Tehlikeli Sıcak Temas

2009 Words
Demhat'ın yoğun bakışları altında büyün tenim karıncalanmaya başlamıştı. Neyse ki bu heyecan dolu an Dicle'nin sesiyle bölünmüştü. "Xezal, kahve yapmayacak mıyız?" Bakışlarımı Demhat'tan çekerek mutfak kapısından bize bakan Dicle ve Arin'e baktım. Yapacağız tabi," deyip, Demhat'a baktım. "Haydi yukarı çık da tuzlu kahveni getireyim." Dedim, alayla. Kaşları bir an çatılırken gözlerime şaşkınlıkla baktı. "Gece gece beni zehirleme güzelim. İlk günden bunu yapma." "Güzelim" kelimesiyle yüzümün ısındığını hissettim. Bir an gerçekten güzelin miyim diyerek dalga geçmek istesem bile bunu yapmayıp, Demhat'ı iterek yukarıya gönderdim. İlk günden bu kadar samimi olmamalıydık. Nede olsa henüz iki yabancıydık. Ne ara bu kadar samimi olduğumuzu çözemeden mutfağa girdim. Sevda tencereyi ocağa bıraktığında, fincanlarla ölçü alarak kahveyi yapmaya başladım. Dicle ise, fincanları tepsiye yerleştirip, lokumları hazırlamıştı. Arin ise tam yanımda beni süzüyordu. "Yenge çok güzel olmuşsun." Dediğinde, Arin'e dönerek, "Teşekkür ederim." Diye yanıtladım. "Ama annem etek boyunu pek sevmedi. Dedem nasıl ses etmedi bilmiyorum, en çok onun kızması gerekiyordu." "Çok mu kısa olmuş?" diye sordum, tereddütle. Tamam buraya göre kısaydı ama ben istedikten sora anlayışla kabul etmek zorundaydılar. Arin, etek boyuma bakarak, "Yani," dedi, belli belirsiz bir şekilde. Kafamı sallayarak, önüme döndüğümde, bir an Demhat'ın beğeni dolu bakışlarını hatırladım. Nedensizce beğendiğine sevinmiştim. Kahve olduğunda hepsini fincanlara doldurup, kocaman tepsiyi alarak mutfaktan çıktım. Dicle'nin kahveye tuz ekleme ısrarıyla Arin, Demhat'ın şekeri sevmediğini söyleyince tuz yerine bol şekerli kahve yapmıştım Merdivenlerden dikkatlice çıkarak ikinci katın terasına yöneldim. Terasa girer girmez Demhat'la bakışlarımız kesişti. Gözlerindeki parlaklık o kadar yoğundu ki bir an heyecanlandım. Kalbimin odacıklarında biriken heyecan hızla kapıları kırarak parmak uçlarıma kadar koşarak bütün kanımı ısıtmaya başladı. En karşıda duran sedirde dedem ve Zınar ağa yan yana oturmuş, koyu bir sohbet içindeydiler. Babam ile Demhat'ın babası Bawer Bey ise hemen dedemin sağ çaprazındaki sedirde oturmuş onları dinliyordu. Demhat'ın amcası Şerwan Bey de hemen babamın yanına oturmuştu. Sağımdaki sedirde ise, her ne kadar yüzünü görmesem bile Demhat'ın erkek kardeşleri, kuzeni ile Fırat ve Şiyar oturmuştu. Demhat ile Baran ise yan yana sandalyelerde oturmuştu. Terasın sol tarafında ise kadınlar oturmuş fısır fısır aralarında sohbet ediyorlardı. Bedenimi esir alan heyecanı içime derin bir nefes alarak bastırmaya çalışarak dedemlere doğru yürüdüm. Kahveleri sırayla dağıtırken Zınar ağanın ve dedemin dikkatli bakışlarını sırtımda hissediyordum. Kahveleri tamamen dağıttığımda geriye sadece Demhat'ın kahvesi kalmıştı. Baran'la bakışlarımız kesiştiğinde bir an çatık kaşlarını düzelterek zorla gülümsedi. "Demhat ağa senden haz etmiyorum!" diye mırıldandı, huysuzca. Bir an kaşlarımı çatarak Baran'a gözlerimi devirme isteğimi bastırdım. Kabul, Demhat'a ben de öfkeliydim ama saçma bir şekilde onun yanında garip bir şey oluyordu. "Ellerine sağlık." Diye fısıldadı, Demhat fincanı koca elleriyle alıp karşısındaki küçük ahşap sehpaya bıraktı. "Afiyet olsun." Dediğimde, sesim oldukça keyifli çıkmıştı. Masumca bana gülümsediğinde arkamı onlara dönerek aşağıya indim. Şimdi sıra kadınlardaydı. Onların da kahvelerini ikram ettikten sonra tepsiyi Dicle'ye vererek terasın sol kısmındaki ve Demhat'ın karşısındaki sandalyeye oturdum. Kahvesine göz ucuyla baktığımda henüz içmemişti. Halam ile Demhat'ın yengesi olan Dilan Hanım aralarında kısa kısa sohbetler ederek dedemleri diliyordu. Demhat'ın kuzeni olan Devran, Dicle ve Arin'le birlikte yanımda oturuyorlardı. Gülnaz Hanım ise, çatık kaşlarıyla ortamı inceliyordu. Bir an delici bakışlarını bacaklarımda hissetsem bile aldırış etmeyip, Demhat'ın eline baktım. Kocaman parmaklarının arasına aldığı küçük kahve fincanı oldukça hoş bir görüntü yaratmıştı. "Ay abimin bu halini çekeceğim. Kesinlikle bununla her türlü tehdit edebilirim." Arin heyecanla konuştuğunda bir an gözüme çok tatlı göründü. "Yine ne yaptın sen?" diye sordu Devran hafif şaşkınlıkla. Dicle ona kısaca kahveye bol şeker kattığımızı söyleyince o da sabırsızca izledi. Fincanı, dolgun biçimli dudaklarına yaklaştırdığında, dudaklarını aralayıp kahveden bir yudum aldı. Yüzünü ve bütün tepkilerini gözlerimi kırpmadan takip ediyordum. Bir an kaşlarını çatarak, yüzünü buruşturdu. Dudaklarını tekrar araladığında, başını hafifçe sola çevirdi. Küçük kahverengi gözleriyle bakışlarımız iliştiğinde kalbim yalın ayaklarıyla göğsümün üstünde turladı. Midemdeki aptal kıpırtı ise büyüdü. Çatık kaşlarını hızla düzeltirken, ne düşündüğünü merak ettim. Dudaklarının kenarında silik bir tebessüm meydana geldiğinde, yüzüme tatlı bir gülümseme yerleştirip, başımı hafifçe salladım. Elindeki fincanı sıkıca tutarak gözlerini gözlerimden bir saniye bile ayırmadığında, birazdan yapacaklarını tahmin ettim. "Ay hepsini içecek mi yoksa?" diye sordu, Devran şaşkınlık dolu sesle. Dolgun dudakları aralandığında, dudaklarım istemsizce aralandı ve Demhat'ın ne yapacağını izledim. Fincanı dudaklarına götürüp, tek dikişte içti. Bu esnada gözlerini bir saniye gözlerimden ayırmamıştı. "Ay vallahi hepsini içti." Dedi Arin, heyecanla. Fincanı yerine bırakıp, suyunu da içtiğinde bir an alt dudağımı ısırarak bakışlarımı Demhat'tan çektim. Bunu neden yaptığına bir anlam verememiştim. İçmeyebilirdi de, ama içti. "Gelin Hanım, bu giyimini kuşamını değiştir artık! Burası İstanbul değil! Ayıp denen bir şey var!" Gülnaz Hanım'ın sert sözleriyle ona dönerek, sahte bir şekilde gülümsedim. "Ne varmış benim giyimim, kuşamımdan?" diye sordum, usulca. "Zınar ağanın karşısına yarı çıplak çıkmak da ne demek oluyor?" diye soruma soruyla karşılık verdi. Bedenimi az önce esir alan heyecan hızla öfke toplarına dönüştü. Ama bunu yüzüme yansıtmamaya çalışarak Gülnaz Hanım'ı süzerek kahverengi gözlerinde durdum. "Zınar ağa ne kadar büyük?" diye sordum, bilmemezlikten gelerek. "Pardon ama ne giydiğim kimseyi ilgilendirmiyor." "Artık ilgilendiriyor." Diyen Gülnaz hanım sinirimi bozuyordu. Tekrar konuşacakken halam araya girdi. "Xezal, bir bardak limonlu su alabilir miyim? tansiyonum düştü." Kaşlarım istemsizce çatıldı, Demhat'a baktığımda bir an göz göze geldik sinirle ayağa kalkarak aşağıya indim. Mutfağa girdiğimde öfkeyle soluyordum. Kimse benim giyimime ve hareketlerime karışamazdı! Dedem bile bana böyle bakmamıştı. O kadın kendini iyice bir şey zannediyordu ve bir gün elimde kalırdı! Bir an içeri girip bu saçmalığı durdurmak istesem bile yapmadım. Bu kadınla işim vardı ve ben gereksiz işlerle yorulmak istemiyordum. Bir bardak su içtiğimde avludaki sedire oturup, sakinleşmeye çalıştım. Derin derin nefesler almaya başladığımda, kafamı gökyüzüne kaldırdım. Nadir görünen yıldızları görmeyi düşünmüştüm. Demhat'ın kafasını görür görmez bir an kaşlarım çatıldı ama dudaklarının kenarındaki gülümsemeyle anında kaşlarım eski halini aldı ve gülümsemesi uçarak dudaklarıma kondu. Kulağında tuttuğu telefonu kapatarak cebine koyduğunda, diliyle dudaklarını ıslatarak gözden kayboldu. Bakışlarımı usulca bana göz kırpan küçük yıldızdan çekerek ayağa kalktım. Şimdi gayet iyi hissediyordum. Bütün sinirimi toplayıp üfleyerek kaybettim. Elbisemin eteğini düzelterek, saçımı arkaya savurup yukarı çıktığımda, Dedemin "De o zaman hayırlı olsun Zınar ağa." Dediğini işittim. Sanırım az önce beni Demhat ağaya verdiler. İçimde hiçbir kıpırtı olmadı. Bir an olduğum yerde durup babama baktım. Bakışlarını anında yüzüme çektiğinde, gözlerindeki hüzüne şahit oldum. Olayın ciddiyetinin farkına dedemin son sözünde varmıştım. Bu geceden sonra her şey farklı olacaktı. Artık sözlüydüm. Üstelik hiç tanımadığım bir adamla. Demhat'a güveniyor olmam içimdeki kuşkuyu azaltmıyordu. Çünkü onu tanımıyordum. Yıllardır sadece dans partnerim olan bir adam aniden hayatımın en ortasına düşmüş ve benim sözlüm olmuştu. Onunla evlenmeyi kabul etmiştim ama gerçekten bu kadar ciddiyeti düşünmemiştim. Terasta geçirdiğim garip ve gergin saatlerden sonra nihayet misafirleri geçirme vakti gelmişti. Aileler arasında küçük bir söz yapılmış ve Demhat'la bana yüzük takmışlardı. Gece boyunca Gülnaz Hanım'ın kızgın ve küçümser bakışlarına maruz kalmıştım. Zınar ağa ile dedem ise heyecandan ne yapacaklarını şaşırmış bir şekildeydi. Sanki bizim yerimize onlar evlenmiş gibiydi. Açıkçası bu kadar abartılacak bir şey olmamıştı henüz. Misafirleri uğurladıktan sonra herkes odalarına çekilirken ben de ılık bir duş alarak odamın terasına çıkmıştım. Nemli saçlarımı elimle havalandırdığımda varlığına henüz alışamadığım sağ parmağımdaki sade düz alyansa baktım. Halime gülümsediğimde, bir an yüzüklerimiz takılırken Demhat'ın yüzündeki tebessüm zihnimde canlandı. Benim aksime yüzünde tatlı bir heyecan vardı. Tebessümü sahte olmuş olsa bile harika bir görüntü ortaya çıkmıştı. Lastikli eşofmanımın cebindeki telefonumu çıkartarak, çektiğimiz fotoğraflara göz gezdirdim. Demhat gerçekten de mutlu görünüyordu. Ben ise bazı fotoğraflarda asık suratlı, bazılarında ise kahkaha atarken çekilmişti. Bir an yüzüme yayılan gülümsemeyle, telefonun ekranına gelen bildirimle, gülümsemem donuklaştı. Gönderen:05######### Kapıda seni bekliyorum çingene kızı. (00:30) Yabancı numaradan atılan mesajın sahibini merak ederek, telefonu cebime koyup merdivenlere yöneldim. Üstümdeki beyaz sporcu atletinin varlığını hatırladığımda, tekrar yukarı çıkmış beyaz tişörtümü giyerek avluya inmiştim. Nemli saçımı parmaklarımla düzeltirken, konağın kapısını açarak dışarıya çıktım. Hasan amca beni karşısında gördüğünde gülümseyerek sağına baktı. Bakışlarımı Hasan amcanın baktığı yöne çevirdiğimde karşımda Demhat'i görmeyi beklemiyordum. Atın dizginlerini tutmuş bir şekilde bana baktığında, gülümsedi. Telaşla etrafıma bakınıp Demhat'a doğru ilerledim. Onu karşımda görmenin heyecanıyla karşısında durdum. "Saatin farkında mısın?" diye sordum, fısıltıyla. Üstünde beyaz bir tişört ve siyah bir eşofman altı vardı. Saçı dağılmış ve her nefes aldığımda keskin şampuan kokusu burnuma doluyordu. "Bol şekerli kahveden sonra uyku tutmadı," deyip, gülümsedi. Yüzümde küçük bir tebessüm belirdi. "Biraz gezelim mi?" diye sorduğunda kahverengi atını gösterdi. "Atla mı geldin?" diye sordum şaşkınlıkla. Kafasını hafifçe salladığında, kabul ederek ata binmeme için bana yardım etti. Ben önde, Demhat ise arkamda atın dizginlerini tutarken birlikte konaktan uzaklaşmaya başladık. Neyse ki konağımız şehrin tam ortasında değildi. Sakin ve gayet ferah bir yerdeydi. Hava yaz mevsimine göre gayet güzel ve serindi. Gündüzleri pişen asfaltlar şimdi oldukça serindi. Yorulan bütün canlılar dinlenmek için köşelerine çekilirken, geriye sadece gece ses çıkartan küçük hayvanlar kalmıştı. Boş ve ıssız sokaklardan geçerken sessizliği bölen tek şey, atın ayak sesleriydi. Gecenin huzurlu koynunda huzurlu dakikalar geçiriyordum. Şanlıurfa'yı özlediğimi bir kere daha hatırladım. Memleketimin toprakları huzur doluydu. Hafif esen rüzgar nemli saçımın arasına sızıp ensemde tatlı esintiler meydana getiriyordu. Ama Demhat'ın incir ve portakal aromalı odunsu kokuyu da beraberinde getiriyordu. Burun deliklerimden ciğerlerime ulaşan koku bedenimi rahatlatıyordu. Sırtımdaki göğsü şiddetlice kalkıp indiğinde, Demhat'ın burnunu saçımda hissettim. Sanki bir an kokumu içine çekmiş gibi oldu. "Tuzlu kahveyi tercih ederdim," Demhat'ın sesiyle bir an gülümsedim. "Bol şekerli kahveden nefret ediyorum." "Ama hepsini içtin, içmek zorunda değildin." "Bir kereliğine bir şey olmaz." Atı sağa yönlendirerek kocaman boş araziye doğru ilerledik. Sırtımdaki varlığı kalbimin dengesini alt üst ediyordu. Göğsü oldukça geniş ve kaslıydı. Kaslarını hissedebiliyordum. Boş arazideki sessizliğimiz Demhat'ın atı durdurmasıyla son buldu. Attan indiğinde bana yardım ederek atan indim. Atı ağaca bağladığında, hemen ağacın altında oturdu. Demhat'ın yanına oturup, sırtımı geniş gövdeli ağaca yasladım. Neden buraya geldiğimizi merak ediyordum. Daha doğrusu neden onunla geldiğimi merak ediyordum. "Neden buraya geldik?" diye sordum, merakla. Bakışlarını gökyüzünden çekerek omzunun üstünden gözlerime baktı. "Bilmem," dediğinde dudağını büzmüş, omuzlarını silkmişti. "Sadece seni görmek istedim. Gece boyunca gergin görünüyordun." Yüzüme düşen saçımı kulağımın arkasına itekleyip, "Hâlâ gergin hissediyorum." Diye itiraf ettim. "Neden?" "Çünkü neye bulaştığımı bilmiyorum," Dilimle dudaklarımı ıslatıp, Demhat'a biraz yaklaştım. Çıplak kollarımız birbirine temas ettiğinde kolundaki sıcaklık bedenime yayıldı. Kanımın ısındığını hissettim. Hatta öyle ısındı ki bir an sırtım terledi. "Ne zamana kadar sürecek bu oyun?" Kahverengi gözleri yüzümü kısaca incelediğinde, yanaklarımın ısındığını hissettim. Hiç iyi değildim. Demhat ateş gibiydi. Yanında sürekli kanım ısınıyordu. "Bitirmek istediğin an biter," "Ne yani bana yalan mı söyledin? Şimdi istesem biter mi?" Demhat kıkırdayarak gözlerime baktı, "Yüzük takalı saatler oluyor Hazal, bu ne acele?" Parmağındaki yüzüğe kısa bir an bakarak elini yumruk yaptı. "Şimdi ne yapacağız?" "Bir süre oynayacağız." Dedi. "Neden dört yıl boyunca böyle bi oyun oynadın?" diye sordum. Dört yıl boyunca onunla dans etmiştik. Kim olduğunu bilmeden sadece tesadüf deyip geçmiştim ama değilmiş. Bu adam km olduğumu başından beri biliyordu. "Saçma olacak senin için ama, seninle dans etmek istiyordum." Dudaklarım aralandığında, bakışları kısaca dudaklarıma değip tekrar önüne döndü. "Gerçekten saçma bir şey." Deyip, ben de önüme döndüğümde kafamı ağacın gövdesine yaslayıp gökyüzündeki yıldızları izledim. "Sana kızgınım. Beni dört yıl boyunca kandırdın." "Özür dilerim çingene kızı." Aklıma gelen şeyle, kaşlarımı çatarak sırtımı ağaçtan ayırdım. "Dur sen yoksa..." bir an durup yüzüne baktım. Bakışlarını yüzüme çektiğinde, "...yoksa sapık mısın?" diye sordum, hafif kızgınlıkla. Küçük gözleri kısıldığında dudaklarından naif bir kıkırtı çıktı. "Sapık mıyım sence?" Omuzlarımı silkerek, "Sapık bir ağa bozuntusu olma ihtimalin var bence." Deyip ayağa kalktım. Eşofmanımın arkasını elimle temizlerken, Demhat'ta ayağa kalkmıştı. "Uykum geldi. Eve gidelim." Dedim. Kafasıyla onayladığında, önümde durdu. Bakışları yavaşça yüzümde tur atarken bana olan bakışları bu tahminimi gerçekleştiriyordu. Ondan kısa olduğum için başımı hafifçe yukarı kaldırmak zorunda kalmıştım. Sağ elini kaldırıp yüzüme düşen saçımı usulca kulağımın arkasına sıkıştırdı. Yanağıma değen parmaklarının sıcaklığı, tenimi karıncalandırdı. Küçük bir adım daha attığında ayakkabının ucu spor ayakkabımın ucuna değdi. Bu gereksiz yakınlaşmamız tenimde çiçekler açtırırken bütün tenimi de kaşındırdı. Yüzüme değen ılık nefesi yutkunmama neden oluyordu. "Hazal..." Durdu ve içine derin bir nefes aldı. "Bu evlilikte, istemediğin hiçbir şey olmayacak. Sadece bana güven." "Güvenimi boşa çıkardığın an bu oyun biter Demhat ağa!" dediğimde, tebessüm ederek saçımdaki elini indirdi. Bakışlarının altındaki etkiden kaçmak için hızla başımı sallayarak ata doğru ilerledim. Lakin eve varana kadar etkisi kalbimde, tenimde ve bütün bedenimde deli gibi dönüp durmuştu. Demhat ağa şimdiden beni yoruyordu. Umarım bedenimin verdiği aptal tepkiler en kısa zamanda eski haline dönerdi. Yoka bu oyun bir haftaya kalmaz biterdi. Pılımı pırtımı toplar annemin yanına bu sefer gerçekten giderdim. Hatta öyle bir gidiş olurdu ki, sonsuza kadar buraya gelmezdim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD