Esengül’ün de bir zamanlar kahkahaları vardı. Çocuk şenliğindeki gülüşleri konakta yankılanırdı. Annesinin göz bebeği, babasının kekliğiydi. Küçücük yüreğine koca bir dünyayı sığdırırdı. Kötülük nedir bilmezdi. Babasının ona hep öğütlediği gibi canlı olan her şeyi severdi. "Onun da canı var güzel kekliğim" derdi babası. Konağın avlusunda yahu biraz dışarısında akşama kadar oynardı. Oyun oynarken kumral saç uçları terlerdi. Şimdilerde kireç gibi olan yanakları al al kızarırdı. Şirin elbiseler içinde, yandan örgülü saçlarıyla ışıl ışıl bir kız çocuğuydu. Esengül’ün çocukken en büyük derdi babasından sonra eve girmekti. Bir de kendisini hiç sevmeyen ağabeyine kendini sevdirmek. Çocukken ağabeyini anlamayacak kadar masumdu. Delikanlı çağına yenice erişmiş ağabeyi o zamanlarda da ketumdu. Gü

