RAHATSIZLIK

543 Words
Masadaki hava birkaç dakika boyunca garip kaldı. Ben mümkün olduğunca normal davranmaya çalışıyordum ama Ece’nin sessizliği dikkat çekiyordu. Bardağındaki içkiyi karıştırırken: “Demek geçmişin baya hareketliymiş,” dedi. Ses tonu düz gibiydi ama altında rahatsızlık vardı. Ben omuz silktim. “Abartıyor biraz.” “Bana pek abartıyormuş gibi gelmedi.” Melis hemen araya girdi. “Ay bırakın geçmiş muhabbetini ya.” Arda da ortamı toparlamaya çalıştı. “Herkesin karanlık dosyaları vardır.” Ben hafif gülmeye çalıştım. “Benimki çok karanlık değil.” Ece gözlerini bana çevirdi. “Henüz.” Tam o sırada Hakkı sevgilisiyle birlikte bizim masaya geçti. “Biz buraya çöktük,” dedi rahatça. Yanındaki kız gülümseyip el salladı. “Rahatsız etmiyoruz umarım.” “Alışığız,” dedim. Hakkı direkt sandalyesini ters çevirip oturdu. “Ne konuşuyordunuz?” “Hasan’ın gizli hayatını,” dedi Melis. Hakkı kahkaha attı. “O konu sabaha kadar sürer.” “Sus,” dedim. “Ne susması oğlum? Eskiden—” “Elini ayağını kırarım.” Masadakiler güldü. Ortam yavaş yavaş gevşemeye başlamıştı. Hakkı içkisinden bir yudum alıp: “Bu arada ben yeni işe girdim,” dedi. “Ciddi misin?” dedim şaşkınlıkla. “Lan niye şaşırıyorsun?” “Senin çalışabileceğine inanmıyorum çünkü.” Masada tekrar gülüşmeler oldu. “Galerideyim artık,” dedi. “Ağır iş adamıyım.” Sevgilisi omzuna yaslandı. “İki gündür çalışıyor diye kendini patron sanıyor.” Hakkı sırıtıp kızın alnını öptü. “Başarı kolay değil.” Arda hemen atladı: “Ben de iş değiştireceğim galiba.” “Sen önce sabit fikir değiştir,” dedi Melis. Herkes konuşuyordu artık. Bir tek Ece hâlâ biraz uzaktı. Katılıyor ama tam katılmıyordu. Ben bazen istemsizce ona bakıyordum. O ise özellikle başka taraflara dönüyordu. — Karşı taraftaki masada oturan Zeynep ise sürekli bize bakıyordu. Daha doğrusu bana. Her kadehten sonra biraz daha rahatlıyor gibiydi. Göz göze geldikçe gülümsüyor, sonra tekrar içiyordu. İçimde kötü bir his oluşmaya başlamıştı. Çünkü Zeynep’in sarhoş olunca sınır tanımayan birine dönüştüğünü biliyordum. Ve yanılmadım. Yaklaşık yarım saat sonra bir anda bizim masaya geldi. Elinde içki vardı. “Ben sizin masayı daha çok sevdim,” dedi. Kimse bir şey demeden direkt yanıma oturdu. Başımı hafif eğdim. “Zeynep…” “Ooo hemen yüzün düştü.” Gülüyordu ama fazla sarhoştu. Sonra hiç çekinmeden boynuma sarıldı. Ben refleksle hafif geri çekildim. “Tamam tamam…” “Ay ne tamamı.” Saçları yüzüme değiyordu. Üzerindeki ağır parfüm burnuma geldi. Masadakiler ne yapacağını bilemez halde birbirine bakıyordu. Ben olay büyümesin diye sert davranmıyordum. “Özledim seni,” dedi kulağıma yakın şekilde. “Hadi yerine geç.” “Gitmiyorum.” Sonra yanağımdan öptü. Ben iyice gerildim. “Zeynep yapma.” Ama dinlemiyordu. Bu sefer boynuma dudaklarını değdirdi. İçimden küfür ettim. Tam karşıma baktığımda Ece’nin yüzünü gördüm. Az önceki sessizliği tamamen değişmişti. Çenesini sıkmıştı. Elindeki bardağı o kadar sert tutuyordu ki kıracak sandım. Melis hemen: “Zeynep bence sen biraz fazla içtin,” dedi gülümsemeye çalışarak. Ama Ece bir anda sandalyesini geri itti. Herkes dönüp ona baktı. “Ben çıkıyorum,” dedi soğuk şekilde. Ben refleksle ayağa kalktım. “Ece dur—” “Ne?” İlk defa gerçekten sinirli görünüyordu. “Bir şey demedim.” “Demene gerek yok zaten.” Sonra bana kısa ama sert bir bakış attı. O bakışın içinde öfke vardı. Ve kıskançlığa benzeyen başka bir şey.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD