**Bölüm Şarkımız**
Vuruldum
Aynı yerden üst üste vuruldum
Ama sustum
Dağıttın hayatımı
Beni ağır yanılttın
Acım oldun
**Simge - Üzülmedin mi?**
---
Odaya giren Ayla'yla çalışma masasından kalkmıştım. Kutay’ın gideli iki saat oluyordu. Saçımın nemi de gitmişti. Onun iğrenç yüzü, derin okyanusları bana o kadar itici geliyordu ki. İlk başlarda belki beni bırakır diye içimde umutlar olmuştu, ama artık onlar yoktu. Acaralp beni kurtarabilirdi.
Emin değildim ama içimde biraz bile olsa umut tohumları serilmişti. Ayla kapıyı örterek yanıma geldi. Yaptığım çizime baktı. “Vay canına Beste, bu resim çok güzel. Buradaki adam kim? Kara kalem çalışman çok güzel.” Ben de bilmiyordum; hayal etmiştim ve ortaya bu çıkmıştı. Bu günlerde çok fazla mafyanın arasında kalınca böyle oluyordu.
Çizdiğim resimde adamın yüzünü siyah maskeyle kapatmıştım. Yüzünü çizmek istemiyordum. Çizimim her zaman çok iyi olmasa da yine becerebiliyordum. Güzel Sanatlar okumak istiyordum. Ailem hiç şans vermemişti. Dijital resim de yapıyordum ama kimseye belli etmiyordum. Resim çizmeyi artık hobi olarak görüyordum.
Ayla’ya cevap verdim. “Ayla, abinin mektubunu sen mi koydun masama?”
“Hayır Beste, ben koymadım. Benim de daha yeni haberim oldu. Abimin birkaç adamı daha var burada; onlardan birisi koymuş olabilir.”
Abisine şimdilik güvenmem lazımdı. Tek kurtuluş yolum Acaralp’ten geçiyordu. Tek güvencem oydu. Ayla’ya baktım; çok güzel bir kızdı. Simsiyah saçları ve yeşil gözleri vardı. Artık yanıma gelirken maskesini çıkarıyordu. Ona sormam gereken bir şey vardı: Neden o maskeleri takıyorlardı?
Bunun cevabını çok merak ediyordum ve bir de bütün hizmetçilerin gözü yeşildi. Bütün yeşil gözlü kızlar buradaydı.
İlk başlarda çok tuhaf geliyordu ama cevap alabileceğim birisi vardı artık. Ayla’ya hemen sordum. “Ayla, neden buradaki kızların hepsi yeşil gözlü anlamış değilim. Daha önceden yanıma gelen kadınların gözü de yeşildi. Bunun nedeni nedir?”
Ayla biraz yüzüme baktı, kararsız gibiydi anlatacağı şeylerden dolayı. Ama yine de konuştu: “Beste, ben de tam anlamış değilim ama burada bir sistem var. Yöneticilerin yanında olanların göz rengi yeşil; yöneticilerin yanında olmayanların ise kahverengi. Tam anlamış değilim ama güvenliğe bakanların ise mavi.”
Ayla’nın gözlerine baktım; çok güzeldi ama biraz tuhaftı. Ayla, gözlerine baktığımı anlayınca güldü ama ben konuştum. “Ayla, ama senin gözlerin biraz tuhaf gibi.”
Ayla güldü. “Beste, sen çok iyi bir gözlemcisin. En iyi lensi takmıştım ama sen yine de anladın. Benim gözlerim lens. Abimin isteği üzerine lens takıyorum. Yöneticilerin yanında olabilmek için takıyorum.”
Baya bir şaşırmıştım. Nasıl yani, yöneticilerin yanında olanların gözü yeşil miydi? Şöyle bir düşününce, uçurumun kenarındayken beni vuran adamın gözleri maviydi. Burası neydi böyle ya? Burada bir şeylerin döndüğüne emindim, kötü şeylerin. Ayla, şaşırdığıma biraz güldü.
Ayla yanıma gelerek, “Peki, abimin teklifini kabul edecek misin?” diye sordu. Düşünüyordum kabul etmeyi. Ama tuhaf olan bir şeyler vardı. Acaralp’e güvenebilecek miydim bilmiyordum. Ama tek kurtuluş yolumu da yok edemezdim.
“Başka kurtuluş yolum mu var, Ayla? Kabul etmekten başka çıkış yolum yok.” Ayla sadece tebessüm etti.
“Mutlu oldum senin için, Beste. En iyi yolu seçtin. Ben olsaydım, ben de senin gibi bu yolu seçerdim. Ama dikkatli olmalısın, unutma. Buradaki kimseye güvenmemen lazım.” Bu sözleriyle kafam karışmıştı ama fazla üstelemedim.
Acaralp, beni buradan kurtaracağını söylüyorsun. İnşallah başarabilirsin, Acaralp, yoksa ben intihar etmenin yollarını arayacağım.
En aciz şey intihar etmektir ama bedenime dokunulmasını asla kabul edemem. Ben kendi bedenime bakamıyorken, o dokunmaya çalışıyor. Kutay, ölmeni istiyorum. İntikamım çok büyük olacak. Sen beni öldürmeden ben seni öldüreceğim. Yok olmanı sağlayacağım.
Ayla hâlâ odadan çıkmamıştı. Yüzüne baktım; hüzünle bakıyordu. Neden hüzünle bakıyordu ki? Bir şeyler mi vardı?
“Ayla, bana neden öyle bakıyorsun? Bildiğin bir şey mi var?” dedim. Ayla konuştu: “Çok küçüksün Beste, o kadar küçüksün ki nasıl bu durumlara düştün, anlamıyorum. Kutay takıntılı adamın teki. Ablası da ayrı manyağın biri. Ablası çok değişik; anlamış değilim onu da.”
Ablasını görmüştüm. Kadın önüme çıkmıştı, bir de oyun yapmıştı. İyi ki de arabasına binmemiştim; binseydim ne olurdu acaba? Kesin beni o kaçırırdı. Her şey planlanmıştı. Belki de benim o gün evden kaçacağımı biliyorlardı. Bu insanlara güven olmayacağını bir kez daha anlamıştım.
Ayla’nın sesini duydum. “Bestecim, ben sana yiyecek bir şeyler getireyim, acıkmışsındır.” Sadece kafamı salladım. Biraz acıkmıştım; yiyecek bir şeyler getirmesi iyi olurdu.
Ayla kapıyı örterek odadan çıktı. Odada tek kalmıştım.
Yarım saat gibi bir süre geçti ama Ayla hâlâ gelmemişti. Bir şey mi oldu acaba? Endişeleniyordum. Odadan çıksam bir şey olmazdı. Yavaşça yerimden doğruldum ve sessiz adımlarla kapıya doğru ilerledim.
Kapıyı ses çıkarmadan açtım. Kimseler yoktu kapının yanında. Kapıyı doğrudan açtım ve dışarı çıktım. Her yer bembeyazdı, parkeler bile. Beyazla sorunları mı var bunların ya? Fazla kafaya takmayarak yürümeye başladım. Bu katta kimse yok gibiydi; çok sessizdi. Beyaz koridorun sonu gelmişti ama kimse yoktu.
Bir kapının yanından geçerken bir ses duydum. Bu ses Kutay’ın ablasının sesiydi: “Kutay, kızın babasını nasıl öldürürsün ya? Sen kafayı bu kızla bozdun. Bırakalım gitsin kızı.” Ne diyordu bu kadın böyle? Babamı Kutay mı öldürmüş? Yanağımdan bir damla yaş aktı. O adam için çok bileydi ama babamdı işte, kalbim sızlamıştı.
Biraz daha onları dinledim: “Abla, benim sevdiğim kadına kimse orospu diyemez, anladın mı? Daha kötü şeyler de yapardım da, kızına dua etsin. Bir kere Beste’yi bırakmayı düşünmüyorum, ondan çocuğum olmalı.”
Bu adam gerçekten de manyaktı. Neyi anlamıyordu ya? Benden olmaz işte, ona bir çocuk veremezdim. Ferda Hanım yeniden bağırarak konuştu: “Kutay, az bir zamanın kaldı, bir erkek çocuğun olması gerekiyor biliyorsun, değil mi? Her zaman o kızın peşindeydin. Bir şey demiyorum ama artık yeter, bırak kızı, ondan sana hayır yok. O kıza güvenmiyorum. Bebeği alıp giderse ne olur ya?” Kutay elini saçlarının arasından geçirerek konuştu:
“Abla, buradan çıkamaz. O bebek Beste’den olacak, anladın mı? Az kaldı zaten; tamam dediği anda tüp bebek olarak da yapabiliriz, illa cinsel yollarla yapmamıza gerek yok.” Ferda yeniden konuştu ama bu defa biraz daha farklıydı.
“Lan, kızı gördüm çarşafla odasına giderken, nasıl kötüydü. Ben o Ayla denen kızı göndermeseydim, devam edecektir değil mi? Yazık değil mi kardeşim?”
“Evet abla, devam edecektim; ne olursa olsun devam edecektim. Ondan bir bebeğim olsun istiyorum çünkü.” Bu adam ne diyordu böyle? Sonra bir şey oldu; kapıdan dinlerken kapı aralıktı, ama ben önünde durup biraz da yaslanınca bir gıcırtı sesi geldi. Kutay beni gördü.
Hızla kapıya doğru geldi. Tam kaçacakken saçlarımdan tuttu beni. “Demek kapı dinleme huyun var, sevgilim. Ama şimdi başına kötü şeyler gelecek.” Bağırıp çığırmaya başladım. Beni Ayla kurtarabilirdi, ancak o da yoktu ki. Saçımdan sürükleyerek beni odasına götürüyordu.
Gözüm korkuyla açıldı. Bir daha o odaya gidemezdim. Hayır, olamazdı. Saçımdan tutuyordu ama arkamdaydı. Erkekliğine ayağımla sertçe vurdum. Saçlarımı bırakmıştı, koridorda kaçmaya başladım ama arkadan Kutay’ın sesi geldi: “Eğer Beste, o kapıdan çıkarsan annen ölecek, aynı baban gibi.” Bu sesiyle bir adım daha atamadım. Nasıl atabilirdim ki? Annem bana kötü davransa da benim annemdi.
Yavaşça yanıma yaklaştı. “Hadi git Beste, çık o kapıdan. Çık hadi, bir adım daha at.” Gözümden yaşlar akmaya başladı. Bu sefer kolumdan tutarak beni odama götürdü. Kolumu çok sıkıyordu, kesin moraracaktı.
Odanın kapısını açarak beni sert bir şekilde içeri itti. Dizlerimin üstüne düştüm. Ağlamam daha da artmıştı. Dizlerim ağrıyordu. Kutay bağırarak konuşuyordu ama hiçbir şey duymuyordum. Gözümün önü kararıyordu, kesin bayılacaktım. Ayla bana yemek getirmek için gitmişti ama gelmemişti. Eğer gelseydi bunları yaşamamış olacaktım.
Hiçbir sesi duymadım ve bayıldım. Babam ölmüştü. Annemin ölmesini düşünemedim. Bana kötü davransa bile arkamda durduğu zamanlar olmuştu. Beni sevmezdi ama içimdeki küçük kız annesini çok severdi. Bir kızın annesi her şeyiydi. Ona bunu yapamazdım.
Gözlerim karanlıkla buluştu. Hiç sevmediğim karanlıkla buluştu. Elimi tutacak kimsem yoktu. Acaralp, kurtar beni bu karanlıktan...