Sabah alarmı çaldığında gözlerimi açmadan önce birkaç saniye yatağın içinde kaldım. İçimde garip bir sıkışma vardı. Yeni iş heyecanı falan değil… daha çok, yeniden sıfırdan başlama hissi.
Yirmi beş yaşındaydım ve hâlâ hayatımın oturduğunu hissedemiyordum. İnsan bir yaştan sonra kendini başkalarıyla kıyaslamaya başlıyor. Eski arkadaşlarımın bazıları evlenmişti, bazıları düzgün maaşlı işlere girmişti. Ben ise dev bir AVM’de mağaza çalışanı oluyordum.
“Geçici,” dedim kendi kendime.
“Bu da geçici.”
Ama insan bazı şeyleri ne kadar tekrarlarsa tekrarlasın, içinde başarısız olmuş gibi hissedebiliyordu.
AVM’ye ilk girdiğimde her yer aşırı parlaktı. Yeni açılmış mağaza kokusu, klima serinliği, çalışanların yapay enerjisi… Hepsi birbirine karışıyordu.
Personel bölümüne geçince ortam değişti tabii. Dar koridorlar, metal dolaplar, üst üste yığılmış koliler…
Bana boş bir dolap bulmamı söylediler. Koridorun sonundaki dolabın kapağını çektim ama açılmadı. Biraz daha sert asıldım.
“Napıyorsun sen?!”
Ses öyle sert çıktı ki elim refleksle çekildi.
Yan taraftan bir kız ayağa kalktı. Çömelmiş bir şey arıyormuş meğer. Kumral saçlarını dağınık toplamıştı. Gözleri direkt sinirli bakıyordu.
“Bozacaktın dolabı.”
“Boş sandım.”
“Bakmadan mı davranıyorsun?”
Ses tonunda direkt küçümseme vardı. Daha ilk dakikadan.
Ben de hafif gerildim.
“Yanlışlık olmuş.”
Kız gözlerini devirdi.
“Belli.”
Sonra dolabı çekip kapattı. Sanki çocuk azarlar gibi davranıyordu.
İçimden “Ne itici insanmış” diye geçirdim.
Adının Ece olduğunu biraz sonra öğrendim.
Ve gün boyunca keşke öğrenmeseydim diye düşündüm.
—
İlk birkaç saat zaten berbattı. Sürekli koli taşı, ürün diz, barkod kontrol et, müşteriye gülümse…
Bir yandan da yeni olduğun için herkes sana yarım ağızla iş anlatıyor. Hata yapınca suçlu sen oluyorsun.
Ama en sinir bozucu şey Ece’nin tavırlarıydı.
Ne yapsam bir şey buluyordu.
“Etiket yamuk olmuş.”
“Kutuları yanlış dizmişsin.”
“Orası öyle yapılmıyor.”
Sürekli üst perdeden konuşuyordu. Sanki mağazanın sahibi.
En sinir olduğum şey de bana bakış şekliydi. Böyle… beceriksizmişim gibi.
Öğleden sonra depoda ürün dizerken yanıma geldi. Elimdeki kutuyu direkt aldı.
“Şöyle yapacaksın.”
“Biliyorum.”
“Bilmiyorsun işte.”
Ses tonu küçümseyiciydi.
Bir an elimdeki kutuyu yere çarpasım geldi. Zaten bütün gün yorgundum. Yeni ortam, stres, insanların yapmacık tavırları…
Bir de bu kız tepeme çıkıyordu.
Ama belli etmedim.
Yeni işe giren adam sinirini gösteremezdi. Özellikle benim gibi paraya ihtiyacı olan biri.
Dişimi sıkıp çalışmaya devam ettim.
—
Akşam molasında yemekhaneye indiğimde omuzlarım ağrıyordu. Telefonu çıkarıp boş boş kaydırmaya başladım.
Karşı masada Ece vardı.
Bu sefer arkadaşlarıyla gülüyordu. İlginç şekilde… güzel görünüyordu.
Sinir bozucu derecede güzel.
Yüzündeki o sert ifade gidince bambaşka biri oluyordu.
İstemeden birkaç saniye baktım.
Tam o sırada göz göze geldik.
Kaşını kaldırdı.
“Bir şey mi var?”
Hemen başka tarafa baktım.
“Yok.”
Ama vardı.
Çünkü bütün gün sinir olduğum kızın yüzü kafamın içine yerleşmeye başlamıştı.
Bu durum canımı sıkıyordu.
Daha ilk günden birine bu kadar takılmak saçmaydı.
Üstelik böyle huysuz birine.
Ama ne zaman yanımdan geçse ister istemez gözüm ona kayıyordu. Dar siyah pantolonu, hızlı yürüyüşü, konuşurken saçını kulağının arkasına atışı…
Kendime sövdüm içimden.
“İlk günden saçma sapan düşünmeye başlama.”