4.BÖLÜM

1741 Words
Gözler, insanın en çok korktuğu sırlarını belli ettiği duyu organıydı. İnsanlar gözlerinden anlaşılırdı. Gözler her şeyi anlatırdı. Benim ölü toprak gözlerimde korku vardı. Onun derin okyanuslarında ise ölümsüzlük ve kendine inanmışlık vardı. Hiçbir duygusu gözükmüyordu gözlerinde. Ben o gözlerle hipnoz olmuştum, ben o gözlerden kaçmıştım. Gözlerim açıldığında karanlık bir odada betonda yatıyordum. Üşümüştüm, biraz kalkıp etrafıma baktığımda ise hapishaneye benziyordu burası, demir parmaklıklar vardı. İnanamıyorum, bu nedir, hayvan gibi beni bir yere tıkmışlardı. Ben bu adama sadece yanlışlıkla çarpmıştım. Adam gerçekten deliydi. Bağırmaya başladım, "İmdat, yardım edin, ben hiçbir şey yapmadım!" Ama kimse cevap vermemişti. Ağlayarak yeniden bağırdım. "Ben hiçbir şey yapmadım, bayım, beni burada hayvan gibi tutamazsınız, anladınız mı?" diyerek demir parmaklıklara vurmaya başladım. Sinir krizi geçirmeme az kalmıştı, ağlayarak yere çökmeye başladım. Kimse yok muydu gerçekten de beni buraya kilitleyip gitmişler miydi? Ayağa kalkarak etrafı izlemeye başladım. Sağımda demir bir kova vardı, onun solunda ise yerde bir döşeğimsi bir yatak vardı, çok kirli duruyordu. Üstünde ise rengi kirden belli olmayan bir battaniye vardı. Yatağa doğru yürüyerek üstüne oturdum. Yerde oturarak hasta olacak halim yoktu. Kafamı duvara çevirdiğimde bir kamera vardı. Psikopat beni izliyordu. Ben neyin içine düşmüştüm böyle? Ayağa kalkarak kameranın yanına gittim ve konuşmaya başladım. "Beni izlediğini biliyorum, Kutay denen adam, beni buradan çıkaracaksın. Ben sana hiçbir şey yapmadım. Sen delisin, anladın mı, bu yaptıkların normal değil. Benim babam polis, beni bulacaktır, biliyor musun? Seni hapislerde çürüteceğim." Adam beş dakikada hayatımı saymıştı. Bir de "yalan söyleme" diyordu. Gözümden bir damla yaş akmıştı. "Beni burada tutamazsın, ben sadece sana çarptım, yüzünü bile görmedim. Ne olur efendim, beni bırakın. Kimseye bir şey söylemem," dedim ağlayarak. Sonra sesi hoparlörlerden yankılandı. "Şimdi küçük kız, ilk kuralımızı söylüyorum: Beni bırakın diye ağlamaya başlamayacaksın, çünkü sinir oluyorum ve kötü şeyler olabilir. İkincisi ise o döşekte uyuyacaksın ve sağ taraftaki demir kovaya lavabonu yapacaksın. Üçüncüsü ise sen kaçamayacağını anladığın an ise seni yanıma alacağım." Yeniden sustu. Bir şeyler düşünüyor gibiydi. "Eğer kaçmaya çalışırsan, içeriye ilk olarak fareler gelecek. Farelerden korktuğunu biliyorum. Tabi korktuğun sırada ikinci ama birinciyi sona saklamak istedim." Kafamı sağa sola sallamaya başladım. "Hayır, hayır, olamaz." "Evet, doğru bildin. Fareleri yemeleri için ise yılanları salarım içeriye. Yılanlardan çok fazla korkuyorsun, değil mi?" Yılanlar olmazdı, en fazla korktuğum iki hayvandı. O konuşurken ne yaşadığımı anlamamıştım. Bu adam gerçekten de deliydi. Bağırarak yine soru sordum. "Beni neden burada tutuyorsun?" Biraz bekledi ve sesi yeniden yankılandı. "Küçük kız, ben bile ne yaptığıma şaşırıyorum. Bana çarptığında o toprak rengi gözlerindeki korku, o korkuya âşık oldum ben, o korkuya muhtaç olduğumu hissettim. Çarptıktan sonra benden özür dilemen o dudaklarınla. Sen gittikten sonra o gözlerin kafamda hep demir parmaklıklar arasına girdi. Ben kafamdaki her şeyi yaparım. Şu anda korku dolu gözlerinle demir parmaklıklar arasından bana bakman gibi." Ben ne yapacaktım bilmiyordum, ne gibi bir günahım olmuştu da ben böyle bir şeye düşmüştüm. "Peki ya şimdi ne olacak? Tamam, korku dolu gözlerimi demir parmaklıklar arasına soktun, ne oldu, eline ne geçti, benim burada acı çekmemin sana ne gibi şeyler verebilir?" Ona bir şeyleri açıklamaya çalışıyordum. Yeniden konuşmaya başladım. "Söylesene, ağlamam, beni bırak demem, kaçmamda ne olacak, yani eline ne geçecek? Hem senin zamanından gidecek hem de benim.” Diyerek sözümü bitirdim. Yine sesi yankılandı. “Küçük hanım, elime siz geçeceksiniz ve o küçük bedeniniz.” Bu adam neyden bahsediyordu? Beni taciz etmeyi düşünmüyordu, değil mi? Ne olur Allah’ım, düşünmesin. Ağlayarak konuşmaya başladım. “Bana dokunamazsın, anladın mı?” Sadece gülmeye başladı ve ses komple gitti, her taraf sessizleşti, ışıklar kapandı. Zor yürüyerek döşeği buldum ve yattım. Yana dönerek ayaklarımı kendime çektim ve sessizce ağlamaya başladım. Hayallerimin peşinde koşarken esaretime koşmuştum. Ben Beste Karahan, bu esaretten kurtulmanın yolunu bulacaktım. Bu karanlıktan çıkarak yeniden hayallerimin peşinde koşacaktım. Kötülük dolu dünyada saf kalmak istemiştim. Her saflığın bir kötülüğü vardı. Bir dünya düşünün, içindeki aptallarla ünlü olan bir dünya; saflığı ve masumluğu temsil eden hayvanlara tecavüz edip işkence eden, kendilerini üstün gören insanlarla dolu bir dünya. Herkes kendi günahında yanacaktı. Acısız hiçbir ölüm olmayacaktı. * Döşekte bir kıvrım olmuş yatıyordum. Acıkmıştım ve lavabom geliyordu. O beni kameradan izlerken bunu yapamayacaktım. Ayağa kalktım ve kameraya doğru yürüdüm ve konuştum: "Sen beni izlerken nasıl lavabomu yapabilirim?" Biraz bekledim, ses gelmedi. Tam arkamı dönmüştüm ki hoparlörden kalın sesi yankılandı: "Yapacaksın küçük kız ve ben seni izleyeceğim." "Yapamam, anlamıyor musun? Ben bir kızım ve utanma duygum var. Lütfen kamerayı başka bir yere çevir." Sonra yine sesi yankılandı: "Böyle bir şey olmayacak küçük hanım, seni bekliyorum hadi, o kovaya yap yapacağını. Bunun ödülü olarak içeriye bir kadın kahvaltı getirecek. Eğer yapmaz isen, inat edersen kahvaltıyı yiyemeyeceksin ve altına yapacaksın." Bunu duyunca gözümden yaşlar akmaya başlamıştı ve sinirlenmiştim. Sen kamerayı çevirmezsen ben de yok ederim. Sağıma ilerleyerek kovayı aldım ve eski yerime dönerek kameranın olduğu duvara kovayı attım ve tam isabet kamerayı kırmıştım. Sinirle kahkaha atmaya başladım. Artık tutamayacaktım. Kovayı aldım ve yere koyarak taytımı indirdim, sonra ise külotumu, lavabomu yapmaya başladım. Kovayı aldığım yerin birazcık ötesinde bir musluk vardı, ellerimi yıkadım. Sabun yoktu, ne kadar temizlendiyse artık. Tam döşeğe doğru yürüyordum ki demir bir kapı açıldı, öyle bir ses çıkmıştı ki bir bomba patlıyor sanmıştım. Arkamı döndüğümde deniz gözlü adamı gördüm, bana o kadar derin bakıyordu ki süzdüm önce. Yine siyahlar içindeydi, boynundaki damarlar sinirden kabarmıştı. Gözleriyle beni hipnoz ediyordu. Demir parmaklıkların yanına yavaşça yaklaştı. Cebindeki anahtarları çıkararak açtı kapıyı, içeri siyah parlak ayakkabılarıyla girdi. Ürkmüştüm, gözlerine korku dolu gözlerimle baktım. Korku dolu gözlerimi görünce dudakları iki yana doğru çıktı, gamzeleri vardı. Yanıma siyah ayakkabılarıyla yavaşça geldi ve konuştu: "Küçük kızım, sen böyle korku dolu gözlerle bana bakarsan seni bırakamam ki," dedi. Neye uğradığımı şaşırdım, daha çok yaklaşmaya başladı. Ben de geriye doğru adım atmaya başlamıştım. O geldikçe aslandan kaçan bir ceylan misali ondan kaçmak istedim. O siyahtı, o gerçekten de siyahtı. Beni de siyahına bulayacaktı, bunu anlamıştım. Bu adam benim içimdeki masumluğu söküp alacaktı. Yine gerileyecektim, ama arkamdaki sertlikten duvara vardığımı anladım. Yanıma geldi, ölü toprak rengindeki saçlarıma dokundu. Saçlarımı yana çekerek boynumu açığa çıkardı. Boynuma yaklaştı ve kokumu içine çekti. Nefes almaya korkuyordum. "Nefes al küçük kız," dedi ve nefes almaya başladım. Bu adam ölüm kokuyordu, kan kokuyordu. Onun kokusuyla ciğerlerim doldu ve o koku benim ölümümdü, biliyordum. Boynumdan kafasını kaldırdı ve gözlerime baktı. Gözlerimden yaşlar aktığını o bana bakmadan önce bilmiyordum. Bu yaşlar korkudan değildi, kan kokusundandı. Ellerini saçlarıma uzattı ve saçlarımı arkama doğru çekti. Ağzımdan inleme kaçtı. Saçlarım çok narindi, çok ağrıyordu. Gözyaşlarım daha çok akmaya başladı. Sonra ise sinirle bağırmaya başladı: "Sen kendini çok mu akıllı zannediyorsun? O kamerayı kırdın ama her yerde kamera var küçük kız, soluna bak. Küçücük bir kamera var, ondan çok fazla var biliyor musun? O aklını alırım senin, yok ederim. Bir daha yapmayacağım efendim diyeceksin hadi, bakma öyle yüzüme." Bu adam deliydi, bunu anlamıştım. Korkuyla gözlerim kapandı ve daha çok ağlamaya başladım. Duvara sertçe itti ve saçımı daha çok çekmeye başladı. Ağrıdan ne yaptığımı anlamadım ve dediğini dedim: "Bir daha yapmayacağım efendim." Bu kelimeler benim boyun eğdiğimi göstermiyordu. Bunu duyduğunda sinsice güldü. Saçlarımı yine çekti. Sonra beni döşeğe fırlattı. Kafam duvara çarpmıştı ve gözlerim yavaşça kapandı. Birisinin beni kucağına aldığını hissettim. Ve beni kucağına alan kişi konuşmaya başladı: "Küçük kızım, bana yavaş yavaş boyun eğeceksin, eğer eğmez isen ben eğmesini bilirim." Boynumu yavaşça öptü ve geriye doğru çekildi. Ayak sesleri betondan dolayı yankılanıyordu. Yavaş adımlarla demir parmaklıklara yaklaştı ve dışarıya çıktı, demir parmaklıkların kapısını kilitledi ve geldiği kapıdan çıktı. Gözlerim yavaşça yeniden kapandı. Arkamdan bir kapının kapandığını duydum. Karanlık en büyük düşmanım olan karanlık beni yine kucakladı ve her zaman da kucaklayacaktı. Karanlık benim korku dolu gözlerime aşık olmuştu. * Gözlerimi, belimdeki ve saç diplerimdeki ağrıyla açtım. Döşekten biraz doğrularak etrafıma bakındım. Gözlerime inanamadım; döşeğin yanında bir tepsi vardı ve üstünde kahvaltılık yiyecekler vardı. Çok acıkmıştım. Döşekten tam doğrulduğumda gözlerimin önüne karanlık gelmişti. Başım dönüyordu, yavaşça tepsiye doğru eğildim ve yiyeceklerden yemeye başladım. Yine bayılamazdım. Kafam zonkluyordu; beni o kadar sert fırlatmıştı ki, başıma elimi götürdüm ve kurumuş kan elime geldi, kan boynuma doğru akmıştı. Ben de kan kokuyordum. Temizlenmem gerekiyordu. Yemeği yedikten sonra tepsiye bakıp çatal var mı diye kontrol ettim ama yoktu. Adam zekiydi, hiç çatal koyar mıydı? Kafamı kaldırıp etrafıma baktığımda musluğun yanında bir küvet olduğunu gördüm. Nasıl görememiştim? Çok şaşırmıştım, bu küvet buraya nasıl gelmişti? Kameraya baktığımda ise yepyeni bir kamera koyulmuştu kırdığımın yerine ve ona da demirlerle koruma koyulmuştu. Benim buradan çıkmam bir mucizeydi, bu mucizede gerçekleşmeyecekti, biliyordum. Sonra hoparlörden onun kalın sesi yankılandı: "Küçük hanım, çok şanslısınız; artık pisliğinizden kokmayacaksınız. Küvetin musluğunu açtığınızda sıcak su gelecek. Maalesef sadece sıcak su geliyor, beyaz tenin biraz kızaracak. Küvetin içinde beyaz bir elbise var ve beyaz babetler. Yıkandıktan sonra onları giyeceksiniz. Ve ben sizi izliyor olacağım. Eğer yıkanmayacağım derseniz, önce oraya geleceğim, sıcak suyu küvete dolduracağım ve sizi kendi ellerimle soyacağım. Sonra sizi küvete koyacağım ve nefessiz bırakana kadar kafanızı sudan çıkarmayacağım. Bunların olmasını istemiyorsanız eğer, kameraya bakarak soyunun ve yıkanın." Gözlerimden yeniden yaşlar akmaya başladı. Bunu yapmak zorundaydım çünkü benim boğulma korkum vardı. Sonra sesi yeniden yankılandı: "Hadi küçük kızım, yaparsın nefessiz kalmamak için." Korkuyla gözlerimi kapattım ve üzerimdeki siyah kazağı çıkardım önce, sutyenimle kalmıştım. Sonra sesi yine yankılandı: "Kameraya bak." Sesi sertti. Emrine uydum ve yaşlı gözlerimi açtım, kameraya bakarak taytımı da çıkarmaya başladım. O da çıkmıştı, sutyen ve külotumla kalmıştım. Sesi yine geldi, sert bir biçimde: "Devam et dedim." Son kalan iç çamaşırlarımı da çıkardım. Sonra küvete doğru ilerledim ve sıcak suyu açtım. Küvetin dolmasını bekledim çıplak, çıplak. Kadınlığımdan utanıyordum. Kendimden utanıyordum. Küvet yarısına kadar dolduğunda içine girmiştim. Küvetin yanında bir bölmesinde ise beyaz bir sabun vardı, kokusuzdu. Bedenim ıslandığında sabunu yavaşça bedenime sürdüm ve köpürmesini sağladım. Vücudum suyun sıcaklığından dolayı kızarmıştı. Sabunu kadınlık yerime ve göğüslerime sürdüm. Saçlarım suda beni saran kollar gibi her yerime yayılmıştı. Bir saat küvette durmuştum ve su soğumaya başlamıştı. Sudan çıkmam gerekiyordu yoksa hasta olabilirdim. Yavaşça küvetten kalktım ve üstümden sular akmaya başladı. Küvetten çıktığımda yerde beyaz bir havlu gördüm. Onu almak için eğildiğimde sesi yeniden yankılandı: "Küçük hanım, bana bu manzarayı sunduğunuz için ödüllendirileceksiniz," dedi ve güldü. Çabucak havluyu aldım ve vücudumu kuruladım. Beyaz elbiseyi elime aldım ve baktım. Beyaz tüllerden oluşuyordu ve içinde az da olsa bir astarı vardı. Havluyu vücudumdan attım ve beyaz elbiseyi giydim. Dışarıdan melek gibi durabilirdim ama içimden bir yerden masumluğumu alıyorlardı. Beni karanlık zindanlara atan adam benim buradan kurtuluş yolum olabilirdi. Elbiseyi üzerime geçirdikten sonra saçlarımı da havluyla kurulayabildiğim kadarıyla kuruladım. Ve yerdeki babetleri alarak döşeğe doğru ilerledim ve oturdum. Ayağıma babetleri geçirdim. Sonra da döşeğe uzandım ve ayaklarımı kendime çekerek cenin pozisyonunda yattım. Sert kayalara çarpmıştım. Beni denizinde boğacak adamın ellerindeydim. Kurtuluş yolumun olduğunu düşünmüyordum. Her şeyi akışına bırakacaktım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD