Bölüm şarkımız
This world can hurt you
Bu dünya seni üzebilir
It cuts you deep and leaves a scar
Derinden keser ve iz bırakır
Things fall apart, but nothing breaks like a heart
Her şey yıkılır ama hiçbir şey kalp kadar kırılmaz
And nothing breaks like a heart
Hiçbir şey kalp kadar kırılmaz
Miley Cyrus - Nothing Breaks Like A Heart
}•{
Geçmiş izi geçmeyen bir yara gibi sana yapışıp kalır. Her zaman seninle her yerdedir. Unutulmak istemez ve iyileşen bir yara gibi kaşınır. Her uykuya daldığında, beynin karanlık yerlerinden güz yüzüne çıkar.
Her gece gördüğü kabusları ne zaman bitecek diye ağlayan kız, özgür olmuştu. Karanlığa çekilen kıza bir umut doğmuştu. Artık kimse o umudu katrana boyayamazdı.
Özgürlük kavramı neydi? Kime göre özgürdük? Bir yolda tek başına yürümek midir? Yoksa sana kimsenin karışmaması mıdır? Bence özgürlük saçının rüzgarda uçuşmasıydı. Rüzgarı teninde hissetmekti özgürlük. Beni yok etmeye çalışanlardan uzak olmaktı özgürlük.
Bir gün bir adam beni esirliğimden kurtardı. Bana yeni bir hayat bahşetti. Bana saçlarımın rüzgarda uçuşmasını bahşetti. Bana özgürlüğümü verdi.
*
Arabanın durmasıyla Acaralp tarafından uyandırılmıştım. “Beste hadi kalkman gerekiyor uçağa bineceğiz.” Ne uçağa mı binecektik? Nasıl yani nereye gidiyorduk. Hemen konuştum. “Neden nereye gidiyoruz?” Acaralp sorumla gülümsemişti.
Gözlerime bakarak konuştu. “ Sana nereye gideceğimizi söylemediğim için özür dilerim. Uçakla İstanbul’a gideceğiz. Şuan ise İzmir’deyiz.” Ağzım açık Acaralp’i dinlemiştim.
Nasıl yani Kutay psikopattı beni Muştan İzmir’e mi getirmişti. Aman Allah’ım. Bu nasıl olurdu. Demek ki o araba bagajında daha fazla uyumuştum. Hemen konuştum. “Biz Muşta değil miyiz? Ben en son Muştaydım. Kutay beni İzmir’e mi getirmiş.” Acaralp de benim gibi şaşırmıştı. “Nasıl yani seni Muştan mı kaçırdı. İnanamıyorum. Adam şehir şehir geziyormuş kız kaçırmak için.”
İkimizde şaşkındık. Acaralp arabanın kapısını açarak dışarıya çıktı. Tam bende çıkacakken benden tarafa gelerek kapımı açmıştı. Biraz utanmıştım çok tuhaf bakıyordu bana. Sanki içine gömecek gibi. Ay bu düşünceleri kafamdan atmam gerekiyordu. Adam beni kurtarmıştı. Yan gözlemi bakacaktım. Daha on dokuza bile girmemiştim. Acaralp yirmi beşten büyük gibi duruyordu.
Ay bunlar benim kafamdan çıkmıyordu.
Acaralp kapıyı açtıktan sonra bende çıkmıştım. Kapıyı kapattığında nerede olduğumuza bakmak için etrafıma baktım. Bir hava alanındaydık. Karşımızda bir çok uçak vardı ve uçakların kuyruk yerlerinde büyük bir şekilde 'AA’ yazıyordu. Bu uçakların Acaralp’e ait oldukları ortaya çıkmıştı.
Acaralp’e hemen sordum. “Neden bu kadar uçak önümüzde duruyor.” Acaralp gamzelerini belli edecek bir şekilde gülümsemişti. Gülümsemesiyle konuştu. “Yanımda iki yüzden fazla adamla geldim ve onları da uçakla getirdim. Arabayla gelecek halleri yoktu.” “Anladım.” Diyerek cevap vermiştim.
Acaralp kolunu göstererek koluna girmemi istiyordu. Gözlerine baktım. Kötü bir niyet yoktu. Sessizce koluna girdim. Yavaşça öndeki büyük uçağa ilerledik. Çünkü bu uçak diğerlerinden büyüktü. Acaralp çok fazla zengindi.Aylada bundan bahsetmişti. Abisi aile şirketini büyüterek yurt dışına bile taşımıştı. Böyle söylemişti.
Uçağın merdivenlerinden yavaşça çıkmaya başladık. Ben uçağa ilk defa binecektim. Ve biraz korkuyordum. Hiç şehir dışına çıkmamıştım. Acaralp önden uçağa girdi. Bende arkasından girmiştim. İçerisi deri koltuklardan oluşuyordu. Arka tarafta bir kapı vardı.
İçeri girdiğimiz an hostes yanımızda bitmişti. Kızı biraz süzdüm. Siyah saçlı ve koyu kahve gözlere sahipti. Mini siyah bir etek ve beyaz bir gömleğe sahipti. Kız Acaralp’e yiyecek gibi bakıyordu. Acaralp’i biraz süzmüştü. Gözleri bana geldiğinde ise küçümsemiş gibi baktı. Ben bu kızı yollardım. Yolduğum saçlarını da ellerine verirdim. Kıza iğrenerek baktım.
Kimse beni küçümseyemezdi. Kız bizi deri koltuklara yöneltti. Acaralp çift kişilik yere ilerledi. Beni de yanına çağırmıştı. Camdan tarafa oturmayarak diğer tarafa oturmuştu. Camdan tarafa benim oturmamı istiyordu. Bende hemen yanına oturdum. Kızda arkamızdan gelerek. “Efendim bir şeye ihtiyacınız var mı.” Demişti Acaralp ise sert bir şekilde “Şimdilik gerek yok.” Demişti kız yüzü düşerek arka tarafa ilerledi.
Bir on dakika sonra ise Ayla gelmişti. Bana gülümsemişti. Abisinin ise yanağından öperek “Canım abim seni çok özledim.” Dedi sonra ise “Abi ben çok yoruldum. Arka tarafta uyuyabilir miyim?.” Acaralp den cevap gecikmeyerek “Tabiki de abim git sen biraz dinlen. İnişte ben seni uyandırırım.” Ayla kafasını sallayarak arka tarafa doğru ilerledi. Kapıyı açarak içeriye girdi.
Uçak havalanmaya başlamıştı ve bende heyecanlanmaya. Uçak havada süzülürken bende yuvarlak camdan dışarıya bakıyordum. Gökyüzü masmaviydi. Bulutlarda havaya sanki pamuk şeker koyulmuş gibi duruyordu. Aşağıya baktığımda ise biraz başım dönmüştü.
Demek ki yükseklik korkum varmış. Acaralp den tarafa döndüğümde ise onun beni izliyor oluşunu gördüm. Bana gamzelerini çıkarak gülümsüyordu. Gülümseyerek konuştu. “Etrafı bir küçük kızın heyecanlı halı gibi izliyordun. İlk defamı uçağa biniyorsun.” Of yine kendimi utandıracak bir şey bulmuştum. Hiç görmemiş gibi etrafı izlersem böyle olurdu.
Yanaklarıma ateşin çıktığını anlamıştım. Açık tenimden dolayı kızardığım daha belli oluyordu. Acaralp kızardığımı gördüğün de daha çok gülümsedi. Sonra yeniden önüme gelen saçımı kulağımın arkasına koydu. “Utanmana gerek yoktur. Bu normal bir şey.” Ona kafamı sallayarak cevap verdim.
O ise elline ne zaman aldığını bilmediğim tabletine baktı sonra yeniden bana döndü “Şirkette bir sorun çıkmış tabletle ilgileneceğim. Sen bekleyebilir misin?” “Tabiki” o tabletiyle ilgilenirken bende camdan dışarıya bakmaya başladım. Gökyüzünün güzelliğine tekrar baktım.
Zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım. Uçak inişe hazırlanıyordu. Acaralp tabletten başını kaldırmamıştı. Bende dışarıyı seyretmiştim. Yolculuk bir buçuk saat gibi bir süre tutmuştu. Sıkılmadan gökyüzünü seyretmem Acaralp’i gülümsetmişti. Bende onunla gülümsemiştim.
Uçağın inmesine on dakika vardı. Acaralp’in tablette işi bitirerek kafasını kaldırdı. İlk işi bana dönmekti. Birden konuştu “Uçağın inmesine on veya on beş dakika var istersen bana soru sorabilirsin.” Ondan tarafa dönerek tam yüzüne baktım. Oturduğumuz da bile benden baya uzundu. Bu adam gerçekten de iki metre vardı.
“Hm o zaman sana istediğim soruyu sorabilir miyim?” o da hemen cevap verdi. “Tabiki de” ne sorsaydım acaba ilk acaba. İlk aklıma gelen soruyu tabiki de. “Acaralp kaç yaşındasın?. Aylada hiç söylemedi.” “Hm demek benim dedikodumu yapıyordunuz.” “Yok öyle değil.” Birden sorduğum soruya cevap verdi. “ Yirmi dokuz yaşındayım. Başka soru.”
Aramızda on bir yaş vardı. Acaralp benden baya büyüktü. Sonra aklıma gelen ikinci soruyu sordum. “Kutay’ı eskiden tanıyormuşsun gibi geldi bana. Aileni neden öldürdü Kutay?” sorumla biraz afallamıştı. Soruma hemen cevap aldım. “Eskiden Kutay’ın Babasıyla benim babam yakın arkadaşlardı. Kutay’ın babası Mehmet bey kız kaçakçılığı yapardı. Babamla bu yüzden aralarını bozdular. Babam bu işlere karşıydı. Kutay’ın babası Mehmet düşmanları tarafından öldürüldü. Kutay’ın ablası Ferda kardeşini babama karşı kışkırtı ve Kutay aile evimize giderek, anne ve babamı elleriyle boğarak öldürdü.” Ağzım açık dinlemiştim söylediklerini.
Acaralp’in biraz gözleri dolmuştu. Ailesi boğazlanarak öldürülmüştü. Sevgiyle büyütülen bir adama benziyordu. Demek ki ailesi iyi insanlardı. Babası gurur duyulacak birsiydi. Yakın arkadaşını bile silmişti. Bu işi yapıyor diye. Hiçbir şey söyleyemedim. O da söylemedi ikimizde önümüze döndük.
Acaralp bir süre sonra ayağa kalktı. Bana bakarak konuştu. “Ben Aylayı uyandırıp gelirim. Birazdan inişe geçeceğiz.” Bende kafa sallayarak cevap verdim.
Acaralp, Aylayla geri gelmişti. Aylanın saçı başı dağınıktı. Uykulu uykulu esniyordu. Tipi baya komikti. Aylaya bakarak kıkırdamıştım. Acaralp benimle birlikte gülmüştü. Aylaya bakarak “Kızım bu ne hal. Savaştan çıkmış gibisin” gerçekten de öyleydi. Yatakla savaşmış gibiydi.
Ayla ise “Abi valla akşamdan beridir uyumuyordum. Bu uyku bana iyi geldi. Tipim o kadar dağılmamıştır ya.” Elline tableti alarak siyah ekrandan kendisine baktı. Sonra ise bir çığlık koptu. “BU TİPİM NE BENİM NE OLMUŞ BANA.” Biraz daha güldüm. Acaralp de öyle. Ayla sinirle yanımızdan kalkarak lavaboya gitmişti.
Biz yine Acaralp’le tek kalmıştık.Bana çok derin bakıyordu. Bakışlarını anlamış değildim. Uçak inişe geçmişti. Üçümüz de yerlerimizde oturarak kemerlerimizi bağlamıştık. Uçak biraz sarstığında korkmuştum. Acaralp birden elimden tuttu. İkimizde göz göze geldik.
Acaralp kulağıma fısıldadı. “Sadece bir sarsıntı. Korkma ben senin yanındayım.” Dedi kafamı salladım sadece. Sarsıntı geçtiğinde uçağın yere inme işlemi tamamlanmıştı. Artık İstanbul’daydım. Uçağın kapısı açıldı görevli merdiveni getirmişti. İlk Ayla indi. Acaralp yeniden kolunu gösterdi. Ne demek istediğini anladım ve hiç düşünmeden koluna girdim.
İkimiz merdivenlerden indik rüzgar saçlarımı uçuşturmaya başladı. Tenimde hissettim. Çok güzel bir duyguydu. Rüzgarı hissetmek. Yine son model bir araba bizi bekliyordu. Ayla bizden önce indiği için hemen arabaya binmişti. Acaralp’le kol kola merdivenden indikten sonra arabaya ilerledik.
Ön kapıyı açtı bende oturdum. Kendisi de sürücü koltuğuna geçti. Kemerini bağladı ve arabayı çalıştırdı. Bana bakarak “Eve gidiyoruz.” Dedi.
Bana ev olabilecekler miydi?
Bilmiyordum ama kendime bir ev bulmuştum.
}•{