3.Bölüm

1290 Words
Bana verilen oda bile Türkiye'deki evimin tamamını kapsıyordu. Tamam şakaydı ama geniş ve ferah olduğu kaçınılmazdı. O hizmetli bozuntusu çıkmıştı hemen ama yukarıda bana yaptığının bedelini elbette ödetecektim. Hâlâ daha nasıl oluyorda benim gibi birini göndermediğini düşünüyordum Bay Lucas'ın ancak sanırım cidden yatak performansım için tutuluyordum ama bir sorun vardı ki ben bir bakireydim. Asıl herşeyi onun bana göstermesi gerekir diye düşündüm neticede adam benden önce 155 kişiyle olmuştu ben ise 156'ncıydım. Tabi bu, bu sistemi oturttuktan sonra olan kişilerdi ya önceden kim bilir kaç kişi daha olmuştu, motor gibi bir şey miydi ki bu böyle. Haklarımdan biri iyi bir yaşamdı ve bu oda kesinlikle harikaydı tekrar söylüyordum, bir kere televizyonu ve kendine has banyosu vardı, hem ben bu koca yatakta yatmaya utanırdım kıyamazdım bile bu ne güzel bir şeydi böyle. Odadaki banyoya girdiğimde küçük dilimi yutmuştum kesinlikle beklediğim böylesi bir yer değildi ki dokunmaya çekiniyordum kendimi bu banyoda öyle kirli hissetmiştim ki ne ara soyunduğumu bile farketmedim. Saatlerce kaldım duştaki küvette kullanmadığım ürün kalmamıştı. Bu ne rahatlık denilebilirdi ancak rahatlık değil kendimi iyi hissetmek için yapıyordum her ne kadar düşünmek istemesemde büyük bir işe kalkışmıştım ve bunu annem duyarsa beni kesinlikle evlatlıktan redderdi, kahrolurdu canım. Ama başka şansım yoktu her yolu denesemde en hızlı ve kesin yol buydu... ••••• Banyodan sonra nasıl olduğunu bilmeden yatağa atmıştım kendimi ve uyuya kalmıştım günlerdir Paris'teydim ve dün geceyi sokaklarda geçirdikten sonra bir kayanın dibinde uyuklayınca bütün bedenim hem tutulmuş hem yorulmuştu bu sebeple banyo mayıştırmış çok iyi gelmişti. Saat üçü gösteriyordu ve çok fazla açtım açlıktan uyanmıştım resmen. Yataktan kalkıp bornozumu düzelttim giyecek bir şeyim yoktu burada, dolapta boştu haliyle sabah olunca Elena'dan bir şeyler rica etsem fena olmazdı. Yavaşça dışarı çıktım bu saatte evde dolanmam yasak olabilirdi ama açlığım bunu engelliyordu koridoru sessizce ilerlerken tam merdivenlerden inecektim ki kulağıma dolan çığlık sesiyle kalakalmıştım kaşlarım çatıldı karanlık koridorda pencerelerden gelen ışıklar hafif aydınlatıyordu koridoru. Tekrar bir çığlık duyduğumda koridoru daha da ilerledim seslere yaklaştığımda bir odanın kapısının önündeydim. Ritmik şekilde şaplak sesi geldiğinde gözlerim faltaşı gibi açıldı. "Ahh, Bay Lucas." Diye inlediğinde acıyla, bunun Dakota olduğunu anladım ancak çok sert bir tokat sesi geldiğinde elimi ağzıma kapattım şokla. "Sana konuşmak yasak demedim mi!" Diye odayı dolduran gür ses titrememe neden oldu. Ben nasıl bir yere düşmüştüm? Şimdi bu da bir fantezi miydi yoksa cidden şiddet mi uyguluyordu. Kesik kesik soluk sesleri geliyordu geri gidip buradan uzaklaşmam lazımdı. Titreyen bacaklarla geriledim yavaşça, yönümü kaybetmiş gibiyken kendimi aşağıda buldum mutfağa gidecek iştah kalmamıştı içime koca bir öküz oturmuştu artık. Bir bardakta olsa su içmek istedim, mutfağı alt katta resmen yarım saat boyunca aradım girmediğim oda ya da yön kalmamışken sonunda önüme koca beyaz sürgülü bir kapı çıkmıştı son bir umut açtığımda mutfağı bulabilmiştim. Koca camlar burayı aydınlattığından ve kimseyi uyandırmak istemediğimden yakmadım ışığı burada yakalanmasam iyiydi. İki kapaklı buzdolabını açtığımda ömrümde göremiyeceğim kadar fazla ürün vardı ve bu iştahımı kabartmıştı. Çıplak ayaklarımın üzerinde dolaşmama rağmen yerler özellikle sıcak gibiydi oysa bizimki yazın bile soğuk hissettirirdi. Bu da demek oluyorki yerden ısıtma buna denirdi. El çabukluğu ile kendime sessiz olmaya çalışarak bir ekmek arası hazırlayıp yanına ultra sessiz olmaya çalışarak meyve suyu aldım. Bar tezgahına oturup hem kapıyı gözleyip hem de elimdekileri yedim. Kısa sürede ekmeği bitirdiğimde bar taburesinden indim elimdekileri tezgahın üstüne bıraktım normalde kirli bulaşık kalmasından nefret etsemde ekmeğimi bile korkudan zorlukla yemiştim şimdi birde bununla uğraşamayacaktım. Tezgahın üstündeki sürahiden suyu bardağa doldurup yavaş yavaş içtiğim sıra arkamda bir beden belirdi. O son yudum büyük bir sertlikle boğazımdan inerken ağır çekimdeymiş gibi titreyerek indirdim tezgaha bardağı. Arkamdaki beden bana temas edecek şekilde yaklaştığında bardağı sıkıca tutmaya başladım. "Bu saatte odadan çıkmak ve evimde bir bornozla dolaşmak yasaktır! Bir günde haddinden fazla hata yaptığının farkında mısın?" Sesi öldürücü bir tınıda çıktı, korkunun ebedi esirine dönüşmüştüm koca bedeni arasında. Sesimi çıkarıp cevap vermek istedim, ancak yapamadım. İri damarlı elini bir anda tezgaha vurdu, yumruk halini almıştı. "Bir soru soruyorsam cevap vereceksin! Madem bu kadar korkuyorsun ne diye buradasın! Güzellik desen sıfır! Sakarlık hat seviye! Cesaretin zerresi yok!" Diye aşağılarcasına bağırdığında zangır zangır titremeye başladım. Tezgahtaki yumruk yaptığı elini bir anda boğazıma sardı ve geriye doğru çekti. Gözlerimi sıkıca kaparken ıslak saçlarından akan damlalar yüzüme düştü tek tek. Parmaklarımı refleksle koluna yapıştırdım; sert, sıcak ve güçlüydü. Nefesleri alnıma vuruyorken boynum iyice geriye doğru gerildi. "Madem," dedim zorlukla, gözlerimi araladığımda karanlıktaki silüeti berbat derecede korkunçtu. Bir azrail misali. Gözleri kısıldı tehlikeyle. Eğer başıma bir şey gelecekse bari içimde kalmasaydı diyeceklerim. "Madem size hitap etmiyorum o hâlde neden hâlâ buradayım?" Diye sorduğumda boğazımdaki parmakları sıkılaştı. Kulağıma eğildi, parmaklarımı daha sıkı sardım koluna. "Benim için önemli olan o deliğinin bana vereceği hazdır ama senin çelimsiz vücudunu zerre kadar layık görmüyorum kendime!" Diye sertçe konuştuğunda çenem titredi. Ne olduğumun farkındayken bu kadar üzerime gelmelerine ne gerek vardı ben kendimi beğeniyordum kendime yeterdim ama karşımdaki adam gündüz gözüyle düzgün bir şekilde görememişken beni, nasıl böyle kesin bir şekilde konuşup bu kadar aşağılayabilirdi. Boğazımdan aniden çekti parmaklarını ve bedenini arkamdan uzaklaştırdı. Büyük bir rahatlamanın yanı sıra elim ayağım boşalmışken, ona dönemedim n'apıyor bilmiyordum. "Sabah bu evde sesini dahi duymayacağım siktir olup gidiyorsun!" Diye sertçe konuştuğunda içimde öfkeyle bir şeyler parlamaya başladı. Arkamı aniden döndüğümde mutfaktan çıkıyordu ve ani bir salaklıkla neyime güvenerek yaptım bilmiyordum ama arkasından seslenerek durdurdum onu. "Bay Kendrick!" Tanrım adımı durduğunda üstünü daha iyi görebilmiştim, sadece belinde bir havluyla duruyordu ve bu kadar iri cüsseli olmasını kesinlikle beklemiyordum. Ağırca bir ölüm kadar tehlikeli bir şekilde bana döndü bedeni. Ağırca yutkundum ve ona doğru bir kaç adım atım işte şimdi ilk defa yüz yüze gelmiştik aramızda üç dört adım mesafe bıraktım alt kısmına bakmamaya çalışarak. "Bay Kendrick işin aslı asıl ben sizi kendime layık görmüyorum!" Dedim rengini seçemediğim ancak keskin gözlerine bakarken, kaşları havaya kalktı. "En azından sizin bedeniniz gibi bin kişi tarafından dokunulmadım ben! Ben kendimi beğeniyor ve eşsiz dokunulmamış tertemiz olan bedenimi seviyorum, sizin gibi pisliklere layık görmüyorum! Siz tutsanızda ben durmam artık burada!" Diye tüm birikmişliğimle bağırdığımda son saniyelerde olduğu gibi bakışları dudaklarımdaydı. Gözleri dudaklarımdan ayrılıp gözlerime çıktığında kolumdan sertçe tutarak çekiştirdi. Güçlü parmakları zayıf kolumu tek seferde sarmıştı. Bedenimi bar tezgahına çekiştirerek ittiğinde tezgaha çarparak durdum, belimi acıttım ama umrunda olmadı, üzerime geldiğinde nefes nefese tezgaha yapıştım neredeyse üzerime eğilecek kadar yaklaştığında yana kayarak kaçmak istedim ama kolumdan tutarak durdurmaya çalıştı. "Bırakın kolumu lütfen! Bir daha görünmeyeceğim size işte bırakın! Özür dilerim efendim lütfen." "Kapa çeneni!" Diye evi inletti adeta, dolan gözlerim yüzünden iyice berbatlaştım. Bir anda çırpınmalarımla başa çıkamayınca belimden tuttuğu gibi yere yatırdı bedenimi ve üzerime oturarak ellerimi başımın üstünde yere bastırdı tek eliyle. Karnım korkuyla kasılırken bacağım boylu boyunca açılmış bornoz göğüslerimide saklayamayacak kadar gözler önüne serdi. Sakallı sert çehresi ve o gözleri bir şeytanın parıltıları ile dolmuş gibi bana bakıyordu. O kadar sesimize kimse uyanmamış mıydı niye kimse gelip yardım etmiyordu gerçi salak gibi ne düşünüyorsam adam beni mutfakta gördü diye gebertecekken diğerleri inmeye cesaret edebilir miydi? Yüzü yüzüme eğildi yavaşça diğer eli yüzümdeki saçlarımı ilk defa yumuşakça çekti ve yüzümü ortaya çıkardığında korkularıma rağmen yüzüne tükürdüm. Yüzü yana yattı boyun damarları belirginleşmiş ve nabız gibi atarken tuttuğu ellerimi kıracak kadar sertçe sıkmaya başladığında acıyla inledim. Gözlerini aralarken bana çevirdi başını o kalın dudaklarında şeytani bir şırıtış belirdi, kalbim korkudan yerinden çıkacak kadar hızlı atıyordu. "An itibariyle sizi burada tutmaya devam edeceğime karar verdim Bayan Yüz Elli Altı numara!" Dediğinde duraksadı beynim sanki. Hayır hayır bunu istemiyordum artık. Başımı iki yana salladım. "Fazlasıyla sıkıcı monoton hayatımda senin gibi bir eğlence eminim neşemi yerine getirecektir," yüzüme iyice eğildi yana çevirdim hızla, dilini yanağıma değdirdiğinde yukarıya doğru yalayarak götürdü ve kulağıma ulaştı. Kalp spazmı geçiriyordum sanırım. Elini çıplak bacağıma yerleştirdiğinde tüylerim havaya kalktı. "Seni şimdi bu mutfak zeminin üstünde sertçe becerdiğimde kimin kime layık olmadığını ikimizde çok iyi göreceğiz!" Diye sertçe fısıldadığında havlunun altındaki erkekliğini sert bir hareketle kadınlığıma bastırdı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD