Hançer...

1802 Words
İnsan oğlunun çiğ süt emdiği inkar edilemez. Ancak her süt çiğ olsa da geldiği bedenin haysiyetinden, gururundan, namusundan, vakarından taşır. Asıl, nesilden ürer der eskiler. Burada nesil dedikleri anadır. Haliyle Mehmed'in anası da oğlunu adam edecek südü veremeyenlerdendi. Her ne kadar kocasının gazabından korksa da Mehmet'in üstüne bir başka titrerdi. Bir de onun hanımlığı kocasından başka herkese sökerdi. Öyle ki Lütfiye hanımın gazabına uğramak istemeyen kimse ne haksızlık görürse görsün susardı. Şimdi de oğlunun Leyla'yı kaçırırken yardakçılığını yapan adamları paylıyordu. Amma ne paylamak. "Anamur'lu Zakir'in kızı beyimizi tuzağa çekti diyeceksiniz. Onu çarşıya çağırdı, kaçmaya rızası vardı. Sonra da oğlumu vurup kaçtı. Kumar borcundan dolayı vurulduğunu beyiniz duymayacak. Gidin askeri polisi de tembihleyin." Adamlar yanından ayrıldığında ise uzun yıllardır her türlü işini gören has adamını Anamur'a gönderdi. O da halk içinde dolaşacak, Lütfiye hanımın zehirli dilinden saçılanları yayacaktı. ... "Amirim burada bir şey var, buna bakmalısınız." Sabahın ilk ışıklarından beri Seyhan'ı karış karış arayan Faruk, sesin geldiği yöne doğru hızla yürüdü. Tarihi köprünün altındaki çalılık alana güçlükle girdiğinde korktuğu manzarayla karşılaştı. Eşgale uyan kız yaralı halde öylece yatıyordu. Memur nabzına bakmak için yanına çökünce yanaştırmadı. Herkes geri açılmış, onun bakması için beklemeye koyulmuştu. Evvela yüzüne yayılan saçları açtı. Sonra da narin boynunda yaşadığına dair bir işaret aradı. Cılız da olsa bir ritim aldığında "cankurtaranı buraya yönlendirin." dedi. Hastane koridorunda dolanırken; başını bir Mehmet'in yattığı odaya, bir de Leyla'nın kaldığı odaya döndürüyordu. İkisinin de aynı koridorda yatması kadar saçma bir şey yoktu ama hastanenin kısıtlı imkanları sebebiyle de elinden bir şey gelmiyordu. Doktor da neredeyse saatlerdir çıkmamıştı içeriden. Kıza ne olduğunu bir öğrense; ona göre Zakir ağaya da haber verecekti. Faruk kara kara düşünürken koridorun sonunda bir hareketlilik oldu. Bir kadın feryad ede ede ağlıyor, yavruma kıyanı bana verin diye söyleniyordu. Yanındaki kadın memura durumu öğrenmesini söyleyip beklemeye koyuldu. Kadının Mehmet'in odasına girdiğini görünce de kim olduğunu zaten anlamıştı. Çok geçmeden Leyla'nın olduğu odanın kapısı da açıldı. İçeriden biri kadın iki doktor ve kadın polis memuru çıktı. Neticede Leyla'nın vücudundan örnek toplamak gerekiyordu. Kollarını göğsünde bağlayıp, onları dinlediğini söyledi. "Genç kızın vücudunda birden çok darp izi var. Boğazı da sıkılmış ancak; cinsel saldırı izine rastlamadık. Sanırım bunun için epey mücadele etmiş. Bacağındaki kesik büyük damarlardan birine denk geldiği için epey kan kaybetmiş. Biz gerekli takviyeleri yaptık, kendine de gelmeye başladı ama çok korkmuş. Sürekli ağlıyor. Ailesi yanında olsa daha iyi olur sanırım." Faruk anladığını söyleyerek onlara müsaade etti. Tam Leyla'nın odasına girecekti ki; Mehmet'in kapısı açıldı ve az önceki kadın dışarı çıktı. "Neresi? Bana o katilin hangi odada olduğunu gösterin çabuk. Oğluma bunu edeni sağ koyar mıyım ben? Kim olduğu umrumda mı sanırsın? Değil Zakir ağanın kızı, padişahın kızı olsa kaç yazar?" Faruk duydukları ile çileden çıktı resmen. Oğlunun rezillikleri yüzünden susup oturacağına, mahcup olacağına odadaki zavallı kızı mı suçluyordu yani. Adımlarını ona doğru atıp karşısında durdu. "Kendine gel hanım, burası hastane. Ne derdin varsa bana anlat." Lütfiye kadın karşısındaki iri yarı adamı baştan aşağı süzüp "Sen de kimsin?" Diye sordu. Faruk kim olduğunu söyledikten sonra da biraz panikledi doğrusu. Seyhan'daki polisleri susturmak kolaydı da bu Anamur'lu komiseri nasıl susturacaktı. Yalanına devam etmeyi seçip tepkisini ölçmek istedi. Henüz bu adamın kardeşine Zakir ağanın kızını istediklerini, Faruk'un da Leyla'ya talip olduğunu bilmiyordu. "O kız oğlumun aklını çelmiş. Kaçır beni demiş. Sonra da onun canına kastetmiş işte. Ne duymak istiyorsun memur efendi? Bana oğlumun canına kastedeni ver, çekil yolumdan. Sen kim olduğumu bilir misin?" Faruk kadının bu pişkin ve yalancı tavrına histerik bir gülüşle karşılık verdi. "Oğlunun kumar borcu yüzünden vurulduğunu, bu kızı da rızası dışında kaçırıp ona tasallut etmeye kalktığını ben çok iyi bbiliyorum kadın. Söyle bakalım kimden koruyorsun oğlunu, kocandan mı? Sana kötü bir haberim var. Ne kadar çırpınsan da koruyamayacaksın. İçerideki kız uyanınca ailesi de o da şikayetçi olacak. Dilekçelerini bizzat ben alacağım. Şimdi efendi gibi oğlunun suçunu bil, edebinle otur. Yoksa yapacaklarımdan ben mesul değilim." Ardını dönüp Leyla'nın odasına adımladığında; "Anamur'lu Zakir kendine polis de satın almış demek." cümlesini duyunca adımları durdu. Ardını döndüğünde yüzünde öyle korkutucu bir ifade vardı ki; Lütfiye kadını bile yerinde sindirdi. Kapıyı çaldıktan sonra bir müddet bekledi ve usulca araladı. Kulağına kısık kısık hıçkırık sesleri doluyordu. Kadın memur gelmeden ifadesini almak istemiyordu ama ona birşeyler anlatmalıydı. Leyla başını çevirip karşısında o iri yarı, kara yağız adamı görünce yerinde toparlanıp kendince geri kaçmaya kalkıştı. Ancak bacağındaki sızı kendini hatırlatınca olduğu gibi kaldı. Faruk, onun korktuğunu anlıyordu. Bu yüzden aralarındaki mesafeyi kapatmadan, sesini de oldukça dingin tutmaya çalışarak konuştu. "Geçmiş olsun Leyla, kendini nasıl hissediyorsun?" Dakikalardır onun yüzüne bakmayan kız başını çevirince ufak bir sarsıntı hissetti Faruk. Böylesine güzel, yeşil göz daha önce kimsede görmemişti. "Siz... siz kimsiniz?" Faruk durumu nasıl açıklayacağını bilemedi. Ben senin evleneceğin adamım diye direk söyleyemezdi. "Ben Faruk Samancı. Anamur asyiş şube amiriyim." Zaten kız adını duyar duymaz iri olan gözlerini iyice açmış ve şaşırdığını belli edercesine "siz?" demişti. Faruk, bu dakikadan sonra iletişimlerinin daha kolay olacağını düşünerek yavaşça yaklaştı. "Birazdan kadın memur arkadaşımız gelecek. Senden ne yaşadıysan her şeyi teker teker anlatmanı istiyorum. Ama öncesinde memurlara anlatamayacağın ama biriyle paylaşmak istediğin bir şey ya da bir sorun varsa bana güvenebilirsin." Leyla bu ılımlı yaklaşım karşısında gözlerini kaçırdı. Hani bu adam, gaddar görünümlü sert biriydi? "Ben.. ben onu öldürmedim değil mi? Sadece kurtulmak için itikledim. O da başını çarptı. Sonra da kaçtım zaten. " Faruk masum ve ürkek sesine tebesüm ederek cevap verdi. "Merak etme sen ona hiçbir şey yapmadın. Ancak senden sonra alacaklıları basmış evi ve onu vurmuşlar. Ne yazık ki ölmemiş." Ne yazık ki mi? Devletin emniyet mensubu da bir vatandaş için böyle diyorsa vay onun haline dedi Leyla. "Tam zamanında kaçmışsın anlayacağın. O adamların sağı solu belli olmazdı, sana da bir zarar verebilirlerdi." Leyla başını sallayıp içini çekti. "Keşke evden hiç çıkmasaydım. Sevcan'a uydum başıma bunlar geldi. Hava alırsın, iyi gelir demişti. Kim bilir babam, ablam ne kadar telaşlanmıştır." Hastane odasında bunlar konuşulurken, Anamur'da Zakir ağanın kulağına gelenler can yakan cinstendi. Herkesin dilinde aynı lakırdı vardı. Zakir ağanın kızı Yüreğirli'lerin küçük oğlana kaçmış. Sonra da anlaşamayınca oğlanı vurmuş." diyorlardı. Zakir ağa duyduklarına hiç inanmak istemedi ama birkaç hafta önce o oğlan kızının yanına bir kez daha yanaşmıştı. Şeytan da içine kurt düşürmekten geri durmuyor; 'Belki de senden habersiz, gizli gzili konuşuyorlardı.' diyordu. Az biraz Zehra kadar sağ duyulu olsaydı bu kadar hiddetlenmezdi. Yine de sağ olduğunun haberini alayım yeter dedi. Gönül koyma işini sonraya bırakacaktı. Evinin salonunda dolanıp emniyetten haber beklerken telefon birden çalmaya başladı. "Bismillah" çekti Zakir ağa. Ne duyacaksa o telefonda, yapacağı şeye Allah'ın adıyla başlamak için, şeytana uyup da can yakmamak için besmele çekti. Arayan iki gündür haber beklediği Samancı'ların büyük oğluydu. "Zakir ağa selamün aleyküm. Kızını bulduk, canı sağdır ama biraz hırpalanmış. Seni ve ablasını merak eder. Seyhan devlet hastahanesindeyiz."Zakir ağa evvel derin bir nefes aldı, sonra da çekinse de aklını kurcalayan şeyi sormayı seçti. "O deyus... Yüreğirli'lerİn oğlanla mı kaçmış?" Faruk duydukları ile kaşlarını çatmadan edemedi. "Zakir ağa sen ne dersin? Kızın zorla kaçırılmış. Adamın elinden kurtulmak için de epey mücadele etmiş. Bana bak, buraya geldiğinde evvela beni gör. Tek başına sakın kızınla konuşup da geri alınamaz hataya düşme. Olay senin bildiğin gibi değil." Zakir ağanın kafası iyice karışmıştı. Hadi Narlıkuyu'da karşılaştılar tesadüftü, o notu da Leyla bırakmadı ama ya ahalinin söyledikleri? İçinde bir yerde kızına inanmak için delice çırpınan bir yan vardı. Telefonu kapattıktan sonra gidip abdestini tazeledi ve kardeşi kaybolduğundan beri perişan olan büyük kızı Zehra'yı çağırdı. Faruk, kadın memurun gelmesini beklerken Zakir ağa ile konuştuklarını düşünüyordu. Önce Mehmet'in annesi, sonra da Leyla'nın babası benzer şeyler söylemişlerdi. Başını odanın penceresinden çevirip yatağında uzanan kızı seyretti bir müddet. Kız, gözlerini duvara dikmiş, sadece bir noktayı seyrediyordu. Bu zamana kadar onlarca suç ve suça şahit olmuştu. Bu kızı da tanımıyordu. Mağdur mu yoksa maktül mü olduğunu bilmesi için biraz daha bilgiye ihtiyacı vardı. Kapı tıklatılıp kadın memur gelince aradığı fırsat da ayağına gelmişti. İfadesini bizzat dinleyecek ve tecrübelerine dayanarak doğruluk payını ölçecekti. "Komiserim, eğer hanım efendi iyise ifadesini alacaktım." Gözlerini Leyla'ya dikip sessiz bir onay aldıktan sonra başıyla memureye geçmesini söyledi. Memure bir sandalye çekip daktilosunu da çıkardıktan sonra sorularını sormaya başladı. Aslında tek soru bütün düğümün anahtarıydı Leyla'ya göre. "Olay nasıl gerçekleşti bize anlatır mısınız?" Her şeyi en başından anlatmak istiyordu ama evdeki durumlardan bahsetmek zor geliyordu. Şimdi o buradayken nasıl derdi; beni istemeye geleceklerdi, çok bunalmıştım, dışarı çıktım? Memur sorusunu bir kez daha yineleyince kendine geldi ve anlatmaya başladı. "Dün öğlen sıralarında arkadaşım geldi, Sevcan. Çıkıp çarşıyı dolanalım dedi, ben de kıramadım. Biraz da evdeki işlerden kaçmak için mutfak kapısından gizlice çıktık. Çarşıya kadar indik, hiçbir sorun yoktu. Cuma ezanı okunmaya başladığı sıra yanımızda bir araba durdu. Ben ne olduğunu anlayamadan iki adam çekeleyip teptiler içine. Sonra onu gördüm." Memur kaşlarını çatıp, "Kimi?" diye sordu. "Yüreğirli'lerin küçük oğlunu." İşte burada Faruk devreye girmek istedi. Tam da bu noktada merak ettiği önemli bir şey vardı. "Önceden tanışıyor muydunuz?" Leyla bu soruya sinirlendi ama karşısında devletin memuru olduğundan belli etmek istemedi. "Tanımam etmem kendini. Ama bundan birkaç hafta önce yine Sevcan'la Narlıkuyu'ya gezmeye gitmiştik. Oralıdır Sevcan. Çarşısında gezerken yanaştı, konuşmaya çalıştı ama ben hemen uzaklaştım. Babamın adamları görmüş, haber etmişler. Babam da beni payladı Yüreğirli'lerin oğluyla ne işin olur diye. Oradan biliyorum kim olduğunu. Yoksa başka türlü tanımam etmem." Konuştukları ifadesini alan kadınaydı ama bakışları ile Faruk'u delip geçiyordu. Sahi ne bilmek istiyordu ki; oynaş mı sanmıştı ikisini? Memure devamını bekleyince kaldığı yerden sürdürdü konuşmasını. "Arabanın içinde epey bir debelendim. Vurdum, sövdüm ama kurtaramadım kendimi. Baş edemeyeceğini anlayınca da vurdu ense köküme. Sonrasını hatırlamıyom zaten. Bir uyandım eski bir evdeyim. Bu da bana ilişmeye çalışıyor. Can havliylen kalkıp kaçmaya çalıştım. Sarhoştu belli, adımları yalpalıyordu. O haliynen bile bana vurup tasallut etmeye kalktı. Ben de var gücümlen iteleyip düşürdüm onu. Sonra kapıya vardım ama kilitliydi. Cebine koymuştur anahtarı diye düşünüp bi cesaret yanına vardım. Anahtarı bulmuş kalkıyordum ki; nereden bulduğunu anlamadığım bıçağı sallayıverdi. Yaramın ne kadar derin olduğunu anlamadım o vakit. Bereket ayakkabım ayağımdaydı da o kadar kaçabildim. Sabaha dek saklanıp yardım isterim diye düşündüm ama kendimden geçmişim." Memure anladığını belirtir gibi kafasını salladı. "Peki kaçırıldığını gören birileri var mı, arkadaşın dışında?" Leyla düşündü biraz ama aklına kimse gelmedi. "Sevcan'ın koluna girmiştim, zorla çekip aldılar arabaya. Dedim ya Cuma vaktiydi, dükkanlar da kapalı sayılırdı. Kim gördü, kim görmedi farketmedim." Sevcan nasıl olsa olanı biteni anlatırdı. O görmüştü her şeyi yakından. Memure "şikayetçi misin?" diye sorduğunda "elbette" dedi Leyla. "Az kaldı canıma kast ediyordu, nasıl şikayetçi olmam." Odada Faruk ile yeniden yalnız kaldıklarında bakışlarını bir daha adama çevirmedi. Nedendir bilmez, darılmış gibi hissediyordu kendini. Daha Leyla'yı tanımadan hakkında kötü düşünmüştü. Faruk da daha fazla bu odada durmanın gereği olmadığını düşünüp çıktı dışarı. Kızının suratının asıklığını neye yoracağını bilemedi. Çünkü bariz onaydı tavrı. Aynı dakikalarada da Sevcan'ın kapısı Lütfiye hanımın adamı tarafından çalındı. Eline bir tomar para bir de İstanbul bileti tutuşturuldu. Polise Leyla'nın gönüllü gittiğini söyleyeceksin dediler. O da hayallerine kavuşma derdine ne ettiğini bilmeden kabul etti söylediklerini. Leyla bu gerçekle yüzleştiğinde her şey onun için daha zor olacaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD