Tatil günüm olmasına rağmen sabah erkenden uyandım.
Uyandığım anda aklıma gelen ilk şey yine Ece oldu.
Son birkaç gündür başka bir şey düşünemez hale gelmiştim zaten.
Telefonu elime alıp tekrar bıraktım.
Mesaj atmayı düşündüm.
Sonra vazgeçtim.
Çünkü ne yazacaktım?
“Niye değiştin?”
“Niye geri çekildin?”
“Dün gece yalan mıydı?”
İnsan bazen cevabından korktuğu şeyleri sormaya cesaret edemiyordu.
—
Öğlene doğru Hakkı aradı.
“Alo.”
“Oğlum çık evden.”
“Canım istemiyor.”
“İki gündür ölüsün zaten.”
“Yorgunum.”
“Yalan söyleme.”
Cevap vermedim.
Hakkı iç çekti.
“Bak ortam var. Gel kafan dağılır.”
“İstemiyorum.”
“Kız mı?”
Sessiz kaldım.
“Oğlum sen harbi tutulmuşsun lan.”
“Kapatıyorum.”
“Hasan—”
Telefonu kapattım.
Sonra uzun süre tavana baktım.
Ev sessizdi.
Ama benim kafamın içi değildi.
Sürekli Ece’yi düşünüyordum.
Ve düşündükçe içimde kötü şeyler büyüyordu.
Çünkü bir insan bir gecede öyle değişmezdi.
Dün gece bana öyle bakmıştı.
Öyle öpmüştü.
Sonra ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi davranmıştı.
Muhakkak başka bir şey vardı.
Ve insan cevabını bilmediği boşlukları en kötü ihtimallerle dolduruyordu.
Belki biri vardı hayatında.
Belki o yüzden geri çekilmişti.
Belki şu an o adamla geziyordu.
Gülüyordu.
Eğleniyordu.
Ben burada kendi kendimi yerken o başka birinin yanında huzurluydu belki.
Bu düşünceler mideme yumruk gibi oturuyordu.
Sonra daha kötüsü geldi aklıma.
Bir erkeğin elinin Ece’nin ince belinde olduğunu düşündüm.
Onu kendime çekişini.
Ece’nin ona bakışını.
Bir anda içim daraldı.
Yerimde duramaz hale geldim.
“Kafayı yiyeceğim…” diye mırıldandım.
Sonunda montumu alıp dışarı çıktım.
Nereye gittiğimi düşünmeden yürüyordum.
Ama aslında biliyordum.
Ayaklarım beni direkt onun sokağına götürdü.
—
Sokağın başında durdum.
Aptal gibi hissediyordum.
Yirmi beş yaşında adamdım.
Ve sevdiği kızın apartmanını gözetliyordum.
Ama geri de dönemiyordum.
Belki onu görürüm diye beklemeye başladım.
Saatler geçti.
Hava yavaş yavaş karardı.
Ara sıra apartmana giren çıkan insanlar oluyordu ama Ece yoktu.
Ben hâlâ aynı yerdeydim.
Sigara üstüne sigara yakıyordum.
Tam artık gitmeyi düşünürken sokağın sonunda bir hareket gördüm.
Önce Ece’yi fark ettim.
Sonra yanında birini.
Tekerlekli sandalyede genç bir kız vardı.
Ece onu dikkatlice sürüyordu.
Bir şey anlatıyordu galiba. Çünkü kız hafifçe gülümsüyordu.
Ben olduğum yerde kaldım.
Ece başını kaldırdığı anda göz göze geldik.
Bir anda durdu.
Yüzündeki ifade değişti.
Şaşkınlık.
Sonra huzursuzluk.
Ben ise sadece bakıyordum.
Çünkü kafamın içinde kurduğum bütün senaryolar bir anda sessizleşmişti