İyi okumalar dilerim...
Sibel Ateş'ten anlatım...
İstanbul yine küsmüştü bizlere. O kadar kararmıştı ki gözleri, ağlayarak rahatlıyor, bağırmasıyla korkutuyordu. Enseme çarpan sıcak nefesin sahibi Oğuz'un ta kendisiydi. Belimdeki kolları beni kendine mühürlerken kaybetmemek için sarf ettiği çaba karşısında sadece ağlıyordum, tıpkı İstanbul gibi. Dün akşam üstü Serkay beyin evine gelmiş ve onu bırakmamam için yalvarmıştı.
Çok uykum olduğunu söylemiştim o an. Kaçmak istemiştim öğrendiğim gerçeklerden. Canımı yakmıştı böylesine güçlü olan bir adamın bu denli yaralı olması, kalbinin acıyor olması beni çok etkilemişti. Acımak değildi içimdeki hisler, sadece bir yerlerden benziyordu hayatımız işte. O öz ailesi tarafından sevilmemiş ve lanet edilmiş bir evlatken, ben de annesi tarafından terk edilmiş, üvey baba elinde hiç olmuş bir hayattım.
Canım yanıyor, hatta kanım bedenimden çekiliyordu o anları düşündükçe. Hatırlamak istemediğim lanet günlerdi işte. Yavaşça yataktan kalkmak istediğim de belimdeki kollar yine sıkılaşmıştı. Arkamı dönüp kısık gözlerle bana bakan Oğuz'a tebessüm ederek "günaydın" dedim. O da çarpık bir tebessümle "günaydın" dediğin de yavaşça kalkmaya çalıştım.
Yine bırakmayıp kendine çekerken pes edere başımı boynuna sokup "iyi açlıktan öleyim ben" dedim dudaklarım büzerek. Oğuz elini çenemin altına koyup başım hafifçe yukarı kaldırıp "çok mu acıktın?" diye sordu. Başımı sallayıp "bir önceki gün uçakta gelirken ne yediysem onunla duruyorum" dedim.
Oğuz sıkkın bir nefes alıp "benim yüzümden" dediğin de "sorun değil hadi kalk da beraber kahvaltı yapalım" dedim. Sonra alt dudağımı ısırıp "şey Serkay beye de çok ayıp oldu" dediğim de "ne ayıp olacak o puşta. Onun evi olduğu kadar benimde evim burası" dedi. Ben duyduğum küfrün şokuyla gözlerimi kocaman açarken "puşt mu?" dedim. Oğuz yüzüme bakıp "senin ağzına yakışmıyor küfür" dedi.
Derin bir nefes alıp "ilk kez küfür durduğumdan değil ama senden duyduğum için çok şaşırdım" dedim. Oğuz'da yataktan kalkınca hemen yatağı toparladım. Doğrulduğumda kollarını belime dolayıp "bu kokun bana çok iyi geliyor" demişti konuyu değiştirerek. Tebessüm edip başımı sallayarak "hadi elimizi yüzümüzü yıkayalım, sonra da aşağı inip kahvaltı yapalım lütfen" dedim.
Oğuz benden ayrılıp elimden tutarak banyoya götürmüştü. Ardından elimi yüzümü yıkamış ve kurulamıştı. Şaşkınlıkla onu izlerken oda aynı işlemleri kendine uygulamış "aşağı inelim bakalım. Cadı hanımın karnı acıkmış" dedi. Söylemi ile kaşlarım havalanırken "ben mi cadıyım?" diye sordum.
Oğuz ise alt dudağını ısırıp başını sallarken burnumdan soluyarak "hiç te bile" dedim ve arkamı döndüm. Önden hızlı adımlarla yürüyorken bir anda belimden tutup beni kucağına aldı. Dudaklarımın arasından bir çığlık kaçarken o kahkaha atarak "küçük cadı" diye söylenmişti.
Gülüşerek aşağı indiğimizde salonun ortasında muhteşem bir kahvaltı sofrasının hazır olduğunu gördük. Oğuz beni yere indirip masanın üzerindeki not kağıdına bakıp gülümsemişti. Bakışları beni bulup "Hale hazırlamış kahvaltıyı" dediğin de hem utanmış, hem de sevinmiştim.
Canım arkadaşım hayatımın her anında bir gölge gibi yanımda olmayı başarıyordu. Masaya oturup "bence bu muhteşem kahvaltının hakkını vermeliyiz" dedim. Oğuz yanıma oturup "acele etme bu gün şirkete gitmeyeceğiz" dedi.
Şaşkınlıkla ona bakıp ağzıma aldığım peyniri çiğnemeden yuttum. Derin bir soluk alıp "öğlen toplantı vardı ama. Bir de şu Şeyma hanım ile yapacağınız görüşme" dedim. Oğuz yüzüme bakıp "ben onu tamamen unuttum" dediğin de sıkkın bir soluk alıp kahvaltıma odaklandım. Gerçekten çok acıkmıştım ve ağzımı açıp masayı yutasım vardı.
Oğuz "Sibel" dediğin de başımı ona çevirip "efendim" dedim.
Derince gözlerimin içine bakıp "Şeyma hanım sadece iş yaptığımız biri" diye açıklama yapmıştı. Anladığım kadarıyla onu kıskanıp kıskanmadığımı sorguluyordu. Tebessüm edip "biliyorum Oğuz" dedim. Yanağımı okşayıp "tamam o halde" dediğin de gözlerinin içindeki karanlık beni rahatsız etmişti.
O kahvaltısına dönerken, bir anda gülümseyip aynı anda kararan gözlerini sorguladım kendi kendime. Elimdeki çatalı masaya bırakıp taze sıkılmış portakal suyundan içerken içimin huzursuzluğu iştahımı da kapatmıştı.
Şeyma hanım Demir holdingin sahibiydi. Daha doğrusu babası sayesinde koca bir imparatorluğun üzerine konmuş şımarık bir kızdı. Her ne kadar şımarık olsa da işinde olağan üstü başarılı bir kadındı. Oğuz bekar ve aynı onun standartlarına sahip bir adamdı. Birde yılışık tavırlarını düşünerek sıkkın bir soluk alıp yerimden kalktım. Oğuz "nereye?" diye sorduğunda "doydum elimi, ağzımı yıkayıp çıkacağım" dedim. Oğuz yerinden kalkıp "istersen bugün işe gitmeyelim gezelim" dedi.
Yüzümün aldığı şekilden memnun değildi ve kendince bir şeyler arıyordu. Yanıma gelip "Sibel biz bugünü kendimize ayırıp konuşalım. Lütfen" dedi. Başımı sallayıp "o zaman evime gitmeme izin ver. Artık duş almak ve temizlenmek istiyorum" dedim. Başını sallayıp "eşyaların kapıda, istediğin zaman çıkalım" dedi. Masaya akıp "masayı toplayalım ondan sonra çıkalım" dediğim de yanaklarımı avuçlayıp "hadi hazırlan çıkalım" dedi.
Elimi ağzımı yıkadıktan sonra çalı süpürgesine dönen saçlarımı da güzelce topladım. Tekrar aşağı indiğimde tebessüm ederek "hazırım" dedim. Oğuz yerinden kalkıp tebessüm ederek elini uzatmış "seni evine kavuşturalım" demişti. Sakince elini tutup evden çıkarken Oğuz'un telefonu çalmaya başladı.
Cebinden telefonunu çıkartıp ekrana baktıktan sonra sıkkın bir soluk bırakıp "efendim Şeyma" diyerek yanıtladı. Hala daha elimi tutarken bir anda elimi avucunun içinden çekip valize yöneldim. Eşyaları kontrol edip ceketimi üzerime geçirirken "tamam görüşme saatini 16:30 olarak erteleyelim o zaman. Bugün pek çalışmak için uygun bir gün değil benim için" dedi.
Kısa bir süre daha konuşup çatılan kaşları ile "holdingde görüşürüz" diyerek telefonu kapatmıştı. Hala daha çatık kaşlarla gözlerimin içine bakarken "görüşme saatine kadar" dediğin de "bende dinlenmiş olurum" dedim sözünü keserek. Her şey bir yana bu görüşme gerçekten fazlasıyla önemliydi.
Ama içimde oluşan o hissi üzerimden atmam bir hayli zor olacak gibi. Oğuz "peki seni eve bırakayım, güzelce dinlen" dediğin de başımı sallayıp valizimi elime aldım. Burnumun ucuna kadar girip nefesini tenime rüzgar gibi çarptırarak elimden valizi aldı ve evden çıktı.
Derin bir nefes alıp öyleye ardından baktım bir süre. Kendime gelip terlikleri çıkartarak ayakkabılarımı giydim. Telefonumu elime alıp Hale'yi arayıp beklemeye başladım. İkinci çalıştan sonra "nasılsın canım?" diye yanıtlamıştı telefonu. Derin bir nefes alıp "iyiyim canım, şimdi evden çıktık. Beni evime bırakacak ve biraz dinleneceğim. Hale masayı öyle bıraktık kusura bakmayın" dediğim de Hale kıkırdayıp "sorun değil, birazdan Serkay'ın çalışan gelir toplar" demişti. Derin bir nefes alıp "sen neredesin?" diye sordum. Hale "evdeyim canım nerede olacağım" diye karşılık verince bu günün cumartesi olduğu gelmişti aklıma.
Derin bir nefes alıp "neyse evde görüşürüz" diyerek telefonu kapattım. Araca doğru yürürken Oğuz çatık kaşlarla yüzüme baktı. Kim diye sormadan "Hale ile konuştum evdeymiş" diyerek araca bindim. Oğuz'da arabaya binip sert bir soluk bıraktıktan sonra "senin yanımdan ayrılmanı istemiyorum" dedi.
Sıkkın bir soluk alıp "bak Oğuz benim için bu kadarı bile çok fazla. Dün beraber uyduk kabul ama, daha birbirimizi tanımıyoruz" dedim. Oğuz ellerini direksiyona koyup hafifçe sıkmaya başladığında "şimdilik arkadaş olarak birbirimizi tanısak, daha sonrası için de düşünsek?" diye sordum.
Oğuz sertçe gözlerimin içine baktığında tebessüm ederek "zaten bütün gün yan yana olacağız. İşten fırsat bulduğumuz zamanlarda da ne bileyim dertleşiriz, sinemaya gideriz birbirimizi tanımak için zaman kollarız" dedim.
Oğuz sıkıntıyla yüzüme bakıp "Ozan gibi mi yani?" diye sordu. Bedenimi ona dönüp "ben Ozan'la hiç öpüşmedim Oğuz. Aynı yatakta yatıp uyumadım da" dedim. Bakışları yumuşarken "yani dostsunuz?" diye sordu. Tebessüm edip başımı sallayarak "dostuz ama bana sayende kırgın" dedim.
Sertçe burnunu çekip "ben seni paylaşmak istemiyorum" dediğin de "bu bencillik ama" diyerek isyan ettim. Sonra "bak bir ilişki gözyaşlarının, korkuların ve en önemlisi güvensizliğin üzerine kurulmaz Oğuz. Ayrıca bana ne hissettiğimi hiç sordun mu?" diye sordum. Oğuz ise "bana güvenmiyor musun?" diye sordu.
Başımı sağa sola doğru sallayıp "sen bana güvenmiyorsun Oğuz. Devamlı gözün üzerimde, bir hatamı kollar gibisin" dedim. Oğuz başını sallayıp "kafamın içinde bir göle ile yaşıyorum ben" dedi ve ağırca yutkundu. Koyulaşan gözleri ile gözlerimin içine bakıp "varlığınla iyi hissediyorum kendimi, belki de bana zarar vermeyecek tek insan sensin" dedi.
Derin bir nefes alıp "bak Oğuz benimde çok zor bir hayatım oldu ki, hala daha bitmiş değil. İlk önce birbirimizi tanıyıp zaman geçirmek daha doğru geliyor bana" dedim. O da yenilmişlikle kabul edip "peki öyle olsun" diyerek aracı çalıştırdı ve yola koyuldu.
Yol boyunca tek bir kelime etmezken haddinden fazla gergin duruyordu. Serkay bey ile tekrar konuşmam gerekiyor. Onun geçmişini öğrendiğimi biliyor mu bunu öğrenmem gerekiyordu.
Bana ihtiyacı olduğunu söyleyen adam, neden ihtiyacı olduğunu bir kez olsun dile getirmemişti. Direksiyonu tutan elleri sıkılaştıkça zihninde birileri ile, belki de benimle kavga ediyordu. Derin bir nefes alıp sakince gergin olan elinin üzerine elimi koydum.
Bir anda irkilip eline baktı, ardından biraz yavaşlayarak derin bir soluk aldı ve "iyi değilim" dedi. Başımı sallayıp "evet iyi değilsin ve arabayı kullanmaya başladığından beri direksiyona işkence ediyorsun" dedim. Sıkkın bir soluk alıp "akşama yemeğe, oradan da sinemaya gidelim mi?" diye sordu.
Şaşkınlıkla "ne?" dediğim de gülümseyip bakışlarını yola çevirdi ve "duydun işte sana çıkma teklifi ediyorum" dedi. Kıkırdayarak "çok hızlısınız beyefendi. Bu teklif için çok teşekkür ederim ve film seçimi bana ait olacaksa neden olmasın?" dedim. Oğuz kahkaha atıp "olur sen seç" dediğin de ben de onu gibi gülmüştüm.
Hale ile paylaştığım evin önüne geldiğimizde "kahve içmek ister misin?" diye sordum. Oğuz "Hale evde, rahat olamam şimdi. Bu teklifi baş başa olacağımız bir ortama saklıyorum" dediğin de başımı salladım.
Araçtan inip eşyalarımı aldığımda Oğuz bir anda bedenime kollarını doladı ve sıkıca sarıldı. Bende ona hafifçe sarılıp "iki saate holdingde olurum" dedim. Oğuz başını boynuma sokup "ben gelip alırım seni" dedi kısık çıkan sesi ile. Derin bir nefes alıp geri çekildiğim de dudaklarını yanağıma sürtüp derin bir öpücük kondurdu.
Tebessüm ederek geri çekilip "iki saate görüşürüz, dikkatli git" dedim. Başını sallayıp "dikkat ederim" dedi. Valizimi alıp, çantamı koluma takarak yavaşça arkamı dönüp aparmana doğru yürüdüm. Apartmanın önüne geldiğim de arkama baktım. Hala daha aynı yerinde öylece bana bakıyordu. Gülümseyip el salladım ve açık olan kapıdan içeri girdim.
Hızla asansöre doğru yürüyüp çağrı butonuna bastığımda arkamda oluşan hareketlilikle refleks olarak döndüm. Oğuz hızla üzerime gelip dudaklarıma kapandığında ne yapacağımı şaşırdım. Beni kendine iyice çekip öpüşünü derinleştirirken istemsizce ona karşılık verirken buldum kendimi.
Yavaşça geri çekilip anlını anlıma yaslayarak "bu veda daha iyi oldu gibi" dedi. Utançla yanaklarım kızarırken "git hadi şimdi biri görecek" dedim. Sonuç olarak apartmanın içinde ve asansörün olduğu giriş bölümündeydik. Oğuz tekrardan dudaklarıma sertçe bir öpücük kondurup geri çekilerek "iki saat sonra kapıdayım" dedi.
Başımı sallayıp "tamam" dediğim an arkasını dönüp hızla dışarı çıkmıştı. Gelen asansöre binip dairemizin bulunduğu kata bastığımda sürgülü kapı kapanmış ve hızla yukarı doğru çıkmaya başlamıştı. Asansör durduğu an hızla inip daireye doğru yürüdüm. Kapıyı çalıp kısa bir an bekledikten sonra Hale "hoş geldin fıstık" diyerek açmıştı kapıyı.
Bana karşı her zaman duyarlı olan arkadaşım, yaşadığım bu son olaylardan sonra daha duyarlı ve hassas bir hale bürünmüştü. Tebessüm ederek içeri girip "konuşmamız lazım" dedim. Hale "çatlıyorum meraktan, hem öğrenmek hem de anlatmak için" dedi.
Yorgunca içeri girip salonda tekli koltuğun üzerine kendimi atıp "iki saatim var Oğuz gelip alacak. Şu şımarık Şeyma hanım ile toplantı var" dedim. Hale yüzünü buruşturup "iğrenç kadın" diyerek yanıma gelmiş "kahve yapıp hemen geliyorum" diyerek koşar adım mutfağa yönelmişti. Derin bir nefes alıp Hale gelene kadar kendimi sorgulamaya başladım.
O otelde Erica ile odaya girerken içim acımış ve anlamsızca ağlamıştım. Üzerine canımın sıkıntısından hasta bile olmuştum. Şimdi her şeyi bir kenara koyup kendi duygularımı sorgulama zamanıydı. Dudaklarımı büzüp kalbimi dinledim. Bende ondan nefret ettiğim o anlarda, yine onun sıcaklığında bulmuştum kendimi. Mesela üzerime kahve döküp canım yaktığında korkmuştum ama beni iyi etmek için gösterdiği o çaba farklıydı.
Kafamı en çok kurcalayan şey ise daha oyun yeni başlıyor söylemiydi. Onun bana karşı olan güvensizliği, ben de üst seviyedeydi. Tamam sergilediği davranışlar hastalığı ile alakalı olabilirdi ama bunu bir kalkan gibi kullanmadığının da garantisi yoktu.
Sıkıntı ile soluk aldığımda Hale yanıma gelip "al bakalım kahveni" diyerek kupamı bana uzatmıştı. Tebessüm edip "teşekkür ederim canım" dedim ve gözlerimi kapatarak bir yudum kahve içtim. Sertliği, kokusu ve tadı beni mutlu ederken gözlerimi açıp Hale'nin gözleri içine baktım.
O da merakla "kahve ile sevişmen bittiyse anlat artık" dedi. Dudaklarımdan geniş bir kahkaha dökülürken "delisin" dedim ve kahveyi önümdeki sehpaya koyup "sadece uyuduk" dedim. Hale "hiç konuşmadınız mı?" diye sorunca "onu bırakmamamı, diğerleri gibi ona sırtımı dönmememi söyledi" dedim. İç çekip "Hale onun durumunu bildiğimi biliyor mu?" diye sordum. Hale ise "hayır yani Serkay söylemedim dedi" dediğin de derin bir nefes aldım.
Bu konuda beni uyarmaları gerekiyordu ama zaten Oğuz'un ağzından bir şey duymadan onunla konuşamazdım. Yerimde kıpırdanıp "eve bırakırken öptü beni" dedim. Hale tek kaşını kaldırıp "öptü mü, yoksa öpüştünüz mü?" diye sordu. Pes ederek "öpüştük" dedim.
Başımı öne eğerek "ikinci kez hem de" diyerek bir itirafta daha bulundum. Hale ise "neden utanıyorsun Sibel. Oğuz bey yakışıklı ve her kadının hayalini süsleyen bir adam. hastalığı tedavi olarak tabi ki de geçecek ve her şeyden önemlisi onun sana karşı olan hisleri gerçek" dedi.
Derin bir nefes alıp "bunların hepsini biliyorum ama ben kendi kalbimin derdindeyim" dedim. Hale "ne hissediyor minik kalbin?" diye sordu.
Uzun bir nefes aldım. Sahi ben gerçekten ne hissediyordum? Daha birkaç güne kadar bu adamın yanından kaçmak için zaman kollayan ben değil miydim? Başımı sağa sola sallayıp "bilmiyorum Hale. Sanki ondan kaçmaya çalışan ben değilmişim gibi. Belki de yaşadıklarını öğrendikten sonra ona daha yakın hissettim kendimi" dedim.
Devam edecek iken Hale "belki de onu başka bir kadınla aynı odaya girerken görünce yenildi kalbin onun duruşuna" dedi. Sıkıntıyla nefes alıp "Hale çok değişik yemin ediyorum. Dünden beri ilk kez bunu hissettim" dedim. Hale tebessüm edip "neyi?" diye sorunca "özlemi" dedim.
Hale kahkaha atıp "aramıza hoş geldin" dediğin de anlamamıştım. Hafif kaşlarımı çatıp ona baktığımda yine kahkaha atıp "kırık kalpler gurubu bebeğim" dedi. Hayretle kaşlarımı havalandırıp "kırık kalpler kulübü mü?" diye sordum. Başını sallayıp "her zaman yolunda gitmez hayat. En basiti Serkay'ın beni aldattığını düşünmüştüm" dedi.
Ne demek istediğini anlayıp hafifçe başımı sallayıp "neyse ben bir duş alıp kendime geleyim. Daha sonra hazırlanmam gerekiyor. Malum Şeyma hanımcığım için holdinge gideceğiz" diyerek yerimden kalktım ve gözlerimi devirdim.
Hale yine yüzünü buruşturup "gerçekten bu kadar aşifte olan bir kadının, aynı zamanda başarılı olması sinir bozucu" demişti. Arkamı dönüp "o kadar muhteşem personel benim de elimin altında olsa emin ol yeni bir ülke kuracak duruma gelirim" dedim. Başını sallayıp bana hak verirken acele ile odama yürüdüm.
İçeri girip derin bir nefes çektikten sonra valizi es geçip giysi dolabını açtım. Ne giyeceğimi düşünürken ilk olarak beyaz iç çamaşırlarımı çıkartıp yatağın üzerine koydum. Dolaba bakıp beyaz şifon ve kumaş karışımı tulumumu elime alarak tebessüm ettim.
İç çamaşırlarımın yanına koyup hemen odadan çıkıp banyoya girdim. Üzerimdeki kıyafetleri acele ile çıkartıp suyu ayarlayarak küvete girdim. O an derin bir nefes alıp sıcak suyun vücudumun her bir noktasına temas etmesini hissettim. Gerçekten o kadar çok aç kalmıştı tenim suya, tüm deri hücrelerimin nefes aldığını hissediyordum.
İlk olarak vücudumu vanilya aromalı duş jelinden banyo lifine biraz döküp su yardı ile köpürttüm. Vücudumun her yerini ovduktan sonra su ile durulamıştım. Bu yetmemiş gibi tekrar ovup, tekrar su ile yıkamıştım. Saçlarımı öne eğip üç kere şampuanladıktan sonra durulamış, ardından saç kremi yaparak tekrar durulamıştım.
Saçlarımı küçük havlu ile sarıp bornozumu giyip banyodan çıktığımda ellerim sudan buruşmuştu. Ne demişler temizlik imandan gelir.
Bu temiz kokuya iki gündür hasret kalmış gibiydim. Odama geçip yatağımın kenarına oturup biraz nefes aldım. Aklıma saat gelince hemen ayaklanıp vücudumu kuruladım. Beyaz iç çamaşırlarımı giyip aynada kendime baktığımda yine yüzümü buruşturdum.
Gerçekten çok fazla kilo vermiştim. Bu halim beni bu derece rahatsız ederken kıyafet seçimim de bir hayli zorlaşacak gibi duruyordu. Ayaklarıma abiye babet çoraplarımı giyip tulumumu elime aldım. Alttan giyip kollarımdan geçirdiğimde derin bir nefes almıştım. Bu sene erken hastalanacak gibi duruyorum.
Burnumu çekip saçlarımı açarak havlu yardımı ile nemini aldırdım. Makyaj masama oturup saçlarımı taradıktan sonra kurutma makinasıyla saçlarımı kurutmaya başladım. Her ne kadar az görünse de kalın telli olan saçlarım hemen kurumak bilmiyor ve beni bir hayli zorluyordu.
Kurutma işlemi bittiğinde derin bir nefes alıp makinayı kapattım ve fişten çekerek yerine koydum. Saçlarıma bakım yağından az miktarda sürüp kabarmasını önlerken salık bir halde bırakıp iki yandan tutarak arkadan birleştirip küçük bir kurt toka yardımı ile tutturdum.
Makyaj olarak ise gözlerime aydınlatıcı ve kalem kullandım. Fazla yorgun hissediyordum ve bu yüzden bir de makyaj ile ayrıca uğraşmak istemedim. Şeftali tonlarındaki rujumu sürüp yanaklarımı da aynı tonda allık sürerek gayet hafif bir makyaj yapmış oldum.
Yerimden kalkıp çantamdan çıkarttığım koltuk altı spreyini sıkıp nihayetinde aşk iksirim olan parfümümden de fazla miktarda üzerime boca ettim. J Her insan temiz olmalıydı yalnız bir kadın özellikle kendine has bir koku ile muazzam olmayı başarmalıydı.
Giydi dolabının az kullanılan noktasından altın sarısı çantamı alıp içine parfümümü telefonumu ve cüzdanımı koyup kapattım. Odamı toparladıktan sonra kollarım gözüme çok boş geldi. Sağ koluma altın sarısı çiftli kelepçe takarken, sol koluma ince ve aynı renk bilezik tattım. Şamdan model altın sarısı küpeleri kulaklarıma takıp çantamı alarak odadan çıktım.
Salona geçtiğim de "ooo hanim efendi bir afet olmuşuz" diyen Hale'ye öpücük atıp "teşekkür ederim canım" dedim. Tam yerime oturacakken telefonum çalmaya başladı.
Çantamdan telefonumu çıkartıp baktığı da ekranda 'pislik' yazısını görünce gülümsedim. Telefonu açıp "efendim" dediğim de "aşağıdayım Damla" demişti. İkini frekans olan ismimi söylemesi ile gülümseyip "geliyorum hemen" dedim ve telefonu kapattım.
Hemen kapıya doğru yürüyüp siyah kabanımı elime alarak giydim. Hale "görüşmede çok kasılma, Şeyma fazla yılışık bir tip sinirlerine hakim ol" dedi. Başımı sallayıp "merak etme canım. Akşama geç gelirim haberin olsun" dedim.
Hale "hayırdır?" diye sorunca "ilk yemek, ardından da sinema teklifi aldım" dedim. Hale kahkaha atıp "tamam merak etmem" dedi. Bende gülümseyerek evden çıkmış ve aşağı inmiştim. Apartmandan dışarı çıktığımda aracından inmiş bir şekilde beni bekliyordu.
Üzerine giydiği beyaz gömlek ve taba rengi takım elbise içinde fazlasıyla iyi görünüyordu. Saçları yine serseri görünümü yaratırken sabahki halinden bir hayli farklı görünüyordu.
Gülümseyerek yanına gidip uzattığı elini tuttum. Elimin üzerine dudaklarını bastırıp hafifçe başını kaldırıp "bu kadar güzel olmaya hakkın yol Damla'm" dedi. Başımı sağa sola doğru sallayıp "abartma Oğuz makyaj bile yapmak gelmedi içimden" dedim. Elim elleri arasındayken beni kendine çekip "neyin var?" diye sordu.
Burnu çekip "bu sene erken hasta olacak gibiyim" dedim. Dudaklarını sağ şakağıma bastırıp "şu lanet görüşmeyi yapalım ondan sonra bol bol dinlenirsin" dedi. Kendimi geri çekip "yemek ve sinema sözünü unutma beyefendi" diyerek aracın önünden dolaşıp yolcu koltuğuna oturdum.
Emniyet kemerimi takarken Oğuz'da yerini alıp emniyet kemerini takmıştı. Aracı çalıştırıp sürmeye başladığında elini elimin üzerine koyup "söz fazla uzun sürmeyecek" dedi. Başımı sallayıp bakışlarımı akıp giden yola odakladım. O kadar kalabalık bir şehir haline gelmişti ki insanın yaşamını zorladığı kadar şuan ki hali ile gözü bile yoruyordu.
Kısa bir süre sonra holdingin önünde durduğumuzda kapıdaki görevliler hemen aracın önüne gelmişti. Araçtan çıktığımızda bedenim aniden gerilmişti. Oğuz yüzüme bakıp gerginliğimi anlamış olacak ki "Sibel hanım görüşmeye ne kadar kaldı?" diye sordu. Acele ile çantamdan telefonumu çıkartıp "tam yarım saatimiz var Oğuz bey" dedim.
Başını sallayıp önüne dönerek yürümeye başlamıştı. Ayni atiklikle onu takip edip holdinge girdim. Tüm çalışanlar saygı ile selamlarken Oğuz her zaman ki gibi başını dikleştirmiş, soğuk ifadesi ile asansörlerin bulunduğu alana doğru yürüdü.
Birlikte asansöre bindiğimiz de Oğuz "bir kez daha böyle gerilmeni istemiyorum Sibel" dedi sert çıkan sesi ile. Başımı sallayıp "bu konuyu konuşmadan, daha bir şeyler belli olmadan—" dediğim de "tamam yanında ben varken bir kez daha gerilme" dedi. Susup başımı önüme eğdiğim de içimden bir sıcaklık oluşmuştu. Bu hüzün barındıran bir sıcaklıktı ve şuan bu asansörden hemen inmek istiyordum.
Oğuz aniden beni kolları arasına alıp asansörü durdurunca "hakkında kimsenin konuşmasına izin vermem anladın mı? Hiç kimse senin hakkında konuşamaz Sibel" dedi. Başımı sallayıp "ben sadece ortada adı konulmuş bir şey yok ve bunun için de oldukça erken. Oğuz hızlı ilerlemek istemiyorum" dedim.
Anlını anlıma yaslayıp "peki, artık yüzünden hüzün görmek istemiyorum" dediğin de tebessüm ettim. Sağ kolunu belime dolayıp asansörü tekrar çalıştırdığın da boynuma bir öpücük kondurup "bu akşam adını koyalım şu meselenin" dedi. Derin bir nefes alıp başımı salladığım da asansör durmuş ve sürgülü kapısı açılmıştı.
Birlikte asansörden indiğimizde belirli alanlarda çalışan kişiler oturdukları sandalyelerden kalkıp selam verirken biz de Oğuz'un odasına doğru yürümeye başladık. Birlikte odaya geçtiğimizde üzerimden kabanımı çıkarttım.
Oğuz duraksayarak bedenime bakıp ağırca yutkunmuştu. Bu etkileşime kapılmamak için başımı masaya çevirip dosyalara göz attım. Hemen dosyaları alıp toplantı masasına koyduğumda duvardaki saati kontrol ettim.
Şeyma hanımın gelmesine on dakika vardı. Başımı Oğuz'a çevirip "ben çıkıyorum Şeyma hanım geldiğin de karşılamış olur ve birlikte odaya gelmiş oluruz" dedim. Başını sallayıp yerine geçerken "şu toplantı bitsin istiyorum bir an önce" dedi. Sıkkın bir soluk alıp "çıktım ben" diyerek odadan çıkıp kendi masama geçtim.
Not defterimi ve kalemimi hazırlayıp başımı kaldırdığımda bizim aksimize oldukça spor giyimli bir Şeyma ile karşılaştım.
Dalgalı sarı saçları, bronz teni ile kusursuz bir görünüme sahip iken siyah yarım yüzücü tişörtü, kot ceketi ve bacaklarını saran kot pantolonu ile fazlasıyla güzel duruyordu.
Bakışları beni bulduğunda donuk bir ifade takınıp "Oğuz müsait mi?" diye sordu. Zoraki bir tebessümle "hoş geldiniz Şeyma hanım. Sizi bekliyorduk buyurun" diyerek defterimi elime aldım ve Oğuz'un odasının önüne geldim.
Kapıyı birkaç kez çalıp "gel" komutunun ardından kapıyı açıp içeri girdim ve "Şeyma hanım geldiler" diyerek içeri girmesine yardımcı oldum. Şeyma bütün dişiliği ile içeri girip "merhaba karanlığın efendisi" dediğin de dişlerimi sıkmaya başlamıştım.
Oğuz ise resmi bir şekilde "hoş geldiniz Şeyma hanım" diyerek elini uzatmıştı. Şeyma ise bir oana uzatılmış ele bir de Oğuz'un gözleri içine bakıp "resmiyetten hoşlanmam yakışıklı" demiş ve elini iterek bir adım daha yaklaşıp dudağının kenarından öpmüştü.
O an bir sarsıntı hissettim ve dengem beni terk etti. Gözlerim Oğuz'un yüz ifadesine takılmışken içimde oluşan o hayal kırıklığına yenildim...
Bölüm bitti...