden tanışıyorsunuz Jennifer'la iş yerinden mi? Yoksa okuldan mı?"
Ah Tanrım! Bu kadın ne çok soru soruyordu böyle. Bir an önce buradan gitmeliydi.
"Adım Paul. Evet, Bayan okuldan arkadaşıyım. Öylesine uğramıştım. Size iyi günler dilerim. " diyerek asansörü beklemeden merdivenlerden koşar adım inmeye başladı. Arkasından ise, kadın hala konuşmaya devam ediyordu.
Ne gün ama!
Cebinden çıkardığı telefonunu açarak arkadaşlarından birine ulaşmaya çalıştı. Dün geceden beri telefonu kapalıydı ve John'u çok merak ediyordu. Hatta Billy de. Acaba adamların elinden kurtulabilmeyi başarmışlar mıydı? Bunu öğrenmeden kaldıkları yere gitmesi tehlikeli olabilirdi. Neyse ki uzun bir çalıştan sonra telefon açılmıştı. Cevap veren Billy'di.
"Hey dostum neredesiniz?"
"Asıl sen hangi cehennemdesin Ryan! Tanrı aşkına öldün sandık"
"Ben iyiyim merak etmeyin. Kurşun sıyırmış. Asıl John nasıl? Nasıl kurtuldunuz?"
"John oldukça iyi dostum. Tanrının sevgili kuluymuş. Adamları otobana çıkarak atlatmayı başardık. Sen neredesin peki Moonlight hala sen de mi?"
"Sorun yok! Gelince konuşuruz. Her zamanki yerde misiniz?"
"Evet dostum"
"Pekâlâ! Bir saate yanınızda olurum."
.....
Kapının çalınmasıyla yerinden sıçrayan Jennifer, kendini o lanet kapıyı açacak güçte bile hissetmiyordu. Sabahtan beri yaşadığı ruhsal gerginlik onu dakikalardır oturduğu koltuğa adeta çivilenmiş gibiydi. Ağır adımlarla kalkarak ısrarla çalan kapıyı açtığında,
"Tanrı aşkına Jenny, neden kapıyı bu kadar geç açtın?"
"Sen miydin Samantha girsene!"
"Geleceğimi unutmuş gibisin,"
"Kusura bakma biraz dalgınım." içeriye giren Samantha Jennifer'ın yüzünü incelemeye devam ediyordu.
"Neyin var senin hasta falan mısın?"
"Hayır. Başıma gelenleri asla tahmin edemezsin. Otursana!"
"Neler oluyor tatlım. Yüzün bembeyaz olmuş. Hayalet görmüş gibisin"
Jennifer arkadaşına bir kahve yaparken kendi kahvesini de tazelemişti. Belki kafein komasına girerse, Tanrı bilir hafızası da silinirse yaptıklarının utancından kurtulabilirdi.
Bütün dikkatiyle kendisini dinleyen arkadaşına aslında hiç tanımadığı bir adamdan duyduklarını, yaşadıklarını hatırlamadığını da ekleyerek anlattığında Samantha camları titreten bir çığlık attı.
"Ne? Aman Tanrım! Çıldırmış olmalısın Jennifer bu anlattıkların gerçek olamaz"
"Ne yazık ki durum bu Sam."
"Ama buna inanamıyorum, ben. Oh Tanrım o jöle kafayı boynuzladığına." kocaman bir kahkaha patlattı.
"Ne saçmalıyorsun sen? Biraz ciddi olamaz mısın? O benim nişanlım. Ben burada yapmamış olmayı diliyor iken,"
"Bu söylediklerin doğruysa eğer sen çok hızlı bir çapkınsın güzelim. Ama seni kapıdan girerken gördüğüme yemin edebilirim."
"Belki de daha sonra çıkmışımdır?"
"Belki de. Yani, demek seni kapkaççılardan kurtarırken yaralandı ha! Ah! Çok romantik." Ellerini birbirine kavuştururken saçtığı neşe görülmeye değerdi doğrusu. Jennifer ise onun bu haline hiç bir zaman anlam verememişti. Tıpkı şimdi veremediği gibi.
"Eğlenmen bitti mi Sam?"
"Aslında hayır. Adam nasıldı? Yakışıklı mı? Yoksa değil mi? Yatakta iyi miydi? Poposu ve kasları sıkı mıydı? Hepsini öğrenmek istiyorum ancak yetişmem gereken bir uçak var biliyorsun. Tıp balosuna Las Vegas'a gidiyorum. Eşlik etmemi bekleyen bir yakışıklı var. Eğer hatırlarsan parlak pullu çantanı almaya gelmiştim."
"Ah! Sanırım bunu hatırlıyorum."
Samantha bu sözlerinde ciddi bile olsa hatta yaşadıklarını hatırlıyor olsaydı da ona bunları asla anlatmazdı. Gözlerini devirerek yatak odasındaki komodinden küçük el çantasını alarak salona geri geldiğinde,
"Çok teşekkür ederim tatlım! Baloda çok şık olmak istiyorum. Eric'in aklını başından almalıyım" diyerek kıkırdadı ve
"Bu akşamki mezunlar yemeğine katılamayacağım için çocuklardan benim adıma Özür dile! Döndüğümde senden dedikoduları alırım."
Of hayır! Bugünkü mezunlar toplantısı. İşte bu tamamen aklından çıkmıştı. Dün gece üzerine bir kuyruklu yıldız düşse ancak bu kadar bela üst üste gelebilirdi. Elini alnına vurdu.
"Olamaz! Ben bunu tamamen unuttum."
"Tamam, sakin ol! Bay jöle kafayı ara ve söyle hemen"
"Onun adı Peter!"
"Her neyse!" omuz silkti ve ekledi " Sakın gitmemezlik yapma yoksa o Luisa denen sürtük bütün sene dedikodumuzu yapar! Bunu unutma! Çok acelem var tatlım kalıp seninle giyeceğin kıyafeti seçmeye yardım etmek isterdim ancak geç kalıyorum. Üzgünüm!"
"Sorun değil Sam. Git tabi ki! Ben hallederim"
İki arkadaş kendilerine özgü sarılmalarıyla kucaklaştıktan sonra Samantha kapıdan çıktı. Güvenlik görevlisi gibi her kapı açıldığında ortalığa fırlayan Bayan Heatman 'a selam vererek asansöre çağırdı.
"Bugün çok güzelsiniz Bayan Heatman!" Tanrı aşkına yanakları mı kızardı o ihtiyarın! Kahkahalara asansöre bindi.
"Teşekkür ederim tatlım. Ah bu kız gerçekten çok samimi Jennifer. Arkadaşların bir harika! Hele bugünkü o yakışıklı çocuk! Tanıştık adı Paul'muş. Doğrusu pek bir nazikti."
Olamaz! Apartmandaki komşularla da ahbaplık mı etti bu adam! Tanrının cezası!
Bayan Heatman hiç susmayacaktı sanırım.
"Bayan Heatman. Çok özür dilerim bugün katılmam gereken özel bir yemek var ve hemen hazırlıklara başlamalıyım"
"Ah! Anlıyorum tatlım. Sabahki şu hoş çocukla mı?"
Kollarını kavuşturan Jennifer, dişlerini sıkarken gözlerini devirdi.
"Hayır, Bayan Heatman. Senelik bir mezuniyet toplantısı"
"O gelmiyor mu yani? Ama bana okuldan arkadaş olduğunuzu söylemişti" yaşlı kadının kafası karışmış gibiydi.
"Hayır, Bayan Heatman. Geleceğini sanmam!" Cehennemin dibine gitse daha memnun olurdum!
"Anlıyorum canım. Yemek dedin değil mi? Biz de mezunlarla toplanırdık her yıl Santa Monica'da. Ah sizde mi oraya gidiyorsunuz yoksa?"
"Hayır, Bayan Heatman. California Hotel 'inde. Şimdi müsaadenizle" kadın daha konuşma fırsatı bulamadan kapı suratına kapanmıştı bile.
Bu kadın katil nasıl olunur adlı sorunun hem cevabı hem de baş kurbanı olabilecek kapasitedeydi. Neyse ki işkence bitmişti. Şimdi Peter’i arayarak yemek için onu almasını söylemeliydi. Telefon çaldıktan sonra cevap veren ses,
"Selam. Ben Peter. Size şu an cevap veremiyorum. Lütfen bip sesinden sonra mesaj bırakın."
"Selam Peter! Sana bu akşamki mezunlar yemeğini söylemeyi unuttum. California Otelinde. Ama sanırım yalnız gideceğim. Mesajımı alınca beni ara!"
Tanrı aşkına! Neden kapalıydı ki şu kahrolasıca telefon. Şimdi oraya yalnız gitmek zorunda kalmak bugünün lanetli olduğunu kesinlikle kanıtlıyordu. Ah! Birde Charlie'nin yerinden Camaro'sunu almalıydı. Hemen duş alıp hazırlanmazsa kesinlikle yetişemeyecekti.
..............
Anahtarla kapıyı açtığında içeriden hiç ses gelmemesi oldukça tuhaf gelmişti. En azından cızırtılı televizyondan gelen bir beysbol maçı sesi her zaman evin bir müdavimi gibiydi.
"Hey!" diye seslendi Ryan.
"John? Billy?" bu işte bir gariplik vardı.
"Ben geldim çocuklar!"
Yavaş adımlarla belindeki silahı çıkararak öne doğru doğrulttu ve odaları adımlayarak aramaya devam etti. Küçük holden oturma odasına geldiğinde sandalyede bağlanmış halde arkadaşlarını gördüğü anda kafasına dayanan silahın tetik sesini duydu. Siktir!
Birer silah da onların tepesinde duruyordu. Kolları ve ağızları geriden bağlı halde Gözlerinde üzgünüm dostum! İfadesi olan arkadaşlarına sıkıntılı bir bakış attı ve ellerini teslim olurcasına havaya kaldırdı. Arkadan gelen güçlü sesle irkildi.
"Vay vay vay! Sonunda gelebildin demek! Biz de seni bekliyorduk Ryan. Arkadaşlarını özledin mi?"
Kahretsin! Steve Marks!