3.Bölüm Kalp hızı.

1347 Words
Lara'dan Sabahın erken saatlerinde uçaktan inip doğru hastaneye gitmek için taksiye bindim. Şu durumda geldiğimi sadece Asmin'in haberi vardı. Kardeşimin benim gelişimi normal zamanında pek hoş karşılamazken. Şimdi annesi ölmüş, acısı ve kederi başından aştığı haliyle benim gelişimle asla ilgilenmezdi. Bildiğimden geldiğimi haber verecek bir çağrı yada haber vermemiştim. Hastanenin önünde duran taksiden inerken şöförün valizimi indirmesini bekledim. Elimde valizim, hastanenin girişinden emin ve üzgün adımlarla yürüdüm. Bütün gözlerin benim üzerimde olduğunun farkındaydım. Tanıyan tanımayan herkes gözlerini dikmiş sanki insan değil, uzaylı geçiyormuşcasına bakışlarını görüyordum. Danışmaya yaklaşıp sordum. "Betül hanım ve yakınları hastaneden ayrıldılar mı?" "Evet, Betül hanım annesini kaybetti. O yüzden bugün sabah cenazesini alıp gittiler." Kadının cümlesini devam ettirmeden arkamı dönüp Betül'ün odasına doğru çıkmak için asansöre yürüdüm. Önce valizimi buraya bırakmam gerekiyordu. Aslında evim buraya yakındı. Ancak şu an buna vaktim yoktu. Kardeşim beni yanında istemesede annesi toprağa verilirken yanında olmak istiyordum. O ne kadar kabul etmesede Yaşar Saygıner'in kızlarıydık. Ve herkese karşı birliğimizi beraberliğimizi görselde olsa göstermemiz gerekiyordu. Betül'ün odasına yaklaşırken sekreterini görünce hızla yanına yürüdüm. "Lara hanım, hoşgeldiniz." "Hoş buldum." dedim. Hoş bir eylem yüzünden burada değildim. Ancak adetten hoş gelmiş olmak gerekirdi. "Geldiğinizde göre haberi almış olmalısınız?" "Evet, o yüzden geldim. Seda, sen benim valizi Betül'ün odasına taşı benim cenazeye yetişmem gerekiyor." "Tabii Lara hanım." "Teşekkürler." diyerek yanıma sadece küçük çantamı alıp arkamı döndüm. Elimdeki telefonun sesi koridorda duyulunca arayana bakıp hızla cevapladım. "Alo Asmin." "Lara indin mi canım?" "Evet Asmin. Yoldayım." "Tamam daha bizde yeni gidiyoruz mezarlıkta görüşürüz." dedi. "Tamam." Kapattığım telefonu çantama koyup hızlı bir şekilde otoparktan arabamı aldım. Betül'ün beni görünce boynuma atlayacağını düşünmüyorum tabii. Ama babam ne olursa olsun elini üstünden çekme demişti. Babamın hatırına şımarık çocuk olan Betül'ü bile korumam gerekirse korurdum. Hoş o işi Demir baştan üstlenmişti. Babam, benden önce onu Demir'e emanet etmişti. Demir'in başına da belaydı ya neyse. *** Toprağa konulan Elif hanımın cansız bedenini sadece beyaz bir bez parçası koruyordu. İşte bu kadardı, yanına alabildiğin sadece bir metrelik beyaz bez parçasıydı. Oysa Elif hanım ve kız kardeşim, benim hastanede bir yetkim sözüm olmasın diye ellerinden geleni yapmışlardı. Üstelik yıllardır hastaneden payıma düşen hakkımı bile istememiştim. Neye yaramıştı şimdi? Bakışlarımı tören boyunca Betül'ün üstünden çekmedim. Mimik kıpırdamayan suratında, öne doğru büyük gözleri sürekli Nazlı'yı kontrol edip duruyordu. Nazlı'yla olan derdi ortadaydı Demir ve Nazlı evliydi. Ve Betül, Demir'e deli gibi aşıktı. Demir hiç bir zaman Betül'e ümit vermesede Betül kendi kendine hep gelin güvey oldu. Usulca Nazlı'nın yanına doğru yaklaştım. Yüzü salgun ve durgun duruyordu. Üstelik Demir'in de gözleri sürekli Nazlı'da mazlum ve üzgün bakıyordu. Sanırım Demir, Nazlı'yı kıracak bir şey yapmış, üzmüş olmalıydı. Ah bu erkekler hiç bir zaman değişmeyecekler. Nazlı gibi bir kadını da üzen erkek vardı ya bu hayatta. "Nazlı, iyi misin canım?" Üzgün siyah gözleri titriyordu yüzüme bakarken. "İyiyim Lara. Sadece bir annenin mezara girmesi beni hep üzer." "Haklısın, çok zor bir durum. Fakat senin üzüldüğün kadar Betül üzmülmüş müdür?" "Orası onun vicdanı ve ona kalmış." Kafamı sallayıp ağlıyor gibi duran kardeşime bakındım. Şimdi yanına gidip tesselli etmek istiyorum ancak duyacağım cümleleri az çok bildiğimden uzağında kalmayı tercih ediyorum. Mezarı kapatıp tek tek dağılan insanların arasından geçip Betül'ün yanına geldim. "Betül." "Seni burada göreceğim aklıma gelmezdi sayın doktor Lara hanım." İğneli konuşmasına aldırmayıp göz devirdim. "Burada, şu halde yapma bari Betül..!" "Ne varmış halimde? Durumu acıtasyon yapacak bir insan değilim. O yüzden acınası bir durumumda yok." "Ölen annendi Betül. Bu kadar duygusuz bir insan olamassın." Büyük gözlerinde ve gergin yüzünde mimik kıpırdamazken bir adım dibime yaklaştı. "Ne sanıyorsun. Ağlayarak senden teselli bulacağımı mı? Sana dertlenip, omuzunda ağlarım falan mı sanıyorsun? Çok başarılı doktor hanım.Babamın biricik prensesi." "Hâlâ mı Betül?" "Uzak dur benden, senden ve senin etrafında olan kadınlardan nefret ediyorum." Nazlı'dan bahsettiğini anlamak çok zor değildi. "Vazgeç bu delice aşkından Betül." "Sen ve diğerleri, hepiniz Demir'in bana geri nasıl geldiğini göreceksiniz..!" Tam saçmalama diye çıkışacakken Demir'in sesine arkamı döndüm. Betül'de hızla duruşuna çeki düzen verdi. "Tekrar başın sağolsun Betül. Benim gitmem gerek. Nazlı ve kızlar gitti." Betül hafif gülmeye zorladığı gergin yüzüyle Demir'i onaylarken Demir'in bana dönüp konuşmasıyla Betül'de olan bakışlarımı Demir'e çevirdim. "Sen bu sabah mı geldin Lara?" "Evet, Demir." "Senide bıraksın istersen çocuklar. Gerçi Tuncay Nazlı'yı eve götürdü. Suat'a bana lazım. Kızlar maça gideceklerdi. Solin'in önemli bir maçı vardı." Solin, Demir'in kız kardeşi lisanslı basketbol oynuyordu. "Yok Demir...! Ben arabamla geldim.Eşyalarım hastanede önce onları oradan alıp eve geçerim." "Tamam görüşürüz o zaman." Demir, Betül ve benim yanımdan ayrılırken Betül'de yüzüme bakmadan gidecekken sordum. "Nereye gidiyorsun? Yanlız kalma istersen benim eve gidelim." Küçümser gibi tepeden bakışlarına asla anlam veremiyordum. "Senin iki göz apartman katına mı?" diyerek kolunu birbirine bağlayıp yüzüme yaklaştı. "Hayır istemez canım. Oraya sığmam imkansız. Ayrıca nereye gittiğim, yada ne yaptığım seni ilgilendiemez." Hızlı bir şekilde arabasına yürüyen kadının arkasından bakmayı bırakıp bende arabama yürüdüm. Daha annesini yeni kaybetmiş olmak bile Betül için bir şey ifade etmiyordu. Ben biraz daha burada annesiyle kalırsa yanında bile beklemeyi düşünmüştüm oysa. Benim evim onun beğeneceği bir ev değildi. Buraya çok sık gelmediğim için hastaneye yakın, küçük bir ev almıştım. Hem bana yeterdi. Hemde ben büyük evde çalışanlar eşliğinde yaşamayı sevmiyordum. Babamla bile yaşarken her şeyiyle ben ilgilenmiştim. Babamda böyle ister ve severdi. Benim ve babamın arasındaki bağı hiç bir zaman Betül kuramamış olması Betül'de büyük kıskançlık ve hırs oluşturmuştu. Oysa babam onun için elinden ne geldiyse yapmaya çalıştığını görmek bile istememişti. Düşünmeyi bırakıp arabama yerleştim. Aynı evim gibi küçük bir arabama bindim . Hastaneye girip Betül'ün odasından valizimi alacakken masada duran evraklar ilgimi çekti. Organ nakil bilgileri, ameliyat ve bununla ilgili bir sürü evrak vardı. Ancak hastaların hiç birinin bilgileri hatta isimleri bile yoktu. Evrakları incelerken telefonumun sesiyle cebimden hızla alıp cevapladım. "Alo Demir..!" "Lara, Şimdi ambulansla hastaneye Tuncay geliyor, ilgilenir misin?" Demir'in telaşlı sesine kaşlarımı çattım. "Demir ne oluyor?" "Soru sorma Lara, dediğimi yap. Kafasına kötü vurmuşlar. " "Tamam ama kimler?" dedim telaşla bir yandan acil kapısına doğru yürüyordum. "Şimdi değil Lara, sonra." diyerek kapanan telefonu cebime atıp acil girişinde beklemeye başladım. *** Yaklaşık yarım saate yakın zaman sonra ambulansın siren sesini duyunca hızlı bir şekilde iki görevli ile birlikte açılan ambulanstan Tuncay'ın baygın bedenini çıkarıp içeri almaya başladık. Tuncay, Demir'in adamlarından biriydi. Acil müdahalede muayenesini yapıp normal odaya aldırdım. Ensesine sert bir cisimle vurmuşlar. Geceyi burada müşade altında geçirmeliydi. Demir'in alengirli işlerinden biridir diye düşünürken Tuncay'ın yattığı yatağın yanı başına oturdum. Uyuyan adamı iyice incelemem benim için normal bir durum değildi. İçimin bir tuhaf hissediyor oluşuma kaşlarımı çattım. Tuncay'ı çok tanımazdım ama arkadaşı olan Suat'ı ve Demir'i iyi tanıyordum. Üstelik Suat benimde arkadaşımdı. Yatakta bir an kıpırdanmaya başlayınca hızla ayaklandım. Gözleri açılıp kafasını sağa sola çevirdi. "Dur başını çok hızlı döndürme." Telaşlı telaşlı bana bakarken hızlı bir şekilde yataktan fırlayınca elimi göğsüne koyup ittirdim. "Ne yapıyorsun dur. Kalkma..!" "Çekilin, gitmem gerek. Yenge, Oylum." diyerek serumu çıkarmaya çalışırken elini tutup sert bir şekilde uyardım. "Delirdin mi sen..! Dokunma, iğneyi o şekilde çekersen damarın patlar." dedi bir yandan iki elini birden sıkı sıkıya tutmaya çalışıyordum. Ellerimin içindeki teni içimi sanki yüksek voltajın etkisindeymiş gibi titretince şaşkınlıkla telaşlı yüzüne baktım. "Gitmem gerek Lara hanım. Yenge ve Oylum'u aldılar." "Nee..!" diye bende onun gibi telaş içinde sorarken kalkmaya çalışan adamı tekrar durdurdum. "Dur dedim sana Tuncay..! Ani hareket yaparsan vurduklarında bir şey olmamış olsada sonrası için tehlike hâlâ devam eder... ! Kim neden aldı Nazlı ve Oylum'u?" "Bilmiyorum, attıkları uyuşturucuyu içime çekmemek için tuttum. Direnince kafama vurdular. Yüzlerini net göremedim." Eğilmiş hâlâ iki elini birden tutmaya çalışıyordum. Aslında cılız bedenimi tutup kenara bile koyardı. Fakat incitmekten korkuyor gibi elimdeki ellerini çekiştirmiyordu bile. Aklıma gelenle sessizce söylendim. "İnşallah bu işin ardında sen yoksundur Betül..!" Elimi incitmeye korkan adam beni duyunca hiddetle ellerini ellerimden kurtarıp bağırdı. "NEE.. SİZİN KARDEŞİNİZ BETÜL HANIMDAN Mİ BAHSEDİYORSUNUZ? DEMEK SİZİN BİR BİLGİNİZ VAR ..! " Kolumu sertçe tutup üzerine doğru çekti. "Anlatın çabuk ne biliyorsunuz?" Yüzüne o kadar yaklaştırınca kokusu içimi bir değişik yaptı. "B'ir ş'ey bil'diğimden d'değil." diye konuşurken hayatımda ilk defa kekelediğime şahit oluyordum. Normal bir insanın kalp atış hızı genellikle dakikada 60 ile 100 arasında olur. Bu hız, kişinin sakin ve huzurlu olduğu bir anda geçerlidir. Ancak egzersiz, stres veya heyecan gibi aktivitelerde bu durum değişiklik gösterirdi. Peki benim şimdi hissettiğim kalp atma hızım neydi?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD