Kolumu sıkıca sarmışken diğer eli erkeklik organındaydı ve onu sıvazlıyordu bana bakarak. Onun önünde ufacık kalmışken ne yapıcağımı da bilemiyordum bir günde yaşadıklarım çok ama çok fazlaydı.
Baş parmağını aletinin ucuna bastırdı, o kadar uzun ve iriydiki başı gövdesinden daha iriydi ve nasıl...
Ah Dakota, demek bu yüzden o kadar büyük çığlıklar atıyordu, bunu alan herkesi parçalardı kesinlikle. Ama ben ne yapacaktım peki, gitsem olmuyordu kalsam olmuyordu.
"O aralık kalan ufak ağzına alacaksın beni, şimdi!" Kurduğu karanlık cümle ile başımı olumsuzca salladım sonunda bakışlarımı yüzüne çıkardığımda yüzünde tarif edemediğim bir ifade vardı. Acımasızlık gibi.
Kolumdan tutarak kendine çektiğinde göğsüne çarptım, erkekliği ise aramızda kalmıştı ve karnımdaydı o! Titriyordum deli gibi neredeyse bayılabilirdim. Yüzüme eğildiğinde başımı çevirdim.
"Normalde kimseye bir şeyler öğretmekle uğraşmam ama sendeki bu dudakları parçalamak için küçük bir istisna yapabilirim," dedi kısık genizden gelen bir sesle. Doğrusu nasıl olurda hâlâ işimi bitirip beni gebertmediğini ya da cezalandırmadığını düşünüyordum; o Lucas Kendrick'ti.
Acımasız diye anılan değil şeytanın ta kendisi diye anılan biriydi o.
Dudaklarımı yaladım stresle, o iri şeyi ağzıma almamı nasıl isteyebilirdi üstelik ben bunu nasıl yapacaktım! Kolumdaki eli çenemi kavradı ve kendine kaldırdı.
Birden o kâğıtlardaki kurallardan biri geldi aklıma; Öpüşmek yasaktı.
Oysa dudakları tam içilmelik ve aksine onun dudakları parçalanmalıktı. Geniş omuzları ve sert göğsü tüm çıplaklığı ile bana temas ediyorken her şeyin içinde bedenimde bir karıncalanma hissediyordum oysa şimdi çığlık çığlığa kaçmam gerekirdi.
"Sen benim Yüz Elli Altı Numaramsın yani sözleşmen bitene kadar bana aitsin! Kuralların hepsini okuduysan tek bir yanlışında sana acımayacağımı da bilmelisin! Şimdi dizlerinin üzerine çök!" Hızla salladım başımı o itiraz istemez tavrına ve mutfağı inleyen sesine karşı.
Dizlerim üstüne çöktüm, dizlerim zeminle temas ettiğinde ellerimide dizlerimin üzerine itaatkâr bir şekilde koydum başımı önüme eğdiğimde saçlarım yüzümü kapatmıştı. Korku, heyecan her şeyim birbirine girmiş ve bir canavarın elinde yoğruluyordu.
"O ince elini bana ver." Dediğinde derin bir solukla ona kaldırdım elimi. Koca avucu içine aldığı elimi başımla aynı hizadaki ancak henüz kafamı kaldırıp bakmadığım erkeliğine sardı. Titreyen parmaklarım tam sarılmamıştı ancak elimin üstündeki eli ona tamamen doladı. "Sakin ol ve hisset." Diye gelen derin sese uydum ister istemez. Parmaklarımı sıkıca sardım.
"Aferin..." Dedi sert bir solukta, yanlış bir şey yapmaktan korktum o an.
"Başını kaldır ve bana bak!" Diye sertçe konuştuğunda irkildim elimi çekmek istediğimde sıkıca tutarak izin vermedi. Sinirlenmişti işte yine.
"Bana bak Yüz Elli Altı! Bu evde benim kurallarım geçerli unutma tecavüz fantazilerim yok! Sen şu an ben ne dersem onu yapmakla mükellefsin kimseye yardım etme gibi işlerle uğraşmam şanslısın ve zorlama ne dersem harfiyen yap! Yapmayacaksan da hemen şimdi defol bu evden."
Yapamazdım, gidemezdim bu eve her şeyi göze alarak o kağıtları ve kuralları imzalayarak gelmiştim ve zaten onun emirleri altında hareket edecek onun yataktaki sürtüğü olacaktım tüm gururumu yerle bir ederek. Sadece beni aşağılaması fazlaca gücüme gitmiş ve baş kaldırtmıştı.
Uzun süre sessiz kalışım gideceğimi düşünmüş olmalıydı bu sebeple geri adımladığında seri bir hareketle dizlerim üstünde doğrularak parmaklarım arasındaki erkeliğini sıktım. Duraksadığında ona başımı kaldırdım alttan. "Burada kalacağım ne isterseniz onu yapacağım efendim." Dediğimde sadece 5 ay dedim içimde.
Yüzündeki ifade loş karanlık yüzünden belirsizken elini başımın üzerine koyup okşadı belli belirsiz, "Aferin, o halde önce parmaklarını yala boydan boya sonrada kavra onu." Diye keyifli çıktığını hissettim sesinin. Ellerini arkamdaki tezgaha yasladı böylece bacakları ve tezgahın arasında kalmıştım. Derince yutkundum ve parmaklarımı ondan çekerek ağzıma koydum.
"Gözlerime bakarak yapacaksın!" Dediğinde başımı ona kaldırdım ve gözlerine baktığıma emin şekilde parmaklarımı ağzımın içinde tükürüklerimle ıslatarak geri çıkardım. Önümdeki iri erkekliğine sardım yavaşça. Taş gibiydi resmen.
Aşağı ve yukarı sıvazladım, parmaklarım birleşmiyordu bende hissedeceği kadar sıkıyordum bir süre bu şekilde devam ettim yavaş yavaş. Bakışlarım mutfak kapısına gitti cidden henüz nasıl kimse uyanmamıştı ya da kimse kalmıyor muydu? Üzerime bir çadır gibi serilmiş adamın kasıldığı bacaklarındaki damarların bile ortaya çıkmasından belliydi. Bu iyi bir şeydi sanırım.
"Yeter artık! Ağzına ol onu yavaşça hadi!" Sabırsız sert tonu ile yutkundum. Kaygan bir şekilde ıslak erkekliği başından sızan bir iki damlayla daha kayganlaşmıştı, benim gibi çelimsiz kimse tarafından beğenilmeyen biri arzu edilebilir miydi? Ya aleti elimdeki adam cidden bir gün beni arzular mıydı?
O arzularsa belki sevilebiliceğime de inanabilirdim artık.
Böyle bir durumda dolan gözlerimi ittim bu işten benimde zevk almam gerekirdi yoksa karşı tarafa bunu hissettiremezdim o da zevk alamazdı. Ateş gibi yanan erkekliğinin önce az biraz tadına bakmalıydım bir anda alırsam midem bulanabilirdi ve bu adamın henüz bana kötü bir müdahelede bulunmayıp kendi halime bırakması biraz olsun rahatlatmıştı.
Dilimi ucuna değdirdiğimde geri çekilecek gibi oldu sanki ancak durup kendini bana itti devam etmemi ister gibi. Pek bir şey anlamamıştım bu sebeple tekrar dilimi değdirdim kadifemsi yumuşak dokuda bir tat yoktu şu an. Dilimi çekmeyip dairesel bir hareket yaptım erkekliğinin başında. Gelen mayhoş tat tiksindirmiyordu bu sebeple onu ağzıma aldım yavaşça.
Ancak...
Fazla iri olan başı dudaklarımı çok zorladığından çektim anında. Amacım dudaklarımı nemlendirip denemekti ama bir an için unuttuğum adam saçlarıma parmaklarını geçirdi hızla ve, "Onu hemen ağzına al!" Diye boğukça emrettiğinde yutkundum. Aşağı yukarı sıvazlayarak ıslattığım dudaklarıma yaklaştırdığımda saçımdaki eli sıkılaştı. Dengede durmak için elimi bacağına tutundum.
Ağzıma zorlayarak başını soktuğunda nefesim tıkandı aynı zamanda kendi kasıklarımda bir karıncalanma yol almaya başladı.
Ağzımda hafif hafif sokup çıkardığım erkekliğini birde sıvazlıyordum ortama yayılan o ıslak ses beni feci hâlde tahrik etmeye başlamıştı, şimdiye kadar kendimi hep yine ben tatmin etmiştim ve şimdi olduğum durum yaşadığım onca masturbasyonun yanında bir hiçti. Nefeslerim sıkılaştı onu dinlenme için ağzımdan çıkaracakken saçlarımdan baskı uygulayarak kendini ağzımın içine öyle bir ittiki boğazımı delecek zannettim. Nefesim tıkandı gözlerim yaşardı parmaklarımı bacaklarına bastırdım. Başımı geri çekip kendini ağzıma itip geri çekmeye başladı.
Nefes alamıyorken çıkardığım ses ve birikmiş boğazımdaki tükürüğü yuttum, burnumda nefes almaya çalıştığımda biraz olsun rahatladım ama Bay Lucas'ta sertleştirdi hareketlerini... Şu an resmen ağzımı sikiyordu gel gitlerle.
"Ahh, sikerler küçük ağzının deliğinden daha iyi çıkacağını düşünmemiştim. Boğazına kadar zorluyorum hissediyor musun?" Genizinden gelen o boğuk sesi ben zor duyarken dedikleri ne saçmaydı ağzımdaki koca varlığı nasıl hissedemeyecektim.
O boğulma sesim yükseldiğinde durmadı ve sadece yarısını aldığım erkekliğiyle ağzımı becermeye devam etti. Dudaklarım sızlıyordu ve yırtılmış olduğunu biliyordum.
"Mmmh," diye defalarca kez ses çıkardım. Bu dolulukla ne diyebilirdim ki zaten. Sonunda kendini ağzımdan çıkardığında ellerim üstüne yere dayadım ve öksürmeye başladım. Saçımı kulağımın ardına sıkıştırdım hâlâ daha öksürürken dudaklarım acıyordu.
Sıcak bir sıvının dizlerime ve açıkta kalan baldırıma aktığını hissedince yavaşça önümdeki adama baktım tuttuğu erkekliğini hâlâ daha sıvazlarken son sıvılarını da üzerime bacaklarıma akıttı. Geri çekilip havlusunu yerden aldığında hâlâ daha bacaklarımdaki sıvılara bakıyordum.
"Kalk bakalım yerden. İyi iş çıkardın." Dediğinde ona kaldırdım başımı adonis kaslarını belli edecek şekilde bağladı beline havluyu. Benim kalkamayacağıma kanaât getirmiş olmalı ki kolumdan tuttuğu gibi yavaşça kaldırdı kendine tezat şekilde. Hâlâ daha üzerimdeki menilerdeydi aklım boşaltmıştım onu güzel olmasam da zevk verebilir miydim cidden birilerine, belki o kişi beni gerçekten sevedebilirdi.
Ağırca yutkunduğumda paytak adımlarla kolumdan tutmuş götüren adama baktım ne ara asansöre bindiğimizi hatırlamıyordum hangi ara kaldığım ve artık odam olan odanın kapısına geldiğimide bilmiyordum.
Arkama geçti ve kulağıma eğildi.
"Şimdi git ve yıkan sonrada iyice uyu," dedi kısıktan bir sesle.
Sonra can alıcı o cümleyi kurdu, "Ve yarını bekle! Verdiğin kadar zevk vereceğim ve mislini alacağım minik bakire." Dedi bay Lucas.